Navigation

Sayılamayacak Kadar Çoğuz!

Halkım ben,

hani şu sayılamayan,

hani şu çok halk.

Soluğumun öyle bir gücü var ki

sessizliği deler geçerim, dinlemem,

filiz verir, boy atarım,

zifiri karanlık demem.

Bu dizeler Şilili yazar ve şair Pablo Neruda’ya ait. 1904’te Şili’de demiryolu işçisi bir babanın ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir Neruda. 1973’te faşist darbeden 12 gün sonra hayata gözlerini yummuştur. Neruda’nın ölüm sebebi resmi kayıtlara kanser olarak geçse de aslında şüphelidir. Çünkü Neruda ülkesinde ve İspanya’da faşizme karşı mücadele vermiş, ömrünü ve kalemini mücadeleye adamış sosyalist bir ozandır.

Bu şiirinde aslında bizi bizlere ne kadar da güzel anlatmış Pablo Neruda. Ezilen halkız biz. Sayılamayacak kadar çok işçi ve emekçiyiz. Eğer bizi yapay ayrımlarla bölen patronlar sınıfının oyunlarına gelmezsek, esas olarak toplumun azınlığı olan sermayedarlar, egemenler karşısında birlik olabilirsek sayıca çok olduğumuz kadar güçlü de oluruz.

Zulüm, acı, ölüm, şu bu

Bir anda gizlerse de tohumu,

Ölmüş gibi görünürse de halk,

Döner gelir elbet bir gün nisan ayı,

Kavuşur baharına toprak,

Kızgın eller dağıtır atar ağır havayı.

Ölümün içinden yeşerir yaşamak.

Latin Amerika’da bulunan ve devrimci bir geleneğe sahip olan Şili’de, 1970 yılında sosyalist ve komünist partilerin de içinde bulunduğu Unidad Popular’ın (Halk Birliği) seçimleri kazanmasıyla Salvador Allende devlet başkanı oldu. Unidad Popular iktidarının politikaları Şili ve dünya burjuvazisini rahatsız ediyordu. Bu yüzden yerli ve yabancı sermayenin öncülüğünde 1973 yılında askeri faşist bir darbe gerçekleştirildi ve ülkenin başına Pinochet cuntası getirildi. Allende de dâhil olmak üzere 35 bin işçi, sosyalist, komünist katledildi.

Faşist general Pinochet’nin iktidarda kaldığı 14 yıl boyunca baskılar had safhadaydı. İşçi hakları gasp edildi, siyasi partiler kapatıldı. Ama bizler biliyoruz ki baskılar arttıkça, baskılara karşı direnenler de artar. Şili halkının Pinochet faşizmine karşı mücadelesi ve kitlesel eylemleri durdurulamaz bir noktaya gelince 1987 yılında Pinochet, iktidarı sivillere bırakmak zorunda kaldı. Ve Şilili işçilerin mücadelesi sayesinde parlamenter sisteme geçildi.

Egemenlerin faşist darbelerle veyahut çeşitli yol ve yöntemlerle işçilerin mücadelesine ket vurmaya çalıştığı hepimizin bildiği bir gerçek. Ama tarih bize gösteriyor ki böyle karanlık dönemler sonsuza dek sürmemiştir ve sürmeyecektir! Şu an işçiler çeşitli algı operasyonlarının, manipülasyonların etkisinde kalarak gerçekleri göremiyor olabilir. Yaşamları ve hakları için yeteri kadar mücadele etmiyor olabilir. Ama bu hep böyle gitmeyecek! Gün gelecek, kızgın eller ağır havayı dağıtıp atacak!

Bizlere ise örgütlü işçiler olarak, Neruda’nın dediği gibi gelecek olan Nisan ayına yani bahara kavuşmak için hazırlanmak düşüyor.