Navigation

Adaleti Olmayan, Adalet Dağıtamaz!

“Olayları durdurun, yoksa Ulusal Muhafızları gönderirim!” ABD Başkanı Donald Trump, Minneapolis’te eyleme katılanları, sosyal medya üzerinden böyle tehdit etti. George Floyd’un polisler tarafından katledilmesine öfkelenen siyah ve beyaz emekçilerin eylemleri diğer eyaletlere ve hatta başka ülkelere sıçradı. Floyd gözaltına alınmış, polisin işkencesi sonucu hayatını kaybetmişti. Onu gözaltına alan polisin uzun süre ensesine diziyle basmasıyla can çekişen Floyd, nefes alamadığını haykırmıştı. Floyd’un yaşamının son dakikalarındaki bu yakarışı, yüz binlerce insanın isyanının sloganı haline geldi: “Nefes Alamıyoruz!”

Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada ırkçı saldırılara karşı tepki yükselirken bir tepki de Erdoğan’dan geldi: “Yapılan saldırının ırkçı ve faşist yaklaşımı hepimizi üzmekle kalmamış, aynı zamanda tüm dünyada karşı durduğumuz adaletsiz düzenin en acı verici tezahürlerinden biri olmuştur. İslam medeniyetinin bir üyesi olarak bu insanlık dışı mantaliteyi kınıyorum. Nerede ne bağlamda ne şekilde olursa olsun Türkiye, daima insanlığa karşı her türlü saldırıya karşı durmuştur.” Erdoğan devamla şu ifadeleri kullandı: “Bu ilke doğrultusunda ırk, renk, din, dil ya da inanca dayalı hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm insanlığın haklarını korumak için mücadele vermeye devam edeceğiz.”

Tüm insanlığın haklarını korumak ve bunun için mücadele etmek! Vay bee! Cumartesi Anneleri ilk defa 27 Mayıs 1995’te toplandılar ve 25 yıldır aynı amaç için toplanıyorlar. Gözaltında kaybedilen çocuklarının, eşlerinin, yakınlarının hesabını sormak, akıbetlerini öğrenmek ve onlardan geriye kalanlara ulaşabilmek istiyorlar. Yıllarca yok sayıldılar, görmezden gelindiler; sözde ırkçı ve faşist saldırılara karşı olanlar tarafından! Mesela eylemlerinin 700. haftasında polis saldırdı bu annelere, çocuklarının mezarlarını sordukları için ters kelepçe ile gözaltına alındılar.

Bu coğrafyada ana olmak zor! Silopi’de Taybet Ana mesela, tam 7 gün boyunca cansız bedeni sokak ortasında boylu boyunca uzanmıştı. Oğlunun dileği anasının vurulduğu an ölmüş olmasıydı! Nihayetinde Taybet Ana öldürüldükten tam 23 gün sonra toprağa verilebildi, din, dil, ırk ayrımı yapmayanlar tarafından! Dedik ya bu coğrafyada ana olmanın bedeli ağır oluyor!

Hatun Ana ne acılar çekmişti yaşarken… Tek vasiyeti Ankara İncek’te gömülmekti. Kalabalık bir grup faşist çıktı bir anda ortaya ve “bu kadın hem Kürt hem Alevi! Bu mezarlıkta vatan hainlerine yer yok!” dediler. Linç etmeye kalktılar bir insana son görevini yapmak ve cenazesini gömmek için toplanan insanları, polis hiçbir müdahalede bulunmadı.

Peki, ya çocuklar ölmesin diyen Ayşe öğretmen? Minicik bebeği varken tutuklandı cezaevine gönderildi. Suçu neydi hatırladık mı? “Devletin bölünmez bütünlüğüne” karşı çıktığı yazıyordu tutanaklarda, barışı savunmuştu Ayşe öğretmen.

Annelere, çocuklarının kemikleri PTT aracılığıyla, yani kargoyla gönderildi daha yakınlarda... Evet, bir tabuta sığmamıştı vicdanları, sözde insanlığa karşı her türlü şiddeti kınayanların!

Ali El Hemdan’ın, 19 yaşında Suriyeli bir göçmenin katledişine sesiz kalmıştı, insanlığa karşı işlenen her türlü suça karşı olanlar! Sorsan ABD’de olanlarla ne ilgisi var! Burada insanların sağlığı düşünülüyor, polis en mukaddes şekilde görevini yerine getiriyordu! Konu insan sağlığıydı yine, 7 yaşında bir çocuk silahlarla, panzerlerle kovalanırken! Evinin önünde oturan bir baba, sokağa çıkma yasağına sözde uymadığı için eşi ve çocuklarının gözü önünde dövülürken de, Eyüp’te fırına giden vatandaş yoldan çevrilip ulu orta bekçiler tarafından dövülürken de…  Kadıköy’de bir motokuryeye tokat atan, “ben devletim ulan” diyen polis, acaba hangi ilkeli davranışın tezahürünü gerçekleştirmişti?

Soma’da yaşamını üç kuruş için kaybeden madencilerin yakınlarını tekmelediler, her duruşma günü gazları ile tomaları ile işçi ailelerine saldırdılar. Zeytinliklerinin gasp edilmemesi için direnen teyzeleri terörist ilan ettiler, dövdüler! Hatırlayalım, çok olmadı, insanların ölülerini yıkamasına izin verilmedi, cenazeleri kaçırıldı, toprak altından çıkarılıp yakılmakla tehdit edildi bu topraklarda. Tahir Elçiler, Dilek Doğanlar, Alan Kurdiler, Ali İsmail Korkmazlar, Berkin Elvanlar… Bunlar yakın örnekler, daha nicelerin hakkı korundu mu ki tüm insanlığın hakkını korunmaya çalıştıklarını söylüyorlar!

Kendi düzenleri için dünyayı bir hapishaneye çeviren egemenler, işçi ve emekçilere azgınca saldırıyor. Bugün tüm dünyada baskılar artıyor, otoriter ve totaliter rejimler yükseliyor. Konu başka ülke olunca vicdan, insanlık dışı davranışlar, insanların değerleri ikiyüzlüce ağızlara alınıyor. Riyakârlık bu düzenin temsilcilerinin gerçek ilkesi haline gelmiş durumda. Çürümüş ve yozlaşmış gerici bir sistemin, tüm insanlığın haklarını koruması ve sözde bunun için mücadele etmesi mümkün olamaz! Adaleti olmayanlar adalet dağıtamazlar!

Fransa’da kendilerine “siyah yelekliler” diyerek alanlara çıkan göçmen işçiler, İtalya’da Milano meydanında toplanan “turuncu yelekliler”, İspanya’da eyleme geçen Nissan işçileri, Şili ile beraber Latin Amerika’daki kitleler, Lübnan’da işsizliğe, açlığa hapsedilmeyi kabul etmeyen emekçiler…  İsyan ateşi tüm dünyayı yeniden sarıyor. Ateşin buralara ulaşacağı günler de yakındır. O günlerin hazırlığını yapmak, gerekli çalışmaları ve sınıf içinde örgütlülüğümüzü güçlendirmek sınıf devrimcilerinin en önemli görevidir. Hafızamızı, sınıf kinimizi, düzene karşı öfkemizi diri tutacağız! Bize bu yaşattıklarının hesabını soracağız! Elif Çağlı’nın da dediği gibi;

Yaşamak…

Yeşermek bitkiler gibi

Yaşamak…

Dönüşmek geleceğe

Güçlü ellerle kavrayıp çelişkiyi

Birlikte dövüşüp

Birlikte büyütmek

Geleceği