sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > Faşist Rejimin CHP’ye Yönelik Operasyonlarında Son Perdeye Doğru

Faşist Rejimin CHP’ye Yönelik Operasyonlarında Son Perdeye Doğru

9 Eylül 2025

chp_kayyum.jpg

Faşist rejim, yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkan ve Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu liderliğinde en güçlü iktidar adayı olarak görünen CHP’yi etkisiz kılma saldırılarının son perdesini, Özgür Çelik başkanlığındaki İstanbul il yönetimini sözde mahkeme kararıyla görevden alıp kayyum atayarak sahneye koydu. Herkesin de farkında olduğu gibi iş adım adım Özgür Özel yönetiminin tasfiyesine doğru ilerliyor. Rejimin 15 Eylülde verdirteceği mahkeme kararıyla CHP’nin son kurultayının geçersiz sayılması ve bu karara göre CHP genel merkez yönetiminin görevden alınması bekleniyor. Belediyeleri kıskacı altına alarak ve cumhurbaşkanı adayı da olan Ekrem İmamoğlu’nu hapse tıkarak CHP’yi zayıflatmaya çalışan rejim, şimdi doğrudan parti örgütünü dağıtmak üzere planının yeni aşamasına geçmiş durumda.

İstanbul’a kayyum olarak atanan Gürsel Tekin’in il başkanlığı binasına girmesini engellemek üzere bina çevresinde toplanma kararı alan CHP’lileri dağıtmak ve yolları bloke etmek için 5 bin polis görevlendiren rejim, İstanbul’un altı ilçesinde üç gün boyunca basın açıklaması, miting, yürüyüş ve eylemleri yasakladı. İletişimi engellemek için internette bant daraltmasına gitti, sosyal medyada sürek avına çıktı. Onlarca kişi gözaltına alındı. Rejim medyası günlerdir “halkı sokağa çağırarak karışıklık yaratmak istiyorlar” çığırtkanlığı yaparken, İçişleri Bakanından ve RTÜK Başkanından gelen açıklamalarla da sokak kriminalize edilmeye, medya ise tehditlerle hizaya sokulmaya çalışılıyor. Erdoğan da “sokakların karışmasına asla izin vermeyeceğiz” diyerek hem muhalefeti sindirmeye hem de kutuplaştırma politikasına kan vermeye çalışıyor.

Taban desteğinin iyice zayıfladığını gören ve erimenin önüne geçemeyen Erdoğan rejimi, kendisini son seçimlerde yenilgiye uğratıp bu üstünlüğünü korumaya devam eden CHP’yi örgütsel olarak etkisiz hale getirmek üzere planlı bir saldırı yürütüyor. CHP’yi uzun süre boyunca oynadığı “majestelerinin muhalefeti” rolüne tekrar geri döndürmek üzere yeniden dizayn etmeye (bunu başaramazsa da bölmeye) çalışırken, Kılıçdaroğlu kliğiyle açık bir işbirliği içinde olduğu görülüyor. Kılıçdaroğlu ve onun yamaklığını yapan kayyum Gürsel Tekin’in rejime yedeklenme görüntüsü vermekten çekinmeyecek kadar ileri gitmesi, bunların devletin derinleriyle bağlantılı olduklarını da dışa vuruyor. 2015’ten itibaren Erdoğan’ın adım adım faşizme ilerlediği ve nihayetinde faşist rejimi inşa ettiği süreçte, CHP’nin Erdoğan’ın seçim oyunlarına alet olarak ve açık bir pasifikasyon politikası izleyerek rejime kan vermesinin arkasında da muhtemelen bu bağlantılar yatmaktadır.

2023 seçimlerinden önce yaptığımız değerlendirmemizde, “Seçim sonucu ne olursa olsun önümüz kavgadır ve burjuva muhalefete bel bağlanamaz. Burjuva muhalefetin hizaya çekilebilmesi bile ancak emekçi dinamiği güçlendirildiği ölçüde garantiye alınabilir” demiştik. Nitekim 19 Mart sürecinde yaşananlar bu tespitimizi bir kez daha doğrulamıştır. 2024 yerel seçimlerinin ardından Saray’a zeytin dalı uzatarak “normalleşme”den dem vuran Özgür Özel’i 19 Mart sürecinde direniş yoluna iten, tam da büyüyen tepkisini sokağa dökülerek gösteren gençlik ve emekçi dinamiği olmuştu. Fakat her hafta farklı bir kentte ve İstanbul’un farklı bir ilçesinde gerçekleştirdiği mitinglere on binleri toplayarak kitle dinamiğinin tümüyle pasifize olmasının önüne geçmeye çalışsa da, Özel, sandık ufkunu aşan bir kitle seferberliğine yönelmekten uzak durdu. Tüm eylemlilik sürecini sandığa ve erken seçime endeksli bir şekilde devam ettirdi. Bu sınır ve beklentilere hapsedilmiş bir kitle tepkisinin uzun süre diri kalması mümkün değildir. Aksine rejimin karşı koyulamayan her saldırısı, kitlelerde umutsuzluğu ve yılgınlığı körükler.

Rejimin görmezden gelinen gerçek niteliği

Rejimin DEM Parti ve DEM Partili belediyelerden başlayıp CHP’ye uzanan saldırıları, bu partiler tarafından bitmek tükenmek bilmeyen bir “darbe”, hatta “darbe girişimi” söylemiyle karşılanmaktadır: Anayasa darbesi, hukuk darbesi, demokrasiye darbe… Bugünlerde ise sosyalistlerin önemli bir bölümü de dâhil muhalefet, “seçimli otokrasiden açık diktatörlüğe son adım” nitelendirmeleriyle rejimin gerçek niteliğinin üstünü örtmektedir. Burjuva siyasetçiler faşizmin adını koymayıp onu normalleştiren söylemler kullanırlarken, liberal kesimler gerçekliği bu tarz akademik terimlerle bulandırırken, bu terimler sosyalist hareketin geniş kesimlerinin diline de pelesenk olabiliyor. Bu değerlendirmelere bakarsak dünya siyaset tarihinin en uzun ve çok parçalı “son adım”ıyla karşı karşıyayız ve her dönemeçte “faşizme yakınsayan” rejim bir türlü hedefine varamamaktadır!

Oysa bu saldırılar, dokuz yıl önce darbe üstüne darbelerle kurulup pekiştirilmiş faşist bir rejimin, toplumsal muhalefeti adım adım ezme ve sindirme operasyonunun parçalarıdır. Karşımızda, 2016 Temmuzunda gerçekleştirilen OHAL darbesiyle iktidara oturan faşizm, 2017 Nisanında yapılan “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” referandumunu izleyen süreçte attığı çeşitli adımlarla kurumsallaşan bir faşist rejim bulunmaktadır. Nicedir dikkat çektiğimiz üzere, bu rejim kendisini olağan bir rejimmiş gibi gösterirken, burjuva muhalefet bu oyunu bozmayıp onun bu imajı vermesine alet olmaktadır:

“Bu imajı vermek için rejim, açık açık Anayasa, parlamento, siyasi partiler, sendikal örgütlülükler gibi olağan burjuva demokratik işleyişin temel unsurları niteliğindeki kurumları kapatmak ve yasaklamak yerine, onları her adımda daha da etkisizleştirme yoluna gitmiştir. Birçokları bugün hâlâ geleceğe dönük olarak, faşizmin kurumsallaşması, pekişmesi vb. tehlikesinden bahsededursun, faşist rejim bu aşamaları çoktan geride bırakmıştır. Bugün gelinen noktada, faşizm artık kendi yakın geleceğini de garanti altına almaya çabalamakta, bunun için seçim oyununu kazasız belasız sürdürmek amacıyla Erdoğan’ın görev süresi ve %50 şartını kaldırmanın yollarını aramaktadır.”[*]

Bu arayışlarının karşılığını, hazırlıklarını yürüttüğü “yeni anayasa”yla almayı planlayan Erdoğan, buna giden yolu, iki büyük muhalefet odağını etkisiz hale getirerek düzlemeye çalışmaktadır. Bunlardan ilki, türlü saldırılarla ve bölme taktikleriyle zayıflatmaya ve kendisi için tehdit olmaktan çıkarmaya çalıştığı CHP’dir. Diğeri, aylardır yürütülen ne olduğu belirsiz “süreç”le pasifize etmeye çalıştığı Kürt siyasi hareketidir. Rejimin önce “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı, ardından “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak resmileştirdiği komisyon, daha baştan Kürtleri beklentilere sürükleyerek oyalama aracı olarak şekillendirilmiştir. Üstelik adına demokrasi kelimesi eklenerek Kürtler haricindeki muhalefet güçleri de avlanmak istenmiştir. Faşist rejimlerden barış da demokrasi de beklenemeyeceği gerçeği tarihsel deneyimlerle ortadayken, özellikle Kürt hareketinin kimi kesimleri bu doğrultuda yanılsamalar yaymaya devam etmektedir. Geniş kesimler ise bekleme pozisyonunda kalmaktadır. Oysa karşımızdaki açık bir iç ve dış savaş rejimi olarak şekillenmiş bir faşist rejimdir ve bekası da buna bağlıdır. Demokrasi ise rejimin doğasına aykırıdır. Rejimin kendi kendisini dinamitleme rotasına girdiği iddia edilmiyorsa, bu beklentiler boş, daha da ötesi yanıltıcı ve yıkıcı beklentilerdir. Böylesi bir iddianın gerçek dışılığını ise rejim biteviye attığı adımlarla her gün ispat etmektedir. Üstelik sadece içeride değil dışarıda izlediği politikayla da. Militarizmi her alanda körükleyen bu rejim, Suriye’den Ukrayna’ya, Libya’dan Azerbaycan-Ermenistan’a pek çok cephede doğrudan ya da dolaylı olarak savaşın bilfiil içindedir. Üstelik Suriye’de HTŞ cihatçılarının elindeki Şara yönetimiyle iç içe geçtiği yetmezmiş gibi, onu Kürtlerin üstüne salmak için elinden geleni yapmaktadır. Böyle bir rejimden, bıraktık demokrasiyi, barış beklemek en hafif deyimle saflıktır.

Faşist rejim, sadece muhalefete değil, siyasi görüşlerinden bağımsız olarak bütün bir işçi sınıfına da savaş ilan ederek kurulmuştur. Her ne kadar örgütsüz ve bilinçsiz işçi sınıfı bu gerçeği idrak edemese de, söz konusu savaş ilanı bu rejimin kuruluşuna damgasını basmıştır. Faşist rejim, OHAL kararnameleriyle yüz binlerce insanı işinden etmiş, tüm büyük grevleri yasaklamış, asgari ücreti ortalama ücret haline getirmiş, emeklileri sefalet maaşlarına mahkûm etmiş, gençlerin geleceğini işsizlikle, güvencesizlikle karartmıştır. Sendikaları rejimin korporatif aygıtlarına dönüştürerek etkisiz hale getirmesi, bu tabloyu sorunsuzca sürdürebilmesinde kilit rol oynamıştır. Bu rejim çiftçilerin ve esnafın da ocağını söndürmüştür. Fahiş zamlara dayanan kaynak yaratma politikası tarıma ölümcül darbeler indirirken, bunun sonuçları sadece çiftçileri değil, dizginsizce artan gıda fiyatlarıyla tüm emekçileri vurmaktadır. Keza, ormanların, derelerin, denizlerin (madenlerle, inşaatlarla, HES’lerle, termik santrallerle vb.) yağmalanması, kirletilmesi, zeytinliklerin talana açılması, bu rejimin aralıksız çıkardığı yasalarla her türden engelden azade hale getirilmiştir. Muhalifler hapislere doldurulurken, iş kazalarından depremlere gerçekleşen kitlesel can kayıplarının, yolsuzlukların, talanın ve bilumum suçun hesabının sorulamadığı bir cezasızlık düzeni yaratılmıştır.

Yani hiçbir işçinin, emekçinin, emeklinin, gencin, “bizden olmayana yapılan zorbalık bizi ilgilendirmez” diyerek bu faşist rejimin yaptıklarına gözlerini kapama lüksü yoktur. Rejimin attığı her adım, dönüp emekçi sınıfları vurmaktadır. O yüzden bu rejim yıkılmalıdır ve bunun için mücadele etmek her emekçinin bizzat kendi geleceği için elzemdir.



[*] Oktay Baran, İktisadi Yıkım, Muhalefetin Çapsızlığı, İktidarın Hesapları, 17 Ocak 2024, https://marksist.net/node/8168

9 Eylül 2025
AKP ve Otoriterleşme
CHP
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/marksist-tutum/fasist-rejimin-chpye-yonelik-operasyonlarinda-son-perdeye-dogru