sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > ABD’nin Hegemonik Üstünlüğünü Koruma Atakları

ABD’nin Hegemonik Üstünlüğünü Koruma Atakları

Selim Fuat, 12 Mart 2026

trump_war_hawk7artboard-6.webp

1990’ların sonundan itibaren ABD’nin uluslararası ilişkiler alanında sıklıkla kullandığı bir terim vardı. ABD dış politikasını yürütenler “dünya barışına tehdit” oluşturduğunu ilan ettikleri ülkeler için “haydut devlet” ifadesini kullanıyordu. İran, Kuzey Kore, Libya, Sudan ve Suriye gibi ülkeleri “haydut devlet” kategorisine koyarak üzerlerinde büyük baskılar oluşturuyorlardı. Elbette aslında haydutluğun âlâsını yapan büyük emperyalist güçlerdi. Ancak bunu çeşitli örtüleri kullanarak gizleme imkânına sahip olan da, çeşitli manipülasyonlarla başka türlü göstermeyi başaranlar da yine onlardı. Ne var ki, kapitalist sistemin yapısal nedenlerle içine düştüğü çıkmazlar sebebiyle pek çok şey zamanla değişmek zorunda kaldı. Bu örtüler gerçeklerin üzerini kapatamaz, eski tip manipülasyonlar da işlevlerini yerine getiremez hale gelmeye başladı. Emperyalist güçler de koşullar farklı davranmayı gerektirdiğinde maskelerinden sıyrılıp, haydutça saldırganlıklarını açıkça sergilemekten geri durmadılar.

Bunun çarpıcı örneklerinden biri yakın zaman önce Venezuela’da sergilendi. 2026 yılının ilk günlerinde ABD, askeri bir yığınak yapmasının ardından, bir operasyonla Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşini başkanlık konutundan kaçırıp ABD’ye götürdü. Başkalarını haydutlukla suçlayan bir devletin daha önce örneği görülmedik bir haydutluğu pervasızca sergilemesi oldukça ironikti doğrusu. Ancak bir emperyalist gücün gerçek yüzünü de ortaya net biçimde koyuyordu bu durum. Demokrasi, özgürlük, uluslararası hukuk vs. söylemleriyle makyajlanan uluslararası düzen, gücü yetenin yek diğerine baskın geldiği bir kurtlar sofrasından başka bir şey değildi. Sosyalistler için zaten apaçık bir olgu olan emperyalist haydutluk düzeni, bu olay vesilesiyle çok sayıda insan için de aşikâr hale geldi.

Sermaye dünyaya “tepeden tırnağa, her gözeneğinden kan ve pislik akıtarak geldiği” için, hamuru haydutlukla yoğrulmuştur. Burjuvazi de, burjuva devletler de koşullar gerektirdiğinde hamurlarındaki haydutluğu açıkça ortaya koymaktan kaçınmazlar. Bu yüzden, bugünün koşullarında çıkarları öyle gerektirdiği için, ABD haydutça bir saldırganlık sergilemekten çekinmemekte, Trump’ın ağzından da her yolu kendisine mübah gördüğünü cümle aleme ilan etmektedir.

Trump, Venezuela operasyonunun ardından yaptığı açıklamada bunun ABD egemenliğini tehdit edecek herkes için bir uyarı olduğunu söylemişti. Yani gerektiğinde benzer haydutlukları yapmaktan geri durmayacağını açıkça ilan etmişti. Trump’ın Grönland’ı, Kanada’yı, Panama’yı ABD’ye katmak konusunda art arda yaptığı iştahlı açıklamalar da herkesin malûmu. Üstelik şimdi bunların ötesinde somut bir hamlede bulunarak, İsrail’le birlikte uzun süredir hazırlıklarını yürüttüğü İran savaşını başlatmıştır.

Bütün bunlar, ABD’nin kapitalist sistemdeki hegemonik üstünlüğünü korumak için izlediği stratejinin bir sonucudur. Elif Çağlı’nın söylediği gibi, “Trump diktatörlüğündeki ABD’nin hegemonyasını kanıtlama ataklarıyla birlikte dünya son derece belirsiz ve büsbütün kaotik bir dönemin içine girmiştir”.[1] Emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesi Üçüncü Dünya Savaşında somutlanmaktadır ve devam eden Üçüncü Dünya Savaşı günümüzde tüm devletlerin iç ve dış siyasetlerinin şekillenmesinde en belirleyici unsurdur. Çok sayıda ülkeye habis kanser hücreleri gibi yayılan “olağanüstü yönetim biçimleri” de, emperyalistlerin haydutça saldırganlıkları da bu savaşla, dolayısıyla ABD’nin hegemonik üstünlüğünü koruma mücadelesiyle ilgilidir.

ABD’nin hegemonik üstünlüğü koruma çabası

ABD’nin kapitalist dünya sisteminde hegemonik güç haline gelişi, yaklaşık yarım yüzyıla yayılan ekonomik, askeri ve kurumsal birikimin sonucu olarak İkinci Dünya Savaşının hemen ardından gerçekleşmiştir. Savaş sonrasında bu alanlardaki üstünlüğü sayesinde ABD hegemonyasının ifadesi olan kurumlar hayata geçmiştir. ABD, Bretton Woods konferansıyla dolar merkezli yeni uluslararası para sisteminin kurulmasını sağlamış, bu sistem için çalışacak Dünya Bankası ve IMF kurulmuştur. 1947’de hayata geçirilmeye başlanan Marshall Planıyla Avrupa’nın yeniden inşasına girişerek ekonomik destekler yoluyla siyasi nüfuzunu geliştirmiştir. Askeri alanda kapitalist ülkeler arasında tartışmasız baskın güç haline gelmesinin ardından 1949 yılında kurulan NATO ile de bu etkin pozisyonunu askeri planda da kurumsal bir yapıya dönüştürmüştür. ABD hegemonyası İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde askeri üstünlük, Bretton Woods sistemi ve ideolojik liderlik üzerinden inşa edilmiştir.

Bugün derinleşip şiddetlendiğinden bahsettiğimiz hegemonya krizinin başlangıcı olarak esasen SSCB’nin çöküşünü, yani kabaca 1990 dönemecini baz alabiliriz. 2001’de Afganistan’ın, 2003’te Irak’ın işgaliyle açılan yeni dönemde ABD hegemonyasını askeri gücüyle korumaya çalıştı. Çin’in ekonomik yükselişi, Rusya’nın askeri alanda yeniden toparlanmasıyla birlikte artan tehdit sayesinde de AB’yi arkasına yedeklemeyi başardı. Ne var ki 2008 küresel kriziyle kendini çok daha açık bir şekilde gösteren tarihsel sistem krizi, hegemon güç ABD başta olmak üzere tüm kapitalist ülkeleri derinden sarsmaya başladı.

Elif Çağlı, erken sayılabilecek bir tarihte, 2006 yılında, şiddetlenmeye başlayan hegemonya mücadelesini şöyle değerlendirmekteydi: “Sovyetler Birliği ve benzerlerindeki bürokratik rejimlerin çöküşüyle birlikte içine girilen ve «Soğuk Savaş» denilen dönemin sona erip sıcak çatışmaların yaygınlaştığı olağanüstü çalkantılı dönem devam ediyor. Kapitalist sistemin egemen gücü ABD’nin, yükselen Çin ya da Rusya gibi yeni emperyalist rakiplerle yüz yüze gelmesi ve dünyanın sonucu henüz belli olmayan uzatmalı bir hegemonya krizinin içine yuvarlanması, yaşanan dönemi belirsizliklerle dolu kaotik bir tarihsel döneme dönüştürmüştür. Bu döneme damgasını basan temel faktör, eski hegemon güç ile hegemonya tahtına göz diken yeni güçler arasında tırmanan bir yeniden paylaşım savaşıdır. Amerikan savaş kurmaylarının 11 Eylül tarihini adeta yeni bir milada dönüştürmüş olmaları da buna bağlıdır ve boş bir atak değildir. Bu tarih, ABD emperyalizminin, rakiplerinin önünü kesmek amacıyla erken davranarak saldırı düğmesine bastığı bir dönemeç noktasıdır.”[2]

Bugüne gelirsek, ABD kapitalist dünya sistemi içerisinde hâlâ en öndeki emperyalist güçtür. Ama dünya kapitalist sistemi, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası denge üzerinden işlememektedir. Kapitalizmin tarihsel krizi olarak ifade ettiğimiz belirleyici temellerin yarattığı istikrarsız, sancılı, önceki dönemin normlarının çöktüğü bir genel durum söz konusudur. Ancak bu durumu “ABD hegemonyasını yitirdi” şeklinde değerlendirmek de doğru olmaz. İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan statüko bozulmuş, ABD’nin karşısına en başta Çin olmak üzere yükselen yeni güçler çıkmıştır. Bu güçlerin ABD hegemonyası karşısında oluşturmaya yönelecekleri koalisyonlar ABD’nin en önemli tedirginlik kaynağına dönüşmüştür.

Kapitalist ekonominin derin açmazlarının yarattığı sorunlarla birleşen bu tabloda, ABD, hegemonyasını korumak için, hâlâ baskın güç konumunu devam ettirirken, dünya sistemini kendi çıkarları temelinde yeniden şekillendirmeye yönelmiştir. ABD bugün attığı adımlarla, hegemonik üstünlüğünü dostuna düşmanına göstermek için çabalamaktadır.

Saldırganlaşan ABD

ABD’nin son otuz yılda izlediği dış politika ve askeri-ekonomik stratejiler, bir hegemonik gücün, üstünlüğü zor yoluyla muhafaza etme çabasını yansıtmaktadır. Bu temelde yükselen hegemonya mücadelesinin sonuçlarının neler olabileceğini Elif Çağlı “Tehlikenin Ortasında” yazısında açık biçimde ortaya koymuştu: “Unutulmasın ki yeni pazarlara yayılma itkisiyle saldırganlaşan bir emperyalist ülke, militarist serüvenlere, her şey tereyağından kıl çekercesine kolay olacak beklentisiyle girmez. Kendini yeterince güçlü hisseden, hegemon konumundan emin olan emperyalist güç etrafa çılgınca saldırma ihtiyacı hissetmez. Emperyalist güçler kimi savaş alanlarında bataklığa sürüklendikleri hissine kapılsalar da, bu onları uysallaştırmaz daha da saldırganlaştırır... Emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesi, dünyamızın bütünündeki gelişmeleri doğrudan etkileyecek düzeyde ciddileşen, kızışan, derinleşen yönlere sahip. Bugün bu çekişmeler Ortadoğu’da emperyalist sıcak savaş biçimine bürünüyorsa, Latin Amerika ülkeleri genel tehlikeden muaf olarak adeta başka bir gezegende yaşıyor veya yaşayacak değil. Yalnızca Türk, Kürt veya Arap halkları değil, tüm dünyada halk kitleleri artan militarizmin, tırmanan emperyalist çatışmaların, yükselen faşizm tehdidinin altında bulunuyor. Dünya genelinde işçi-emekçi kitlelere karşı saldırıları tırmandıran karşı-devrimci güçler, Latin Amerika söz konusu olduğunda da pusuya yatmış uygun fırsatlar kollamaktadır. Yani özetle vurgulayacak olursak, dünyada bahar rüzgârları esmiyor, tehlikenin ortasındayız.”[3]

Bu satırların yazılmasının ardından dünyada bahar rüzgarları esmediği gibi, sert fırtınalar koptu. Kopmaya da devam ediyor. Hegemonya mücadeleleri, artan militarizm, halka halka yayılan savaşlar ve olağanüstü yönetim biçimleriyle birlikte seyretti. Aynı zamanda ekonomik alanda da mücadele yoğunlaştı. ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşları, yarı iletken teknolojilerde ihracat kısıtlamaları, doların küresel rezerv para statüsünü korumaya yönelik hamleleri gibi politikalar bu mücadelenin bir parçası olarak gerçekleşti.

Hegemonik üstünlüğü koruma mücadelesi yalnızca dış politikada değil, iç politikada da otoriterleşme eğilimlerini beslemektedir. ABD’de kışkırtılan yapay kutuplaşma, yürütme erkinin güçlenmesi, burjuva demokratik normların aşınması, göçmen düşmanı politikalar ve “ulusal güvenlik” söyleminin genişletilmesi, dışarıdaki zor politikalarının içerideki tamamlayıcısıdır. Aklını yitirmiş gibi davranan ve ağzını her açtığında dudaklarından izansız sözler dökülen Trump, bu saldırgan politikaları tereddütsüz ve sakınmadan uygulayabilecek bir karakter olduğu için, bu dönemde böylesi liderlere ihtiyaç duyan sistem tarafından desteklenmektedir. İhtiyaç duyulan şey hegemonya için içerde ve dışarda pervasız bir saldırganlıktır. Bunu en iyi hayata geçirecek olan da elbette kibirli bir budaladır.

Geçmişte kapitalist sistemde bir hegemonya mücadelesi söz konusu olduğunda, geri düşen hegemonik gücün yerini yükselen yeni güç alabilirdi. Birinci emperyalist dünya savaşı sırasında İngiltere’nin yerine göz diken Almanya mücadelede yenilmiş, bir geçiş sürecinin ardından bunların arasından sıyrılan ABD dünya kapitalist sisteminin yeni lideri olmuştu. Ne var ki bugün içinde bulunduğumuz dönemin özellikleri bambaşkadır. Eski hegemonik gücün yerini yeni bir hegemonik gücün alabildiği ve yeni bir statüko kurulabildiği dönemler kapitalizm için artık geride kalmıştır. Kapitalist sistem istikrarlı yeni bir düzen kurma imkânını kaybetmiştir.

Çürüyen kapitalizm bir tükenmişlik noktasına ulaşmıştır. Gençliğinin gücü kuvveti, yetişkinliğinin çözümler geliştiren kudreti gerilerde kalmış, ihtiyarlığının çözümsüz dertlerine karşı çaresiz bir çırpınış içerisindedir. Yine Elif Çağlı’nın sözleriyle devam edersek, “Ekonomik işleyişteki dönemsel iniş çıkışlar her ne olursa olsun, kapitalizm bir daha hiç genç olmayacak. Tam tersine, yaşlanan ve ölüme yüz tutan beden zoraki önlemlerle yaşatılmaya çalışıldığı ölçüde can çekişme süreci sancılı biçimde uzayacak”tır.[4] Lenin’in can çekişen kapitalizm olarak tarif ettiği emperyalizm tanımı günümüze çok daha uygun düşmektedir desek yanlış olmaz herhalde.

Sonuçta bu koşullar altında, ABD’nin korumaya çalıştığı hegemonik üstünlüğünü sürdürmek için yaptığı müdahaleler, daha kırılgan, daha istikrarsız ve daha fazla çatışmaya açık bir dünyaya sebep olmaktadır. Bu müdahaleler tabii ki büyük yıkımlara yol açmaktadır. Ancak, unutmamak lazım. Her şey kendi karşıtı ile birlikte var olur. Yani bu yıkım beraberinde yeni bir dünya yaratmanın imkânlarını ortaya çıkarmakta, bağrında işçi sınıfı için yeni mücadele olanakları filizlenmektedir.



[1] Elif Çağlı, Bu Pisliği Ancak Devrim Temizler, 20 Şubat 2025, https://marksist.net/node/8449

[2] Elif Çağlı, Tehlikenin Ortasında…, 28 Mayıs 2006, https://marksist.net/node/6588

[3] Elif Çağlı, Tehlikenin Ortasında

[4] Elif Çağlı, Bu Pisliği Ancak Devrim Temizler

12 Mart 2026
Emperyalist Savaşlara Hayır!
Avrupa
ABD
Çin
Rusya
İran
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/selim-fuat/abdnin-hegemonik-ustunlugunu-koruma-ataklari?qt-diger_makaleler=4