Navigation

Bilim Ne Yana Düşer Usta!

Egemenlerin güncel ihtiyacı silah ve o silahları kullanacak genç insanlardır. Üniversiteler de üstüne düşen görevi yapmak için canla başla çalışmaktadır. Oysa başka bir düzende, sınıfların, sınırların ve sömürünün olmadığı bir düzende yaşıyor olsaydık bilim de çok başka amaçlarla kullanılıyor olurdu. Para ve güç kaygısı değil, insanlığın çıkarları ve gelişimi olurdu tek kaygımız.

“Bilim yuvası” olarak adlandırılan üniversitelerden birinde okuyan bir öğrenciyim. Eğitimin ne kadar bilimsel olduğu konusunu bir yana bırakarak, bilimin hangi amaçlarla kullanıldığı, bizlere hangi amaçlarla öğretildiği konusuna değineceğim. Mühendislik bölümü öğrencisiyim. Okulun ilk yılında mesleğe giriş dersinde (bu derste mesleğe dair temel bilgiler verilir) en büyük sorumluluğumuzun insana ve doğaya yararlı bilgi ve teknoloji üretmek olduğu söylenmişti. O dönem kulağıma çok heyecan verici gelen bu sözler çok geçmeden yerini büyük bir hayal kırıklığına bıraktı.

İçinde yaşadığımız kapitalist düzeni anlamaya başlayınca kapitalizmin bilimi insanlığın faydasına sunacağı düşüncesinin içi boş bir iyimserlik olduğunu kavradım. Biliyoruz ki üretilen bilgi ve teknoloji insanlığın değil sermayenin çıkarlarına hizmet ediyor. Bilim insanları bu çıkarlara hizmet etmek üzere yetiştiriliyor. Bugün dünyada beş yüz binden fazla bilim insanının silah sanayi için çalışması aslında bu duruma iyi bir örnek teşkil ediyor.

Ülkelerin adeta silahlanma yarışına girdiği bu dönemde Türkiye egemenlerinin de bu konudaki çalışmaları hız kazandı. Üniversitelerin bu alanda daha fazla çalışma yapması teşvik ediliyor. Geçtiğimiz günlerde Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark A.Ş. ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş. (TUSAŞ/TAI) arasında savunma sanayinin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bir işbirliği protokolü imzalandı. Üniversitenin resmi sitesinde haber “protokol kapsamında yeni teknolojiler geliştirilmesi, TUSAŞ Teknoloji Yol Haritasında yer alan konularda bilgi birikimi oluşturulması ve yetkinlik sağlanması için üniversitemizle Ar-Ge çalışmaları yürütülecektir. Ayrıca üniversitemizin lisans, yüksek lisans ve doktora programlarının da sanayinin ihtiyaçlarına göre yönlendirilmesi sağlanacaktır” şeklinde duyuruldu. Yani insanlığın çıkarları doğrultusunda çalışmalar yapacağını düşünerek okuyan öğrenciler bu amaçlarla yetiştirilecek.

Bunun yanı sıra geçtiğimiz günlerde üniversitede katıldığım TÜBİTAK konferansından bahsetmek istiyorum. Konferansın amacının öğrencileri bilimsel çalışmaya ve proje üretmeye teşvik etmek olduğu söylenmişti. Evet, gerçekten de bunun üzerine bir konferans gerçekleştirildi. Ancak bilimden, proje geliştirmekten kastın ne olduğu da açıkça belirtildi. Sunumuna bilimin ne olduğunu anlatarak başlayan konuşmacı açıkça “bilim demek para demektir” dedi. Eğer bilimsel çalışmalar yapıp teknolojik ürünler geliştirirsek ülkemizin daha çok para kazanacağı, daha çok paranın da güç demek olduğu vurgulandı. Kendi silahlarımızı üretmemiz gerektiğinin altı bolca çizildi. Hatta konuşmanın en can alıcı kısımlarından biri de nükleer enerjisi ve nükleer silahı olmayan ülkelerin bağımsız olamayacağı konusundaydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombası atılan Japonya hatırlatılarak, Japonların o zaman güçsüz olduğu ama Japon gençlerinin bu hırsla çok fazla çalıştığı ve ülkelerini güçlendirdikleri söylendi. Diğer tüm ülkelerin düşman olduğu, Türkiye’ye satılan savaş uçaklarının programlarıyla oynandığı, düşman uçakları dost uçağı gibi gösterdiği belirtildi. Çok çalışıp kendi silahlarımızı üretip tüm dünyaya Türkiye’nin ne olduğunu göstermeliydik! Ha unutmadan, bilim yapmanın çok da kolay olmadığını ve eğer gençlerin bilim yapma niyeti varsa kesenin ağzını açmaları gerektiği de söylendi. Tüm konuşma boyunca ne insanlıktan ne üzerinde yaşadığımız dünyanın geleceğinden bahsedildi. Varsa yoksa para, silah, güç!

Ancak ne üniversitelerin silah sanayi ile işbirliği yapması ne de gerçekleştirilen bu konferans şaşırtıcıdır. Egemenlerin güncel ihtiyacı silah ve o silahları kullanacak genç insanlardır. Üniversiteler de üstüne düşen görevi yapmak için canla başla çalışmaktadır. Oysa başka bir düzende, sınıfların, sınırların ve sömürünün olmadığı bir düzende yaşıyor olsaydık bilim de çok başka amaçlarla kullanılıyor olurdu. Para ve güç kaygısı değil, insanlığın çıkarları ve gelişimi olurdu tek kaygımız. Bugün insanlığın pek çok sorunu bilimsel çalışmalarla ortadan kaldırılabilirdi. Bunlar birer hayalden ibaret değil, işçi sınıfı bu sömürü düzenini yıktığında bilimin önündeki tüm setleri de yıkmış olacak. Bilimin özgürce ve insanlığın çıkarları doğrultusunda yapılacağı o dünya için canla başla mücadele edelim!