sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > “Eylül Günlüğü”: Karanlıkta Umut Işığı!

“Eylül Günlüğü”: Karanlıkta Umut Işığı!

Demet Yalçın, 12 Eylül 2025

eg_0.png

Elif Çağlı’nın Eylül Günlüğü adını verdiği şiir kitabında yer alan şiirler, 1981-1983 yılları arasında yazıldı. 12 Eylül faşizminin işçi sınıfının mücadelesini ezerek tüm örgütlerini dağıttığı, devrimci örgütlere ağır darbeler indirdiği, yüz binlerce insanın tutuklama, işkence, hapis, sürgün ve işten atmayla cezalandırıldığı, tüm toplumun karanlığa ve acıya boğulduğu yıllarda… 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 45 yıl geçti. Bugünün işçi kuşakları 12 Eylül’ü ancak kitaplardan, filmlerden, anlatılardan biliyor. Ama 12 Eylül’ün siyasal, toplumsal, ekonomik vb. her alanda yarattığı tahribatın etkisi bugün de sürüyor. Üstelik faşist darbeyle ağır yara alan işçi sınıfı ve devrimci hareket henüz yaralarını saramadan, 12 Eylül’ün hesabını soramadan bu kez sivil faşist rejimin karanlığına itilmiş durumda.

Zifiri karanlıkta göz gözü görmez olur, çoğu insan yolunu ve umudunu kaybeder. Bir tek yüreklerindeki ve bilinçlerindeki ışığı yitirmeyenler önünü görebilir. Ancak onlar “inancı ve umudu acıya katık eyleyip yola devam etme hünerini” gösterebilir. Tıpkı Elif Çağlı gibi… Çağlı, Eylül Günlüğü’ndeki dizeler için şöyle diyor: “Yüreklerden kopup gelen dizeler bu kahırlı dönem boyunca çekilen acılara ve düşmana inat gövertilen dirence doğrudan tanıklık etti. Şiirlerim yalnızca böylesi bir tanıklığın ürünü olmaktan ibarettir. «Ozanlık», yaşamın özel bir kesitinde (1981-1983) bana eşlik edip daha sonra da görünmez olan yoldaşımdır.” Ömrünü sınıf mücadelesine adamış, en zor zamanların sınavlarından geçmiş bir devrimci önderin, 12 Eylül karanlığının içinde yeşertilen direncin tanığı olan dizeleri, bugünün karanlığında yol yürüyenler için de ışık görevi görüyor. Eylül Günlüğü’ndeki şiirler, geçmişe yolculuk yaptırırken bugünle bağ kurduruyor ve geleceğe umutla baktırıyor.

Devrimci insan robot değildir. Nâzım’ın deyişiyle “etiyle, kanıyla, sinir ve kafası ve yüreğiyle tarihi, sosyal, konkre [somut] bir insandır.” Çağlı’nın şiirlerinde de insana ait tüm duygular yer alır. Dostlara ağıt, düşmanlara öfke, geçmiş günlere özlem… Faşizmin yaşattığı acıları ve yarattığı tahribatı anlattığı şiirlerinde acı, keder, hüzün olduğu kadar illa ki umut ve direnç yüklü dizeler vardır. Bu dizeler, devrimci bayrağı yarınlara taşıyabilmek için tarihsel iyimserliği yeşertme çabasını yansıtır.

Mesela “Acılar ve Sevinçlere Dair” şiirinde hem geçmiş mücadele günlerine duyulan özlem vardır ama hem de Marksist diyalektik bakışın ve tarihsel iyimserliğin ifadesi olan umut ve direnç yüklü satırlar…

Düşün

Sen dışarıda göğüs germektesin

Sevdalın içerde kucaklamakta zorlukları

Yürekleriniz buluşur ortak dizelerde

Özleminiz çağıldar

Geçmiş, gelecek günler

Gözlerinizde yaşar.

Acı ve sevinç

Birbirinin ikiz kardeşi

İkisiyle de yaşamayı öğrenmeliyiz.

Hüner

Acılı günlerde bile

Umudu yitirmemek geleceğe

Bereketli yağmurlara dönüştürmek

Kara bulutları.

…

Acılar dayanıklılığımızdır bizim

Sevinçler yarına umudumuz

…

Yüreğimizde, ellerimizde, bilincimizde

Büyülü bir hüner var

En derin acıları bile

İnançlı bekleyişlere dönüştürürüz…

Tarih ana

“Neşeli ozanlar” demiş bize

Direnç tomurcukları açtırırız

Dost gönüllerde!

12 Eylül öncesi faşist tırmanış sürecinde pek çok kitlesel katliam gerçekleştirilmiş, 5 bine yakın insan öldürülmüştü. Amaç toplumu terörize edip sindirmekti. Bu süreçte yaşamı yarım bıraktırılan gencecik fidanların acısını yüreğinin derinliklerinde hisseder Çağlı. Bireysel çıkarlar peşinde koşmak yerine toplumsal kurtuluş için mücadele etmeyi seçen; coşkun nehirler gibi çağıldayan, yaşam sevinciyle dolu bu gencecik insanların anısını bir şiirle yaşatır.

Kendi ellerimizle gönlümüzce

Bir yaşam yarattığımızda kendimize

Bahçelerimizde açacak gelinciğimiz

Bahar rüzgârlarıyla hışırdarken çiçeklerimiz

Yanımıza gelecek

On sekiz yaşlarında

Yaşamı yarım bırakıp gidenlerimiz

…

Geçmişi anlatıyor bana:

Yüz binlerle koşarken meydanlara

Düşlerken denizlere açılmayı

Öpüşürken kahverengi gözlü bir kızla

Ve çevirirken Ehrenburg’un

“Fırtına”sının yapraklarını…

Ölüm girdi aramıza

Yarım bıraktırdı yaşamı

Doyamadım kokusuna

Yeni açan o kır çiçeğinin

…

Yıldızlar bir yanıp

Bir söndükçe uzakta

Her gece seslenir kulağıma

Usulca

Duyuyor musunuz siz de onu

On sekiz yaşında

Yaşamı yarım bırakıp

Giden çocuğu?

Kıyımlar darbeden sonra da devam etti. “Yalnızca 12 Eylül rejiminin en azgın faşist baskılarının yaşandığı yıllarda, 650 bin kişi gözaltına alınmış, 230 bin kişi yargılanmış, 7 bin kişi için idam cezası istenmiş, 50 kişi idam edilmiş, 171 kişinin işkencede öldürüldüğü belgelenmişti. Belgelenenler dışında, işkencelerde, hapishanelerde, sokakta ve ev baskınlarında 541 kişi katledilmiş ve bu katliamlar bir biçimde kitabına uydurulmuştu.”[1] Nice yiğit devrimci, faşist katiller tarafından hayattan koparıldı, daha doğmamış çocuklar babasız, analar evlatsız kaldı.

Bir el!

Yüzyılın yüzkarası çizgilerinde gizli

Bir el!

Körpe fidanları kıran, kıyıcı

Bir el!

Bir SS eli

Bir Gestapo

Bir Kara Gömlekli!

Bir el tetiğe bastı

Bir gül ağacı kırıldı

Düştü yere

Yiğit bir Anadolu insanı

Binlerce elin üstünde dalgalandı

12 Eylül faşizmi binlerce gül ağacını kırıp geçirse de devrimci mücadeleyi yok edemedi. İşçi sınıfının bağrında yeni filizler boy vermeye devam etti. Egemenler, ne yaparlarsa yapsınlar, kurtulamayacakları gerçek şudur: İşçi sınıfının devrimci mücadelesi baskıyla, zulümle, katliamla yok edilemez. Kapitalist sömürü sistemi varlığını sürdürdüğü sürece ömrünü devrimci mücadeleye adayan genç kuşaklar sınıfın içinden çıkmaya ve mücadele bayrağını geleceğe taşımaya devam edecektir. Tarihsel iyimserliği her daim yeşerten bir insanın dizelerine işte bu hakikat yansır. Katledilen devrimci babaların gözlerindeki ışık, evlatlarının gözlerinde yeniden doğacak ve pırıl pırıl parlayacaktır:

Kara gözlü bebek

“Babamı görmedim” diye üzülme

Babanın gözlerinin ışığı sende…

…

Bir gün…

Resimleri tanımasını öğrenince

Babanı tanıyacaksın

Seninki gibi gözleriyle

Fotoğrafından bakacak baban.

Bir gün

Daha da büyüyünce

Kara gözlerinin ışığıyla babanın

Dünyaya bakacaksın!

Gericilik dönemlerinde devrimci bilincin ve tarihsel iyimserliğin önemi daha fazla ortaya çıkar. Elif Çağlı, Gericilik Döneminde Devrimci Bilincin Önemi makalesinde şöyle der: “Sınıf devrimcisi, asıl gericilik dönemlerinde, Bonapartist, faşist burjuva rejimlerin olağanüstü baskı dönemlerinde yüreğini karartmayıp devrimci inanç ve bilinçle donanandır. Bunu başarmak için de insanın tarihteki devrimci örneklerden feyz alarak kendini içsel bir dönüşüme uğratması, inancını ve bilincini olgunlaştırıp pekiştirmesi gerekiyor.”[2] Bunu yapabilen bir devrimci zulme ve baskılara boyun eğmez. Faşizmin zindanlarında tutsakken dahi düşmanının yüreğine korku salar, kendi yüreğindeki ateşi ise kora döndürür.

Nefret ettim, ederim her an

Kaderine esir olandan.

Ve eğilmemeyi öğrendim

Zulmün önünde

Kölenin ruhunu özgürleştiren

Ölümsüz Spartaküs’ten!

…

Şimdi uzakta

Çok uzaklardaysam

Işıksız, havasız bir zindanda

Bileklerimde zincirden prangalarla

Meraklanmayın

O ateş durur orda

Yanar yüreğim yanar

Ortalık ışıyıncaya

Demir eriyinceye kadar.

Spartaküs’ün ölümsüzlüğü, onun şahsında cisimleşen kölelerin özgürlük mücadelesinden gelir. Tarih egemenlerin kaleminde değil, ezilenlerin direnişinde saklıdır. Bu tarihe baktığımızda geçmişten bugüne kesintisiz süren özgürlük mücadelesini görürüz. Evet, bu mücadele zaferler kadar yenilgilerle de doludur. Ama hangi yenilgi ezilenlerin yeniden ayağa kalkmasının önüne geçmiştir? Hangi baskı ve zulüm onları sonsuza kadar susturabilmiştir? Tarih bilinciyle donanmış sınıf devrimcisi bilir ki sınıf mücadeleleri inişli çıkışlıdır; her yenilgi, yeni bir direnişin ve zaferin tohumlarını taşır. Hiçbir güç, hiçbir yenilgi işçi sınıfını sonsuza dek susturamaz, insanlığın kurtuluşu mücadelesinin zaferini engelleyemez. Boyun eğdirenlerin boyun eğdiği o büyük gün mutlaka gelecektir. Elif Çağlı bu gerçeği anlatır “Diller, Dudaklar ve Gözler” şiirinde. Bu şiirin gücü, yalnızca dilindeki sadelikten değil; yenilgi ve umutsuzluğun toplumu sardığı bir dönemde kaleme alınmış olmasından gelir.

Önce boyun eğmeyi öğrettiler insanlara

Ve sonra susmayı…

Açlığa, susuzluğa

Ve her şeye karşın

Yine insanların

Dilleri, dudakları ve gözleri vardı.

…

Baktılar, baktılar

Ve gözler çakmaklaştı

Yalaza dönüştü diller

Dudaklar açıldı, kapandı

Üst üste, üst üste, üst üste

Milyonlarca dil, dudak ve göz

Harekete geçti.

Kesildi

Susmayı emredenlerin sesi

Boyun eğdirenler

Boyun eğdi!

Devrimci mücadele, onurlu olduğu kadar zordur da. Düz bir yolda değil engebeli, çukurlu, taşlı yolda yürümeye benzer. Bunu göze alamayanların harcı değildir. Burjuva ideolojisinin her türlü yanılsamasından, çürütücü etkisinden sıyrılmak, baskılara karşı durabilmek, toplumun geri bilincine teslim olmamak sağlam bir devrimci irade gerektirir. Devrimci mücadelenin yükseldiği 70’li yıllarda sanatçısından akademisyenine toplumun azımsanmayacak bir kesimi bu rüzgârdan etkilenmiş, işçi sınıfının mücadelesinin çekim alanına girmiştir. Ne var ki 12 Eylül faşizminin şiddeti, toplumda yarattığı korku atmosferi bu olumlu tabloyu tersine döndürmüştür. İşte bu süreçte yılgınlığa kapılarak inancını yitirenler, yolundan dönenler, kendini kurtarmaya bakanlar olmuştur. Ve burjuvazi bu durumu devrim mücadelesine olan inancı bitirmek, umutsuzluğu yaymak için kullanmıştır. 1980 sonrası çekilen filmlerde, yazılan şiirlerde, kitaplarda “mücadele ettik de ne oldu?” fikri özellikle işlenmiştir. Egemenlerin gizlediği gerçek ise her şeye rağmen inancından ve mücadelesinden vazgeçmeyen devrimcilerin var olduğu gerçeğidir. Çağlı, Taşlama şiirinde bir yandan mücadele kaçkınlarını teşhir ederken diğer yandan bu gerçeğe ışık tutar.

Yeterince tanımamışsın kavgayı

Kendini sınamadan atmışsın adımını

Dümdüz yollarda yürümeyi düşlemişsin

Çukurları, tepeleri düşünmemişsin bile

Ayağın ilk tökezlediğinde

Yollara buldun kabahati

Aklından bile geçmedi

Kendini suçlamak

Behey şaşkın!

Biraz da etrafına bak

Nasıl da yürüyorlar aynı yolda

Başlar ilerde

Omuzlar dimdik…

Çukura yuvarlanmışsan

Suçu esas kendinde ara

Eğer yola devam edecek gücün yoksa

İnsanlık onurunu korumayacaksan

Sen orda, ömrünce o çukurda yat!

Bu şiirin yazılmasından yıllar sonra, 2025’te yazdığı bir makalesinde şöyle diyordu Çağlı: “Devrimci mücadele, işçi sınıfının örgütlü gücünün devrimi gerçekleştirmesi hedefiyle, yaşamını sabır ve azimle mücadele yıllarına adayanların yürütebileceği bir iştir. Bu anlamda, bu yolda yürüyen her bir kuşaktan sınıf devrimcileri, tıpkı bir yapının temelini kazmaktan harcını karmaya, tuğlalarını sabırla örmekten iç detaylarını incelikle yerleştirmeye varana dek devrimin gerçekleştirilmesine katkıda bulunanlardır. Bu mücadele uzun soluklu bir mücadeledir ve yaşam soluğunu bunu bilerek buna göre ayarlamak şarttır. Devrim mücadelesini, devrimin fiilen gerçekleştiği anı görmek olarak kavrayıp devrimci örgütlenmeye bireysel bir sabırsızlık temelinde yanaşanlar ise, nasıl yanlış biçimde geldilerse ondan daha fazla yanlış biçimde bu mücadeleden kaçmaya namzettirler.”[3]

Evet, devrim mücadelesi sabır ister. Çünkü devrimler bir anda patlak veriyor gibi görünse de aslında insan ömrünü aşan bir mayalanma sürecinin ürünüdür. Marksizm toplumsal düzenlerin değişiminin kaçınılmazlığını ortaya koyar. Bu nedenle önemli olan devrimi görmek değil, umudu diri tutup o büyük günü yakınlaştırmak için mücadeleye omuz vermektir. Yaşamı anlamlı kılan da budur.

Belki uzaksın

Belki yakınsın bana

Bilmiyorum

Belki…

Kar gibi saçlarımla

Kavuşacağım sana

Belki de bedenim

Dönüşecek toprağa

Ne fark eder?

Ya elimde kızıl bir bayrakla

Karşılayacağım seni

Ya da o gün yoldaşlar

Kızıl bir karanfil dikecekler

Başucuma…

12 Eylül döneminin boğucu havasına teslim olmayan devrimci önderlerimizin ektiği mücadele tohumu, nice zorluklarla, emeklerle büyütüldü ve bugün kökleri derinlere, dalları göğe uzanan heybetli bir çınar ağacına dönüştü. Onlar ne düne ne de bugüne takılıp kaldılar, Nâzım Ustanın dediği gibi “dünü bugüne, bugünü yarına” bağladılar. Çağlı’nın 12 Eylül’ün karanlık günlerinde yazdığı geleceğe seslenen şiirleri, bugün de mücadeleye omuz veren sınıf devrimcilerinin yüreğindeki ateşi ve umudu büyütüyor. Bu şiirler eylemlerde, etkinliklerde okunarak mücadeleci işçilere ulaşıyor, aydınlık yarınlar için mücadele azmi veriyor.

Yarın…

Şu gece

Şu kahır

Kadar gerçek

Şu buhar damlası kadar hayal

Şu koca dağlar kadar ırak

Ve şu katı toprak kadar yakın

Bugünden farklı bir gün

Yarın…

Ne gece

Ne kahır

Ondan güçlü değildir

Hayır!



[1] Oktay Baran, 12 Eylül’ün Hesabı Kapanmadı, 1 Eylül 2008, https://marksist.net/node/1872

[2] Elif Çağlı, Gericilik Döneminde Devrimci Bilincin Önemi, 1 Eylül 2016, https://marksist.net/node/5269

[3] Elif Çağlı, Bu Pisliği Ancak Devrim Temizler, 20 Şubat 2025, https://marksist.net/node/8449

12 Eylül 2025
Kitap Dünyası
Marksizm ve Gençlik
Bellek
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/demet-yalcin/eylul-gunlugu-karanlikta-umut-isigi?qt-diger_makaleler=0