İran’da Rejim Emekçilere ve Kürtlere Kan Kusturuyor
İran’da onlarca yıldır işçi sınıfına, muhaliflere, Kürtlere düşmanca bir tutum sergileyen Molla rejimi ABD ve İsrail’le yürüyen savaş koşullarında bile aynı kesimlere bedel ödetmeye devam ediyor. Rejimin yaşattığı tüm baskı koşullarına rağmen son yıllarda sınıf hareketinde ve Kürt halkının yürüttüğü mücadelede çok belirgin bir yükseliş söz konusuydu. Şubat ayında başlayan savaşla birlikte rejim en ufak bir sesi bile İsrail-Amerikan ajanlığıyla suçlayıp bastırmaya girişerek muhalefeti mutlak bir şekilde sindirmeye çalıştı. Fakat tutuklamalara, işten çıkarmalara, uydurma suçlamalara, fiziksel şiddet ve baskı yöntemlerine, işkencelere ve hatta idamlara rağmen protestoların, grevlerin yeniden boy göstermeye başladığı görülüyor. En basit demokratik haklar için, biraz daha iyi geçinebilmek için, yasadışı ilan edilen sendikalarda örgütlenmek için bile ağır bedeller ödeyen işçiler, emekçiler, Kürtler direnmeye çalışıyorlar.
Tebriz’de Makine İmalat Grubundan 1600 işçi[1] maaşlarının iki aydır ödenmemesi nedeniyle Haziran ve Temmuz aylarında iki gün iş bıraktı. Tecriş’te yaklaşık 700 maden işçisi, Haziran ayı maaşlarının ödenmesi ve iş güvenliğine uygun olmayan çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle maden sahasında toplanarak bir protesto gerçekleştirdi. Kirman eyaletinde Hamkar kömür madeninde de 600’den fazla işçi devlet tarafından işletilen bir kuruluşta Nisan-Mayıs ayına ait ücretlerinin sadece bir kısmının yatırılmasını protesto ettiler. Şirket yetkilileri kömür satışının gerçekleşmemesini gerekçe göstererek ücretleri eksik ve gecikmeli ödüyor. Maden işçileri son yıllarda yaptıkları eylemlerle ses getiriyor. Diğer devlet işletmelerinde de benzer ücret gecikmeleri ve çözülmemiş işçi şikayetleri artmış durumda. En zorlu dönemlerde, savaşlarda bile madenlerde çalışmaya devam eden işçiler, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun çok kötü olduğu gerekçe gösterilerek son derece düşük olan ücretlerinden bile mahrum bırakılıyorlar.
Savaş koşullarını gerekçe göstererek işçi sınıfını açlığa mahkûm eden (asgari ücretin 18 ayar bir gram altına denk gelmesi geçim koşullarının ne düzeyde olduğunu gösteriyor) Molla rejimi, sıra kendi rejimini güçlü göstermeye geldiğinde her türlü imkânı seferber ediyor! Ali Hamaney’in cenazesi için yapılanlar bunun çok çarpıcı bir örneğidir!
28 Şubatta İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısında ölen Hamaney ve ailesinden dört kişi için 3-9 Temmuz tarihleri arasında cenaze töreni düzenlendi. Şii dünyasının lideri olarak kabul edildiği için Tahran’dan Kum’a il il gezdirilen, Irak’ın Necef ve Kerbela şehirlerinden geçirilerek memleketi Meşhed’e getirilen Hamaney burada toprağa verildi. ABD ile ateşkes müzakereleri sürerken, “düşmana direniş gösteren, liderlerine ve rejime sahip çıkan” coşkulu bir kalabalık görüntüsü yaratmak için devletin tüm imkânları seferber edildi. Çok sayıda kamu çalışanının, askerin, öğrencinin ve işçinin etkinliğe katılımının zorunlu tutulduğu, birçok şehirden ve köylerden otobüsler kaldırıldığı cenazede, tüm o kalabalığın kendiliğinden oluştuğu algısı yaratıldı. Rejimin siyasi meşruiyetini göstermek için organize ettiği bu gösteride kamu kaynakları devasa ölçülerde seferber edilerek ülkenin bazı bölgelerinde hayat durma noktasına getirildi. Ulaşım, konaklama, yiyecek, içecek imkânları sağlanarak milyonlarca insan harekete geçirilip, bir hafta boyunca büyük yürüyüşler, törenler düzenlendi. Devlet medyasındaki haberlere göre, yalnızca Tahran’daki tören için 12 bin ton temel ihtiyaç maddesi tedarik edildi. Bunlar arasında binlerce ton pirinç, sıvı yağ, et ve kümes hayvanının yanı sıra yaklaşık iki milyon adet ekmek de yer alıyor. Tahran’da okullarda, camilerde, stadyumlarda, idari binalarda ve parklarda bir milyondan fazla insan için konaklama imkânı sağlandı. Ulaşım için yüzlerce otobüs, taksi, minibüs tahsis edildi. Acil durum birimleri, kolluk kuvvetleri, itfaiye ve belediyelerden binlerce personel görevlendirildi. Cenaze töreni için Tahran ve birçok şehirde sokaklar trafiğe kapatıldı, ulaşım güzergâhları değiştirildi, uçuşlara ve şehir içi trafiğe yönelik kısıtlamalar getirildi.[2] Hamaney’in cenazesi ekonomik kriz ve savaş kayıplarının ortasındaki bir güç gösterisine dönüştü. Resmi olarak açıklanmamakla birlikte yaklaşık 7 trilyon tomana (36,3 milyon dolar) mal olduğundan bahsedilen bu şatafatlı cenaze töreni İran halkının yüksek enflasyon, dibe vuran alım gücüyle, konut kriziyle, ilaç kıtlığıyla, savaştan kaynaklanan ağır kayıplarla boğuştuğu bir dönemde yapıldı. Milyonlarca İranlı geçim krizi ve savaşın sonuçlarıyla boğuşurken, işçilerin en küçük hak talepleri görmezden gelinirken, hatta kanlı bir şekilde bastırılırken, Molla rejimi böylesi bir siyasi etkinlikle “yıkılmadım, ayaktayım” demeye, hâlâ güçlü olduğunu göstermeye çalıştı.
Cenaze merasiminin ana sloganlarından biri “Ayağa kalkmalıyız” idi. Bu sloganla rejim, emekçilerden, kanlı politikalarına ve zulmüne sorgusuz sualsiz destek vermelerini istiyor. ABD ile İsrail’in saldırıları devam ederken bile rejim ağır baskılarından geri adım atmıyor! Mutlak bir güç ve kontrol sahibi imajı çizmek amacıyla gözaltındakilere kırbaç ve çeşitli işkence yöntemleri uyguluyor, operasyonlar sırasında infazlar gerçekleştiriyor, hapis cezaları ve dehşet yaratan idam cezaları vermeye devam ediyor. Son yıllarda gerçekleşen halk ayaklanmalarına katılan binlerce kişi bu gibi ağır cezalara çarptırıldı ve adeta yok edildi!
Molla rejimi kendi bekası için toplumu korkuyla teslim almaktan, kendi halkıyla savaşmaktan, demokrasi ve özgürlük isteyen kesimleri, muhalif sesleri yok etmekten geri durmuyor, idam cezasını elindeki en güçlü siyasi baskı aracı olarak kullanıyor. İnfazların tam sayısı resmi olarak açıklanmazken, idam sehpalarında can veren kadın ve çocukların sayısı da giderek artıyor. Gözaltındayken meydana gelen şüpheli ölümler, infazdan önce cezaevindeki sorgu ve işkencelerden, dayatılan kötü koşullardan kaynaklı olarak hayatını kaybedenler hesaba katılmadığında bile 2010 yılından bu yana İran’da resmi olarak 8800’den fazla idam kayda geçmiştir. 2024’teki İsrail-ABD saldırısını takiben yapılan idamlarda keskin bir artış meydana geldi. O dönemde rejim günde 5-6 infaz gerçekleştirerek özgürlük ve demokrasi talepleriyle daha iyi yaşam koşulları isteyen topluma dehşet saçtı. 2026 yılında da idamlar hız kesmedi. Rejim son dört ayda (İran’da yılbaşı olarak kabul edilen 21 Marttan bu yana) en az 301 kişiyi idam etti. Temmuz ayı içinde 16 günlük bir süre zarfında ülke genelindeki çeşitli cezaevlerinde en az 58 mahkûm idam edildi. İnfazların önceki aylara oranla azalma göstermesinin en önemli sebebi Hamaney’in cenaze töreniyle aynı döneme denk gelmesiydi. İranlı yetkililer bu dönemde infaz sayısını azaltarak hem yurtiçindeki hem uluslararası düzeydeki tepkileri yatıştırmayı amaçlamıştı.[3] Ama kısa bir süre içinde korkuyu yeniden körüklemeye başladı ve 28 Temmuzda iki kişi halka açık bir şekilde idam edildi.
Ne var ki, tırmanan bu baskı karşısında, idam cezasına yönelik tepkiler daha da güçlenmeye başladı. Cezaevlerinde mahkûmlar, bir yılı aşkın süredir devam eden ve küresel destek gören bir protesto hareketi olarak “İdamların Olmadığı Salılar” kampanyasını başlattı. Bu hareket, İran’da idam cezasının kaldırılmasına yönelik mücadelede bir dönüm noktası olma özelliği taşıyor. İlk kez, mahkûmların öncülük ettiği bir taban hareketi, yalnızca siyasi idamları değil, tüm idamları her hafta protesto ediyor. Yine benzer bir şekilde Qezel Hesar (Kızıl Hisar) cezaevindeki 1500 mahkûm 12 Temmuzda açlık grevi başlattı. Daha önce benzer eylemlerde belli ölçülerde geri adım atan cezaevi yetkilileri son dönemlerde mahkûmların protesto ve taleplerini görmezden gelmekle kalmayıp, bazı mahkûmları koğuşlardan hücrelere almaya, mahkûmlar üzerindeki baskıyı daha da arttırmaya başladı. Mahkûmların hücre hapsine gönderilmelerini kısa süre içinde infaz edileceklerinin sinyali olarak görerek başlatılan bu protesto, son yıllarda en geniş çaplı kitlesel mahkûm protestolarından birine dönüşmüş durumda.
İran rejimi, Kürt muhalif partileri de giderek artan bir şekilde ciddi bir tehdit olarak nitelendiriyor. Kürt aktivistler, avukatlar, öğretmenler İran’ın çeşitli eyaletlerinde baskılara ve idam kararlarına karşı grev ve protestolar düzenliyor. Bu eylemlere katılan Kürtler “bölücülük” yaptıkları gerekçesiyle tutuklanıyor, hapsediliyor ve hatta bazıları idam ediliyor. Zaman zaman Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde tutuklama dalgaları yaşanıyor. Bu, İran Kürdistanı’ndaki sosyo-politik hareketi bastırmaya yönelik rejimin alışagelmiş politikalarından biri haline gelmiş durumda. Kürt hareketi İran’daki en dinamik hareket olduğu için bu tür baskılar hiçbir zaman durmamıştır. Kürt partileri geçtiğimiz on yıl boyunca defalarca grev veya protesto çağrısında bulunmuş ve bu çağrıları ağır baskı koşullarına rağmen olumlu karşılık bulmuştur. Rejimin Kürtlere dönük saldırıları Eylül 2022’de Mahsa Amini’nin ölümünün ardından yükselen halk hareketinden sonra çok daha ağırlaştı. Kürtler, İran’daki tek veya en büyük etnik azınlık olmasa da, yalnızca stratejik coğrafi konumları nedeniyle değil, aynı zamanda bölgesel özerklik, kültürel haklar ve demokrasi mücadelesi geçmişi sayesinde, İran’daki kritik siyasi dönemeçlerde sürekli olarak öne çıkmış ve dikkatleri üzerine çekmiştir.
47 yıldır İranlı emekçileri sosyal, siyasal baskılarla ve ekonomik yıkımla boğan, ülkeyi açık hapishaneye çeviren Molla rejimi, iktidarını sorgulayan binlerce kişiyi katletmekten çekinmezken, İsrail ve ABD’ye karşı yürüttüğü savaşta mağduru oynayarak yeniden güçlenmeye çalışıyor. Her dönem işçi ve emekçilerin, ezilen halkların cellâdı Molla rejimini savunmanın ne anlama geldiğini bir de bu yaşanan gerçeklerin penceresinden ve sınıfsal perspektiften değerlendirmek gerekmez mi?