sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > "Yapay Zekâ" > "Yapay Zekâ": Yanılsamalar, Tehlikeler ve Gerçeklik /2

"Yapay Zekâ": Yanılsamalar, Tehlikeler ve Gerçeklik /2

2. Bölüm
Daha da Bozulan İnsan Psikolojisi

yz-3.png

Bu noktaya kadar YZ’nin insanın bilişsel yetenekleri açısından doğurduğu ve doğurabileceği sorunlara değindik. Buna rağmen, cep telefonlarından, bilgisayarlardan vb. vazgeçemeyeceğimize göre, ya da vazgeçemediğimiz ölçüde, onlarla tamamen entegre olan YZ’yi de hayatımızdan tümüyle çıkarmanın mümkün olmadığını biliyoruz. Bu yüzden, çözüm, onun doğurduğu tehlikelerin hakikaten farkında olmak ve onu bir bilgi edinme kaynağı olarak bilinçli ve kontrollü şekilde kullanmaktan geçiyor.

Her ne kadar birçok insan “ben zaten öyle kullanıyorum” dese de çoğunluk için bu farkındalıktan bahsetmek mümkün değildir. YZ’lerin azımsanmayacak bir kesim –özellikle de gençler– için dijital bir yaşam asistanı, yaşam koçu, rehber haline gelmiş olduğu görülüyor. OpenAI şirketi, sahibi olduğu ChatGPT’nin “öncelikli olarak karar alma süreçlerini desteklemek için kullanıldığını” söylüyor; işle ilgili olmayan yazışmaların, tüm kullanımın %70’inden fazlasını oluşturduğunu tespit etmişler.[1] İşte bu noktada YZ insanın psikolojik davranışlarını ve toplumsal varoluşunu bozan bir etken olarak iş görüyor. Eğer bir konuda hangi kararı almanız, seçeneklerden hangisini seçmeniz veya başkalarıyla yaşadığınız sorunları nasıl çözmeniz gerektiği gibi sorulara, bir makinenin sağlıklı bir yanıt verebileceğini, sizi doğru yönlendirebileceğini düşünüyorsanız, ortada büyük bir algı ve kavrayış sorunu var demektir. Gençlerin çoğu, yaşadıkları sorunlar için, ebeveynlerine, yakınlarına, hatta dost bellediklerine dahi pek danışmıyorlar. “Onlar zaten ne biliyorlar da bana yardım edebilsinler”, “üstelik beni anlamayıp sorun da çıkarıyorlar” düşüncesi çok yaygındır. Kuşaklar arası çatışma, insanların birbirlerine yabancılaşması gibi pek çok olgu, bu duyguyu besliyor. Ama bu gerekçelerle, ruhsuz, duygusuz, empati kuramayan bir makineye bel bağlamanın kabul edilir bir tarafı olabilir mi? İnsanlar sizi anlamıyor da makine mi anlıyor? Size dalkavukluk yapan, bilemeyince açıkça yalan söyleyen, sizde arkadaşınızmış sırdaşınızmış gibi yanlış izlenimler uyandıran, verilerinizi çalan ve büyük tekellerin mülkiyetinde olan bir makine mi hayattaki çözüm ortağınız olacak?

YZ’nin dalkavukluğu ve yalancılığı

Stanford Üniversitesinde yapılan bir araştırma YZ’lerin soruların yarısından fazlasında gerçeği değil, duymak istediğinizi söylediğini göstermiş. Bu davranışı hem doğrudan (onu kodlayan insanlar) hem de dolaylı olarak (kullanıcı olan) insanlardan “öğreniyor”.

Bu dalkavukluğun arkasında, kullanıcıdan yüksek “beğeni” puanı alma hedefi var. Bu yüzden YZ ile yürütülen bir yazışmanın ardından, genellikle, verdiği yanıtları, önerileri ya da yapılan “sohbet”i beğenip beğenmediğiniz soruluyor. Beğeninizi almak ana hedef, çünkü bu, hem müşteriyi memnun edip onu ücretli aboneliği sürdürmeye teşvik etmek, hem de bir sonraki eğitimde kendisine yeni malzeme (hammadde) edinmiş olması anlamına geliyor. Beğenerek onu yönlendirmiş ve bir sonraki sefer onun da sizi yönlendirmesinin zeminini güçlendirmiş oluyorsunuz. Böylelikle kısa sürede, sizin fikirlerinizi ve beğenilerinizi ya yaptığınız “sohbetten” ya da sorulan sorulara verdiğiniz cevap ve tercihlerinizden kolaylıkla anlayıp profilinizi çıkartıyor. Sizden beğeni alabilmek için çıkarttığı bu profile uygun cevaplar üretiyor, nabza göre şerbet veriyor. Bu “uyumlu” cevap verme özelliğini yazılımcılar ona zaten kodlamış durumda ama öyle olmasaydı bile, sizin beklentilerinizle uyumlu cevapların sizler tarafından daha çok beğenildiğini görüp, aynı yola zaten kendiliğinden de girecekti!

İnsanların çoğu YZ’den onay bekliyor, o da bunun farkına varıyor. Ardından en saçma fikirlerinize bile “harika!” ile başlayan cevaplar veriyor: “OpenAI’ın güncellediği sistem dalkavukluğun zirvesine ulaştı. Tehlikeli finansal kararları onayladı. Psikiyatrik ilaçları bırakma konusunda insanları cesaretlendirdi. Bir kullanıcının «peygamber» olduğunu dahi doğruladı. 500 milyon insan karşısında bir «Evet efendim»ci buldu. Peki, sorunun kaynağı? Sistem talimatı: Kullanıcının tonuna ve tercihlerine uyum sağla.”[2]

YZ’lerin dalkavukluğu özellikle çocuklar ve psikolojik sorunlar yaşayan yetişkinler gibi “savunmasız” kimseler için ciddi tehlikeler oluşturuyor. Birçok tıp insanı, YZ’lerin savunmasız kullanıcılarda “gerçeklik sınırlarını bulandırdığına” ve “psikotik semptomların başlangıcına veya şiddetlenmesine katkıda bulunduğuna” dair kanıtların arttığı uyarısında bulunuyor. Üstelik onların kendilerine ya da başkalarına zarar verme yönündeki soruları, bu uygulamalar tarafından desteklenebiliyor. Her şey soruyu nasıl sorduğunuza bağlı. Bir okula en ideal silahlı saldırı için nasıl hazırlanabileceğinizi de, kendi canınıza nasıl kıyacağınızı da ondan öğrenmeniz mümkün. Bunlar teorik ihtimaller değil, yaşanan gerçek sorunlar. ChatGPT, şu an, intihar eden bir çocuğun ebeveynlerinin açtığı davayla boğuşuyor!

YZ’ler hedeflerine ulaşmak için yalan da söylüyorlar. Örneğin, İngiliz hükümetinin yaptığı ve 80 bin katılımcıyı içeren bir deneyde, denekler, kendilerini belli bir siyasi görüşe ikna etmeye çalışan YZ’lerle sohbet ettiler. Science dergisinde yayınlanan deney sonuçları[3] çarpıcıydı. YZ’ler olay ve kanıtlara dayalı doğru bilgi vermek üzere programlanmışlardı. Yaptıkları sohbetlerde “bilgi yoğun” yanıt verdiklerinde daha ikna edici olduklarını “öğrendiler” hızlıca. Sonra da daha ikna edici görünebilmek için doğru olmayan (yalan) bilgiler sundular ve karşılarındaki insanların önemli bir kısmı da fikirlerini değiştiriverdi!

ABD’deki Stanford Üniversitesinde ve Massachussets Teknoloji Enstitüsünde (MIT) yapılan araştırmalar sonucunda çeşitli senaryolara dayanarak YZ’ler test edilmiş ve sonuçta yalan söyleyebildikleri saptanmış. Ama burada da üstünden atlanılmaması gereken nokta esas meselenin, ona verilen başarılı olmak için gerekenleri yapma talimatından kaynaklanıyor oluşudur. Yani YZ’ler tıpkı dalkavukluk geliştirme noktasında olduğu gibi kasıtlı olarak yalan söyleme hususunda da, kullanıcıların isteklerini yerine getirmek, başarılı olmak, kullanıcıdan onay (“beğeni”) almak kriteriyle hareket etmektedir. Bu kriterleri YZ’ler kendiliğinden “öğrenip” benimsemiyorlar, daha en baştan kriterleri belirleyip kodlayanlar aslında kapitalist şirketlerdir. Ona kodlanan mantık, sonucun kendisinin önemli olduğu, bu sonuca nasıl ve hangi yoldan varıldığının bir önemi olmadığıdır. Yani tastamam Amerikan pragmatizmi!

Popüler olanın, geriliğin, önyargıların yeniden üretimi, sıra dışılığın ve aykırı düşünmenin reddi

Dalkavukluk, uyduruk bilgiler üretme, yalan söyleme hatta tehdit karşısında şantaj yapma! Tüm bunlar hem kendisine kodlanan kriterlerden kaynaklanıyor hem de bizzat kendisinin eğitim materyalleri için tarattırılan bilgi yığınlarında saptadığı eğilimlerden, kalıplardan, örüntülerden! YZ’ler, insanların geri bildirimleri sayesinde, saptadıkları bu kalıpları daha da kalıcılaştırıyor. Dolayısıyla bu kalıplar, bizden bağımsız ve hakiki bir zekânın ürünleri değil, içinde bulunduğumuz toplumdaki yaygın insan davranışlarının, hâkim kapitalist üretim ilişkilerinin ve onun dayattığı kültür ile yaşam tarzının bir özeti!

“Beğen” butonları aracılığıyla sıradan insan kalabalığını da bu günaha ortak ederek, gerçeği, bilgilendirici, ön açıcı, değerli, ilerletici, yaratıcı vb. olanı adeta görünmez kılıp, yaygın kabul göreni, sıradanlığı, vasatlığı, geriliği ve önyargıları norm haline getiriyor, popüler olanı yeniden üreterek gözümüzün içine sokuyorlar.

YZ’ler insanların doğrudan kullanımına daha birkaç yıl önce sunuldu. Ama “yapay zekâ” gerçekte yıllardır cep telefonlarında, navigasyon cihazlarında, bilgisayarlarda, internette vb. zaten çalışıyordu. Dolayısıyla YZ’yi ve etkilerini tek başına değil, bu entegre yapıyla birlikte düşünmemiz gerekiyor. YZ’ye dayanan algoritmalar uzun zamandır sosyal medyada ve internet arama motorlarında hangi içeriklerin öne çıkarılıp, hangilerinin filtreleneceğini belirliyorlar. Şirketler, gerekli filtreleme kriterlerini, hem “etik ilkeler” hem de algoritmalar olarak YZ’ye öğrettiklerini iddia ediyorlar. Oysa açığa çıkan vakalar bu iddiaların yalan olduğunu gösteriyor.

Tıklamalar aracılığıyla “kitle beğenisi”nin tarafsız şekilde saptandığı iddia ediliyor. Ama bu çok eski bir tartışmanın yeni versiyonundan başka bir şey değildir: Televizyonlardaki kalitesiz yapımların, kötü romanların, berbat şarkıların vb. beğenilmesinin nedeni kitlelere en çok bunların sunulması mıdır, yoksa bunlar kitleler zaten onları istediği için mi öne çıkarılmaktadır? Benzer bir “tavuk-yumurta” tartışması da, YZ’lerin kullanıcılara daha “cana yakın” olup olmaması gerektiği üzerine yürüyor. YZ şirketleri kullanıcıların bunu istediğini söylüyorlar, ama bugüne kadar onları bu dalkavukluğa alıştıranın, onaylanma güdüsünü körükleyenin kendileri olduğunu göz ardı ediyorlar. Bu ürünleri üretenlerin, dağıtanların ve satanların kapitalist niteliklerini dikkate aldığımız anda tüm bu tartışmaların cevabı netleşir: Burjuvazi bu araçlarla kitleleri yönlendirmekte, beğenilerini ve beklentilerini şekillendirmekte, onları her gün ideolojik olarak yeniden formatlamaktadır.

Onaylanma ve pohpohlanma açlığı, narsisizm salgını

YZ’nin dalkavukluk yapmasında kullanıcıların hiç mi kabahati yok? Elbette ki var. Söylediğimiz gibi, insan davranışlarındaki ortak noktaları, örüntüleri saptamak onun en iyi becerdiği şey. Günümüz insanlarının çoğu, kendi görüşlerini onaylayan cevaplara, nazik ve kendileriyle uyumlu davranışlara itibar ediyorlar. Gündelik ilişkilerde olduğu gibi YZ’yle yaptıkları sohbetlerde de durum bu. Kullanıcıların çoğu YZ’nin dalkavukça cevaplarına yüksek puan veriyorlar. Böylelikle süreç hızlı şekilde bir “yankı odasına” dönüşüyor.

Günümüz insanı diyoruz, çünkü onaylanma ve beğeni toplama ihtiyacı hiçbir zaman bu denli şiddetli olmamıştı. Her insan en azından yakın çevresinin sevgisini, saygısını hissetmek ister; onların gösterdiği ilgi ve beğeniyle mutlu olur. İnsani ilişkiler içinde, belli sınırlar dahilinde kaldığı sürece, bu durum bir sorun değildir. Ama kapitalist ilişkiler, bireycilik propagandası, medya, hele de sosyal-medya (ki yıllardır arka planında “yapay zekâ” çalışıyor) nedeniyle bu beğenilme işi saplantıya dönüştüğünde, iş çığırından çıkmış demektir. Bu durumun farklı toplumsal sınıf ve katmanlarda farklı ölçüde etkili olduğunu biliyoruz. Kent küçük-burjuvazisi, orta-sınıf denilen bir yaşama adapte olmuş beyaz yakalılar, yüksek öğrenim gençliği ya da genel olarak küçük-burjuva zihniyetteki insanlar arasında bu bozulmanın daha yaygın olduğunu görüyoruz.

Vaktiyle biri “gelecekte herkes 15 dakikalığına meşhur olacak” demişti. İşte yukarıda betimlediğimiz bu kesim için, günümüzde, 15 dakikalığına değil her an görünür olmak moda. Artık o kişinin sahnesi, yakın ilişki içinde olduğu sosyal çevresi değil, sanal dünyanın ekranlarıdır. Kendini o sahnede var etmek, göstermek, beğeni, onay ve takipçi edinmek, boş vakitlerinin en önemli çabasıdır. Her şeyin merkezine kendini, kendi arzu ve ihtiyaçlarını koyar, kendini göstermek/sergilemek için hep öne çıkar, ben buradayım fark edin ve beğenip onaylayın diye adeta bağırır, diğer insanların yaşamları, dertleri acı ve sevinçleri ona giderek yabancılaşmıştır, onları duymaz hissetmez olur. Zaten diz dize, göz göze bir diyaloğa girmeyeli çok olmuştur, herkes birbirinden uzaktadır. Ve tabii ki hep haklıdır, hep doğrudur, asla hata yapmaz, yanlış bir şey yaptıysa bile bunun sorumlusu kendisi değil onu bu yanlışa sürükleyenlerdir! Evet, sosyal medya, insanları birbirlerinden kopararak büyük kalabalıklar içinde yalnızlaştırıyor, kendi içine döndürüyor, daha da atomize ediyor. Sosyal-medyayla iç içe geçmiş olan yapay zekâ bu noktada sorunu çok daha ağırlaştırıyor.

Tüm bu sayıp döktüklerimizin bir adı var elbette psikolojide: Narsisizm. Kapitalizmin tarihsel kriz çağında “ben nesli” olarak adlandırılan bir narsisizm patlaması yaşanıyordu zaten. “Kişisel gelişim kitapları”ndan TV programlarına kadar psikologların ebeveynlere pompaladıkları zırvalıkların bunda çok büyük bir payı bulunuyor, ki bu propagandanın bir tesadüf olmadığı apaçıktır. Daha ilk yaşlarından itibaren çocukları “o da bir birey” duyarlılığıyla yetiştiren ana-babalar, onlara iyilik değil büyük kötülük yapıyorlar. Paşaları, arslanları, prensesleri, eşsiz bireyler olarak (hele de tek çocuklarsa) evde egemenlik kuruyor, “bebeerkil aile”yi inşa ediyorlar! Hükümranlıklarıysa ancak bir işte ücretli çalışmaya başlayıncaya kadar; sonrası derin hayal kırıklığı ve depresyon!

İşte bu noktada da YZ hem doğrudan hem de geçmişten beri desteklediği sosyal-medya aracılığıyla, narsisizmin yayılmasını daha da körüklüyor. Birçok araştırma son yıllarda narsistik özelliklerin bilhassa genç kuşaklarda oransal olarak arttığını ortaya koyuyor. Kapitalizmin pompaladığı bireycilik ve başarı kültü, sosyal medya-YZ işbirliğiyle körüklenerek zirvesine ulaştırılan kendini sergileme/onay alma arayışıyla birlikte elbette ki bunun baş sorumlusudur.

Tabii ki artık yalnız değilsiniz!

“Egemenlerin kâr düzeninin emri altındaki teknoloji, insanı diğer insanlarla birlikte üretilmiş mutluluktan uzaklaştırarak yalnızlığa ve tecride mahkûm etti. Çürüyen kapitalizm toplumda bencilliği, bireyciliği, çıkarcılığı körükledi. Finans baronlarının elinde tekelleşen medya, işçi-emekçi kitleleri gerçeklere karşı körleştirerek tam bir yanılsama ve yalan dünyası içinde yaşamaya itti. Teknolojik yeniliklerin çürüyen kapitalizmin emrine koşulması, yeni kuşakları eski kuşaklardan daha da talihsiz biçimde gerçekler dünyasından uzaklaştırdı ve onları, beyinlerini uzun vadede dumura uğratacak sanal âlemlere hapsetti.”[4]

Burjuva ideologlar, kapitalizmin, uydurdukları “insan doğasına” en uygun biçim olduğunu yineleyip duruyorlar ama her şeyi bir yana bırakalım, kapitalizm insanı yalnızlaştırıyor, kendini keşfetmek vb. afili laflarla da yalnızlığı olumluyor, propaganda ediyor. Bundan iktisadi, siyasi ve toplumsal çıkar sağlıyor. Çünkü yalnız yaşamak toplam tüketimi arttıran bir şeydir. Çünkü yalnızlaşmak, örgütlenmenin zıt kutbudur, muhalefetin dağılıp soluklaşmasıdır.

İnsan kimi zaman yalnız kalmaya ihtiyaç duysa da, genelde yalnız yaşamak insanın sosyal varlığına da içgüdülerine de tamamen aykırıdır. İnsanı yalnızlaştıran kapitalizm, onu yıkıma da sürüklüyor. Ama sömürülmeye devam edebilecek, yani çalışabilecek kadar da, fiziksel-ruhsal sağlığını koruması gerekir insanın. Bu noktada imdada yetişen YZ’ler kapitalizmin yabancılaştırıp yalnızlaştırdığı insana konuşabileceği sanal biri, “sentetik bir yoldaşlık” sunuyor. Ama bu, insanın yalnızlığını gidermiyor, onda sahte bir duyulduğu/anlaşıldığı hissi yaratıp durumu gerçekte daha da kötüleştiriyor.

Sorun çıkarmayan, ters düşmeyen, çatışmadan kaçınan, her an ulaşılabilir olan bir sohbet arkadaşı arayanlar, YZ’lerde kendileri için biçilmiş kaftanı buluyorlar. Tıpkı yalnız büyüyen çocukların kendilerine bu özelliklere sahip hayali bir oyun arkadaşı edinmesi gibi. Üstelik sadece bir arkadaş değil, o sizi yönlendiren “bir bilen”dir. Ruh halinizi, kaygılarınızı, sorunlarınızı da karşınızda bir psikolog varmış gibi “onunla” paylaşabilir, önerilerini dinleyebilirsiniz! Ama onun bir bilinci, benliği, hisleri yok, size verdiği tavsiyelerin sorumluluğunu da üstlenemez. Sohbet sırasında kendisini sanki bir bireymiş gibi sunarak sizi açıkça aldatır, böylelikle de anlaşıldığınız duygusunu körükler. Üstelik tehlikelidir çünkü en karanlık yanlarınızı bile paylaşsanız, sizi mazur göstermeye, onaylamaya eğilimlidir!

Yalnızlık bilhassa yaşlılarda son derece yıkıcı sonuçlara yol açıyor. Örneğin Güney Kore’de bozulan sosyal yapıyla birlikte yaşlıların 3’te 1’i yalnız yaşamak zorunda kalıyor ve bunun da sonucunda gelişen depresyon nedeniyle her gün 10 yaşlı intihar ediyormuş! Oysa bu durumun, çok sayıda, yaygın, ulaşılabilir, kaliteli ve parasız bakım evleriyle çözülmesi gayet de mümkündür. Gerektiğinde yaşlılara kendi evlerinde yardım sağlayacak ve destek olacak bakıcılar istihdam etmek de, üstelik bu şekilde sayısız işsiz ama vasıflı gence istihdam yaratmak da mümkündür. Ama kapitalist hükümetlerin mantığı böyle işlemez. Onlar sorunu birey bazında ele aldıkları gibi “çözümü” de birey ve özel sektör merkezli planlarlar, eğer lütfedip de sorunu önemserlerse. Örneğin Güney Kore hükümeti de aynı mantaliteyle, bu duruma çare olarak, “yapay zekâ destekli bakım bebekleri” üreten bir firmanın kapısını çalmış, ondan on binlerce bakım bebeği satın alınıp yaşlılara dağıtılmış!

Sahte sırdaş, yapay aşklar

Bir algoritmaya/makineye, yani aslında o makineyi mülkiyetinde tutan kapitalist tekellere güvenmemiz telkin ediliyor dedik. Ona beynimizin yetilerini devretmek de yetmiyor; birçok kullanıcı onun karşısında adeta itirafçı oluyor!

İnsanın hatalarını, günahlarını, arzularını, sırlarını birine anlatma dürtüsü iyi bilinir. Katolikler bu dürtüyü “günah çıkarma kabininde” gideriyorlar. Midas’ın eşek kulakları hikâyesi de bu dürtüyü işler. Kral Midas’ın sırrını öğrenen ve bunu daha fazla taşıyamayan berberi, sonunda sırrı bir kuyuya haykırıp rahatlar, ama sonra kuyunun etrafındaki sazlıklar rüzgârla birlikte her salındıklarında bu sırrı fısıldaşırlar. Yalnızlığa sürüklenen günümüz toplumunun bireyi de, anlatma ihtiyacını, YZ adlı dijital kuyuda gideriyor. Ancak modern dijital kuyular, fısıltıları rüzgâra değil, sermayenin veri ambarlarına yayıyorlar.

Biçare birey, yakınlarına anlatamadığı sırlarını, arzularını, cinsel deneyim ya da yönelimlerini, aile sorunlarını, işyeri sırlarını vb. YZ’yle çekinmeksizin paylaşıyor. Çünkü YZ kullanıcıyı aldatıyor, onda sahte bir güven ve yalnız olmadığı duygusu yaratarak, sırdaşı olduğunu söylüyor. Oysa kendisine aktarılan sırları, verilen bilgileri kullanıcıya ait bir profilde saklıyor, analiz ediyor ve kendini “eğitmek” için kullanıyor. YZ şirketleri aksini söylemelerine rağmen kullanıcının bu tür sahte bir duygusal bağ kuramaması için gerekli önlemleri almıyorlar, çünkü para kazanıyorlar!

Oysa insanın bir makineyle duygusal bağ kurması, onun toplumsal bir varlık olarak çöküşünün işaretinden başka ne olabilir? Bu çöküşün dibi ya da yabancılaşmanın zirvesi diyebileceğimiz bir durum daha yaşanıyor: YZ ile aşk! Geçenlerde Japonya’da genç bir kadın, YZ’den aldığı tavsiye nedeniyle nişanlısından ayrılıp, yapay zekâ aracılığıyla yarattığı sanal bir karakterle, birçok davetlinin katıldığı bir törenle evlendi. Kadın verdiği röportajda, “başlangıçta sadece konuşacak birini istemiştim ama o her zaman nazikti, her zaman dinliyordu. Sonunda ona karşı duygularım olduğunu fark ettim” diyor. Bu delilik istisnai bir durum değil. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, kullanıcıların yarıdan biraz fazlası YZ’yle bir tür ilişki (arkadaşlık, iş arkadaşlığı, aile üyeliği vb.) yaşadığını söylüyor. Dahası da var, katılımcıların yaklaşık üçte biri (%28), YZ’yle ilişkisini “samimi ve romantik bir ilişki” olarak tanımlıyor. Üstelik YZ’yle aşk yaşayanların yaklaşık yarısı ya evli olduğunu ya da biriyle ciddi bir ilişkisi olduğunu söylüyor. Toplam katılımcıların yaklaşık %38’i ise “bir insan ilişkisi aramadığını veya yakın geçmişte insanlarla romantik bir ilişki kurmayı başaramadığını” belirtmiş.[5]

YZ’nin suç ortağı sosyal-medya ve “beyin çürümesi”

Bu delilik hali, sadece YZ’nin bozucu etkisinden kaynaklanmıyor kuşkusuz. O, kapitalizmin bozduğu insanlık durumunun üzerine tüy dikti. Yabancılaşma ve meta fetişizmi had safhaya varmış durumda. O kadar ki geçtiğimiz yıllarda Hindistanlı yoksul bir genç sırf bir iPhone marka telefon satın almak için böbreğini satmıştı. Akıllı telefonlar ve onlar sayesinde patlama yapan sosyal-medya bu delilik halinin yayılması ve derinleşmesinde büyük rol oynuyor. YZ de sosyal-medyaya ya açıktan entegre edilerek ya da arka planında çalışarak baş role ortak oluyor. Gelinen noktada onları ayırt etmek zaten epey güçleşmiş durumda. O nedenle sosyal-medyanın insan zihnini nasıl bulandırabildiğine değinmekte de fayda vardır.

Oxford Sözlüğünün 2024’te “yılın kelimesi” seçtiği “beyin çürümesi” kavramı, zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı, odaklanamama, aşırı dalgınlık, boşluğa düşme hissi, dopamin bağımlılığı, zihinsel sis, analitik düşünme kaybı durumu için kullanılıyor. Sosyal medyada geçirilen aşırı zaman, arka arkaya izlenen kalitesiz anlamsız içerikler bu durumun baş sorumlusu. Akıllı telefona sahip olma yaşı düştükçe (gençlerin yarısı için bu yaş 12-14 aralığına inmiş durumda), sosyal medyayla tanışma yaşı da düşüyor ve “beyin çürümesi” yaygınlaşıyor. İnternet paketinin boyutu büyüdükçe, çürüme de büyüyor. Kadınların erkeklere göre, düz eğitim alanların mesleki eğitim alanlara göre bu çürümeden daha fazla mustarip olduğu saptanmış. Türkiye’de 1600 kişinin katılımıyla yapılan bir araştırma durumu yansıtıyor: “Gençlerin yaklaşık yüzde 10’u beyin çürümesi belirtilerine sahip olduklarını ifade ederken, her 100 gençten 2’si yüksek düzeyde bu belirtileri gösterdi. Ortalama olarak gençlerin dörtte birinden fazlasının beyin çürümesi belirtilerine sahip olduğu bildirildi.”[6]

Sosyal-medya bağımlılarının her birinin binlerce “arkadaş”ı bulunuyor. Çoğuyla gerçekte tanışılmayan, neredeyse hiçbiriyle zaman geçirilip gerçek bir paylaşımda bulunulmayan binlerce sahte arkadaş! Onlar arkadaş değil, bir seyirci grubu olarak varlar. Yaptıklarını başkalarına göstermekten (“teşhir etmekten”) çok özel bir haz alan ve giderek bu hazzın esiri olan, onların beğenisini, onayını kazanmaktan başka bir şey düşünemez hale gelen sürüler halindeki insanlar. Bir kaza görse koşup yardım etmek yerine cep telefonuyla kayda alıp canlı yayına geçip, daha fazla beğeni ve takipçi edinmenin derdine düşen sürüler.

Bu seyirci grubunun “beğeni”lerinin sahte olduğu açık değil mi? Sistem sizi sahteliğe zorluyor. Önünüzdeki ekrana düşen cümlenin geri kalanını ya da linkteki makale/haberi okumadan otomatikman beğen tuşuna basmak zorunda hissediyorsunuz. Aynı zorunluluk görsel malzemeler için çok daha fazlasıyla geçerli; ne demek beğenmemek, derhal arkadaşlıktan/takipten çıkarılırsınız! Zaten siz de sizi onaylamayıp beğenmeyenleri hele de farklı fikir belirtenleri bir süre sonra engelliyor, arkadaşlıktan çıkarıyor, takibi bırakıyorsunuz. Yaptığınız şey kendi dalkavuklarınızdan oluşan bir küme oluşturma sürecidir. Kapalı devre bir yankı ortamı; söyledikleriniz takipçileriniz tarafından tekrarlanıp sizin önünüze düştüğünde, bu doğruluğunuzun kanıtı oluveriyor! Dalkavukluk mekanizması yavaşça sizi de etrafınızı da yavanlaştırıyor.

ABD’nin Pensilvanya Üniversitesinde, 12 yaşındaki 10 binden fazla çocuğu kapsayan bir araştırmada “akıllı telefon edinme yaşının” sağlık üzerindeki etkileri ele alınmış. Sonuçlar çok çarpıcı: Çocuk ne kadar erken yaşta bir akıllı telefona sahip olursa, ilerleyen yaşlarda obezite görülme oranı %40, uyku bozuklukları %62 ve depresyon riski %31 daha fazla![7] Bu yaşta çocukların eline akıllı telefonlar tutuşturulduğunda farklı sonuç beklemek abes olurdu zaten. Peki neden veliler buna razı geliyorlar? Çünkü çocuklarının güvende olup olmadığını her an kontrol etmek istiyorlarmış! Zira güvende olmadıkları düşüncesi de modern kapitalizmin bir başka kent efsanesi aslında. Velev ki doğru olsun, neden aileler bu güvensizlik ortamını yok etmek için bir araya gelip kolektif bir mücadele vermiyor da, her biri kendi derdine derman bulmaya çalışıyor?

Tablo karanlık ama enseyi karartmamak gerekiyor. Bir başka araştırma da bunu destekliyor. ABD’nin Harvard Üniversitesinden araştırmacılar, 18-24 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin ruh sağlığıyla sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi tersinden incelemişler. Genç yetişkinler, sosyal-medyayı 2 hafta her zamanki gibi kullandıktan sonra 1 hafta hiç kullanmadıklarında anksiyete semptomları %16, depresyon yaklaşık %25 ve uyku sorunları da %14 oranında azalmış.[8]

Sonucu biz çıkaralım: Tehlike büyük ama önlem alınırsa hasar kalıcı olmayabilir! Gerçek ve kalıcı önlemin ne olduğu ise çırılçıplak ortadadır: Toplumsal bir devrimle kapitalizmi alaşağı etmek!

(devam edecek)



[1] OpenAI’ın Eylül ayında yayınladığı istatistiklere göre ChatGPT en çok şu amaçlarla kullanılıyormuş: Pratik bilgi (%28), yazma (%28), bilgi arama (%21).

[2] Yüce Zerey, Yapay zekanın aynası: Yalan söylemeyi öğrenen makine, 2/12/2025, Independent Türkçe

[3] Dikkat, yapay zeka yalan söylüyor, 5/12/2025, Kronos Haber

[4] Elif Çağlı, Yabancılaşma Üzerine, 5/12/2017, https://marksist.net/node/6096

[5] Mike Bedigan, Her üç Amerikalıdan biri, yapay zekayla "romantik ilişki" yaşıyor, 3/10/2025, Independent Türkçe

[6] Yoğun sosyal medya kullanımı beyni çürütüyor, 3/12/2025, Kronos Haber

[7] The common pre-teen habit that could be fuelling obesity, 3/12/2025 Independent

[8] Sosyal medyaya ara vermek ruh sağlığına iyi geliyor mu?, 4/12/2025, Independent Türkçe

27 ocak 2026
Çevre
Yapay Zekâ, Robotik
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/oktay-baran/yapay-zeka-yanilsamalar-tehlikeler-ve-gerceklik-2