Sırbistan’da Öğrenci Listesi Seçimleri Kazandı
Son yıllarda dünya genelinde gençlerin, işçilerin, emekçilerin, emekçi kadınların kapitalizmin neden olduğu çoklu krizlere karşı milyonlar olup meydanlara taşan öfkesi, yeni bir döneme girildiğinin de sinyallerini veriyor. 1990’ların başında SSCB’nin çökmesi sonrası kapitalizmin alternatifsiz en iyi sistem olduğuna dair yalanların ve ideolojik saldırıların etkisiyle özellikle gençlerin mücadeleden uzaklaşması, 2000’li yılların başından itibaren etkisini kaybetmeye başladı.
1999’un son aylarında Seattle’da Dünya Ticaret Örgütünün konferansını protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen ve günler süren öğrencilerin ağırlıkta olduğu eylemleri, 2011’de tüm dünya meydanlarını hareketlendiren Kuzey Afrika ve Arap coğrafyasındaki kitle isyanları, aynı yıl ABD’de gerçekleşen Occupy Wall Street (Wall Street'i İşgal Et) eylemleri, 2018-2019 yıllarında yine yükselen ve dünya meydanlarını dolduran milyonların yoksulluğa, işsizliğe, yolsuzluklara, otoriter liderlere karşı protestoları izledi. Eylemler pandemi dönemindeki yasaklar nedeniyle biraz geri çekilse de kısa bir süre sonra çok daha öfkeli, çok daha gençleşmiş olarak tekrar yükselme eğilimine girdi. Son yıllarda ABD’de gelişen hem Trump’a hem de savaş yanlısı politikalara karşı milyonların katıldığı protestolar, şimdilerde ise Fransa, İspanya, Arnavutluk, Yunanistan, Hindistan gibi ülkelerde başını gençlerin çektiği eylemler gerçekte uzun yıllardır hem kapitalizmin sorunları çoğaltıp derinleştirmesi hem de 2000’lerden beri birikerek ilerleyen eylemlerin sonucunda gerçekleşiyor. Yani kapitalizm kendi mezar kazıcısını yaratıyor ve zulmün karşısında isyan ateşi yanmaya devam ediyor. Bütün bunlar kapitalizmin neden olduğu çoklu krizlere ve bu krizleri aşmak için militarist politikalara yaslanan, gittikçe otoriterleşen burjuva iktidarlara karşı kitlelerin çıkış yolu aramalarının ifadesidir. 2000’li yıllarda başlayan ve son yıllarda özellikle Gazze ve Ukrayna savaşının ekonomik ve siyasi etkileriyle yeni bir sürece giren bu tepki isyanları belli ki devam edecek. Kitleler yenecek, yenilecek ve yenilgilerinden dersler çıkaracak. Ta ki devrimci işçi sınıfı önderliğinde kapitalizmi temelinden yıkma perspektifini kazanana dek.
25 Ekimde Sırbistan’da Öğrenci Listesi adıyla seçimlere giren ve daha çok üniversite öğrencilerinin belirlediği muhalif listenin kayda değer bir başarı elde etmesi de bu sürecin parçasıdır. Hem Sırbistan örneği hem de dünya genelinde özellikle gençlerin başını çektiği yoksulluğa, işsizliğe, yolsuzluklara, gençlerin geleceğinin çalınmasına, savaş bütçelerine, otoriter rejimlere, faşizme karşı gelişen mücadeleler yıllar içinde büyüyen öfkenin somut olarak dışa vurumunu ifade ediyor.
Sırbistan’da, katılımın geçmiş yıllara göre artarak yüzde 70’e ulaştığı (2023 seçimlerde katılım oranı yüzde 58’de kalmıştı) son seçimlerde Öğrenci Listesi oyların yüzde 53’ünü alarak 250 sandalyeli mecliste 140 sandalye kazandı. Yıllardır ülkeyi otoriter bir rejimle yöneten Aleksandar Vucic’in lideri olduğu Sırp İlerleme Partisinin (SNS) başını çektiği koalisyon ise oyların yüzde 39’unu alarak 103 sandalyede kaldı. 2023 seçimlerinde Vucic’in sağ koalisyonu yüzde 46,7 oyla 129 milletvekili çıkarmış, en büyük muhalefet koalisyonu yüzde 23,6 oyla 65 sandalye kazanmıştı.
Muhalif emekçilerin “bunlar başımızdan gitmez” duygusu içine girdiği bir atmosferde, Öğrenci Listesinin böyle bir başarı elde edebilmesinin arkasında özellikle son iki yıldır tüm baskı ve saldırılara karşı kesintisiz devam eden bir mücadele var. Başını üniversite öğrencilerinin çektiği bu mücadele, Vucic iktidarının hayatlarını karartan politikalarından bıkmış olan emekçi kitleleri de içine çekmiştir. Hareketin hedefleri, sınıfsal karakteri, bileşimi, dünya savaşı ve tarihsel kriz koşullarının etkileri ve burjuvazinin alabildiğine daralan tahammül sınırları, Sırbistanlı emekçilerin önünde belirsizliklerle dolu bir süreç uzandığını gösteriyor. Tüm bunlara rağmen Sırbistan’da yaşananlar devlet ve medya gücünü elinde tutan otoriter iktidarlara karşı mücadelenin gelişebilmesinin yolunun emekçi kitlelerin bizzat bu mücadelenin içinde olması ve örgütlü hareket etmeleriyle mümkün olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Muhalefet partilerinin bir kısmının da desteğini alan Öğrenci Listesine son seçimlerde başarı getiren mücadelenin başlangıcı, 1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki bir tren istasyonunda kısa süre önce yenilenen beton sundurmanın çökmesi sonucu 16 kişinin ölmesinin ardından başlayan “Yolsuzluk Öldürür” protestolarına dayanıyor. Facianın hemen ardından hükümeti yolsuzluk ve ihmalle suçlayan öğrenciler sorumlulardan hesap sorulması, ihale dosyalarının açıklanması talebiyle meydanlara çıktı. Üniversitelerde boykot ve işgal eylemleri başladı. Öğrenciler protestoları bastırmak amacıyla yapılan saldırılara boyun eğmediler, eylemleri büyüterek devam ettirdiler. Yüz binlerce kişinin katıldığı protestolar örgütlediler. Öğrencilerin eylemlerine iktidarın politikalarından bıkan muhalif kesimler de destek verdi. Esnaf dükkanlarını kapattı, çiftçiler traktörlerle yolları kesti, taksi şoförleri ücretsiz ulaşım hizmeti verdi. Gösterilere eğitim, ulaşım, enerji sendikaları başta olmak üzere birçok sendika da katıldı. Eylemlere katılanlar kırmızıya boyadıkları ellerini havaya kaldırarak, iktidardakilere “kan sizin ellerinizde” dediler.
Protesto eylemlerinin bu kadar uzun süre devam edebilmesi emekçi kitlelerde biriken öfke kadar, örgütlü olarak ilerletilmesiyle de ilişkiliydi. Öğrenciler üniversitelerde oluşturdukları kurullar aracılığıyla kararlar alıyor, tartışmalar sonucunda uzlaşma sağlanamazsa çoğunluğun kararı geçerli oluyordu. Hareketle bağlantısı olmayanlar toplantılara alınmıyordu. 14 yıldır Sırbistan’ı otoriter bir rejimle yöneten Vucic iktidarından hesap sormaya odaklanan hareket, herhangi bir burjuva muhalefet partisine yaslanmamasının da etkisiyle muhalif kitleleri ortak talepler etrafında birleştirmeyi başardı. Öğrencilerin üniversitelerde oluşturduğu kurulların benzeri bir yapı halk meclisleri olarak mahallelerde ve belediyelerde de örgütlendi. Sorunların tartışıldığı halk meclisleri Sırbistan’da Zbor denilen tarihsel bir gelenekten geliyor.
Tren istasyonundaki yenileme çalışmaları başladığında Novi Sad’ın belediye başkanı olan ve sonradan Başbakan seçilen Miloš Vučević ve bazı yetkililer 28 Ocakta istifa etti ama bu istifalar protesto eylemlerini durdurmaya yetmedi. 15 Mart 2025’te Belgrad’da gerçekleştirilen, Sırbistan tarihindeki en büyük protesto eylemine ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ine denk gelen 300 binden fazla kişi katıldı. On binlerce kişi Sırbistan devlet televizyonu RTS’nin önünde toplanarak, hükümet yanlısı, yalan haber yaptığı için kanalı protesto etti.[1] Devletin tüm imkânlarını ve paramiliter güçleri kullansa da gösterileri bastırmayı başaramayan Vucic, geçtiğimiz Eylül ayında erken seçim kararı aldı ve Anayasa gereği üçüncü kez aday olamayacağı için Cumhurbaşkanlığından istifa etti ve Başbakan olmak için aday oldu.
Baskın seçimin doğurduğu zorluklara rağmen, öğrenci hareketi “Öğrenci Listesi-Öğrenciler Kazanıyor” sloganıyla seçimlere katıldı. Öğrenci hareketi bir siyasi parti değil. Yolsuzluklara, Vucic’in otoriter rejimine, medyanın kontrol altında tutulmasına, baskılara karşı parlamenter demokrasinin işletilmesi talebiyle seçimlere katıldı ve siyasi iktidardan hoşnutsuz kitlelerin oyunu almayı başardı. Öğrenciler seçimlere katılacak milletvekili aday listesini üniversitelerde oluşturdukları kurullarda belirlediler. Yarısı eğitimci ve akademisyen olan, bunlar dışında içinde mühendislerin, hukukçuların, işçilerin, çiftçilerin, emeklilerin, sanatçı ve sporcuların olduğu adaylar bu kurullarda yapılan tartışmalar sonrasında belirlendi. Adayların ortak vaatleri yolsuzluğun ortadan kaldırılması, devlet kurumlarında kadrolaşmanın önüne geçilmesi, hesap verilebilirlik ilkesinin geri gelmesi. Kazanan adaylar arasında 2010-2012 arasında Sırbistan Merkez Bankası Başkanlığı yapmış Dejan Šoškić de var, lityum madenciliği projesine karşı yürütülen mücadelenin önde gelen isimlerinden Zlatko Kokanović de.
Öğrenciler seçim öncesinde 11 maddelik bir program açıkladılar. Bu program yargı bağımsızlığı, kamu görevlilerinin mal varlıklarının kaynağının araştırılması, yolsuzlukların üzerine gidilmesi, kamuda liyakat, medya bağımsızlığı, ücretsiz ders kitapları, uygun fiyatlı konut, çiftçilere destek, belirli süreli iş süresinin 12 aya indirilmesi gibi hedefler içeriyor. Öğrenciler, iktidarından muhalefetine burjuva siyasetçiler marifetiyle alabildiğine kutuplaştırılan emekçilere tek tek gittiler, “her köyde bir öğrenci” kampanyasıyla 400’den fazla yerleşim yerini, on binlerce evi ziyaret ettiler, “Anayasanın Koruyucuları” adını verdikleri bisiklet turlarıyla ücradaki küçük köylere dahi giderek programlarını anlattılar. Umudunu kaybetmiş, hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanan ya da iktidarın oy deposu olarak görülen insanları kendi listelerine oy vermeye ikna ettiler. Bu tarz siyaset yapma biçimi üniversite öğrencilerinin keşfettiği bir yenilik değildi. Tarihten öğrenmeyi de bilmişlerdi. “Balkan Kasabı” olarak anılan Slobodan Miloseviç’in 2000 yılında büyük protestolar sonrası yenildiği seçimlerde, 1998 yılında üniversitelerde yaşanan baskıcı uygulamalara karşı ortaya çıkmış olan Otpo (Direniş) hareketinin aktivistleri de benzer çalışmalar yürütmüş, Miloseviç’in yenilgisinde kilit rol oynamışlardı. Vucic’in daha önceki seçimlerde yaptıklarından da ders çıkaran öğrenciler, seçimlerde hile yapılmasını önlemek için sandık müşahitleri belirlediler, bu müşahitlere sandık eğitimleri verildi.
Sırbistan’da emekçi halkın yolsuzluklara, çevre sorunlarına, seçimlerde yapılan usulsüzlüklere, muhaliflere yapılan baskılara, kamu kurumlarının siyasi iktidarın emrinde çalışmasına, liyakatsizliğe karşı yürüttüğü mücadele yıllara yayılıyor. Slobodan Miloseviç’in kitle isyanının etkisiyle devrilmesi sonrası 2000 yılında iktidara gelen Sırp Demokratik Muhalefeti (DOS), 2012 yılında seçimleri kaybederek iktidarı Sırp milliyetçisi Radikal Partiye bıraktı. Bu partinin de bölünmesinin ardından Vucic liderliğinde kurulan Sırbistan İlerleme Partisi (SNS) kurduğu sağ koalisyonla, 2012 yılında “yolsuzluklarla ve işsizlikle” mücadele etme vaadiyle iktidara geldi. Sırp emekçiler 2017’de, Vucic’in Cumhurbaşkanı seçildiği seçimlerde yapılan hilelere karşı meydanları doldurdu. 2018-2020 yılları arasında ise yasaklara ve yolsuzluklara karşı, Vucic’in “beş milyon sokağa çıksa da istediklerini yapmam” sözlerinin de tetiklemesiyle “Ben beş milyondan biriyim” protestolarını örgütlediler. 2021-22 yılarında da başta lityum madeni projesi olmak üzere çevre düşmanı politikaları protesto ettiler. 2023’te iki okulda gerçekleşen silahlı saldırılar sonrası “şiddete karşı Sırbistan” şiarıyla örgütledikleri protestolarda okullardaki güvenlik sorunlarının çözülmesini ve sorumluların istifa etmesini talep ettiler.
Sırbistan’da öğrencilerin kararlılıkla sürdürdüğü ve emekçi kitleleri peşine taktığı, nihayetinde de burjuva parlamentarizminin dar sınırlarında dahi olsa kazanım elde ettiği bu hareket öncelikle “bunlardan bir şey olmaz” denilen gençlerin gerçekte nasıl da umut veren bir dinamizme sahip olduğunu göstermiştir. Eylemlere katılan bir gencin “biz sadece kafasını telefona gömen gençler değiliz” sözleri ve hareketi sürdüren öğrencilerin bir yandan sosyal medyayı etkin kullanarak ama bununla yetinmeyip örgütlenerek en ücra köyleri dahi ziyaret edip farklı düşünenlere taleplerini anlatma çabası içine girmeleri, tüm bunlarla beraber geçmiş mücadele deneyimlerini bugüne taşımaları kazanılan başarının kilit unsurlarıdır.
Başta da belirttiğimiz gibi, Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya dünya işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin en başta da gençlerin kapitalizmin yarattığı devasa sorunlara karşı isyanı 2000’li yıllardan bugüne birikimli bir şekilde gelmiş ve bugün yeni ve daha cesur bir evreye girmiştir. Elbette, devrimci Marksizm perspektifinden baktığımızda yaşanan kitle hareketlerinde en başta devrimci işçi sınıfının siyaseti, talepleri ve yönlendirmesinin eksikliği yaşamsal önemdedir. Ancak bu isyanlar doğru değerlendirildiğinde ve işçi sınıfının doğru tarzda örgütlenmesi için çalışıldıkça işçi sınıfının örgütlülüğünü de güçlendirecektir. Tam da bu noktada bitirirken faşizm altında koyu bir karanlık dönemden geçen Türkiye için Oktay Baran’ın “Rejim Çürüyor ve Kan Kaybediyor” makalesinin son vurgusunu hatırlatalım: “Dünyada isyan alevleri giderek yükselirken Türkiye’de gericilik döneminden geçiyoruz. Elbet Türkiyeli emekçiler ve gençler de eninde sonunda dünyadaki isyan dalgasının bir parçası olacaklardır. Böylesi gericilik dönemlerinde dikkatleri içeride yaşanan olumsuzluklara ve faşizmin belirlediği siyaset sahnesindeki günübirlik gelişmelere odaklamak doğru bir tutum değildir. Emekçilerin ve ilerici gençlik hareketlerinin küresel yükselişini gündemde tutmak önemlidir. Dünyanın nereye doğru gittiğini daha derinden kavramak ve mücadeleci işçilere de bunu kavratmak gerekiyor.”[2]
[1] Seçimden bir gün sonra RTS televizyonun ana haber programında yıllarca yalan haber yaptıkları için kanal adına özür dilendi: “Yıllarca görevimizi yerine getiremedik. Sessiz kaldık, göz yumduk, olayları tek taraflı bildirdik ve gerekli soruları sormadık. Bunun için izleyicilerimize bir özür borçluyuz.”
[2] Oktay Baran, Rejim Çürüyor ve Kan Kaybediyor, 28 Ekim 2026, https://marksist.net/node/8859