sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > Şeyh Bedreddin’in Ardından: 605 Yıllık Bir Düş

Şeyh Bedreddin’in Ardından: 605 Yıllık Bir Düş

İstanbul/Avcılar’dan Marksist Tutumcu bir genç, 18 Aralık 2025

seyh-bedrettin-isyani.webp

Âl-i Osman ülkesinde esen bir kısırlık çığı, bir ölüm türküsü rüzgârı idi Nâzım Hikmet’in deyimiyle. Osmanlı hükümdarı Bayezid’in oğulları taht kavgasına düşmüştü. Bu kavga yalnızca sarayların, hanedanların değil, en çok da toprağın ve emeğin üzerinden yürüyordu. Şehzadelerin her biri kendini hükümdar ilan ederek din adamlarını ve askerleri kendi safına çekmeye çalışıyordu. Her biri halktan ayrı ayrı vergi topluyor, kimi zaman da köylerdeki gençleri savaş için kendi ordusuna katılmaya zorluyordu. Yani aynı toprağı süren köylü, aynı düzenin iki farklı ordusu için can vermeye zorlanıyordu. Toprakta üretilenin neredeyse tamamı vergiye gidiyor, geriye açlık, yoksulluk ve hastalıktan başka bir şey kalmıyordu. Gücü eline alan tımar sahibi sipahiler, ağalar, halka istedikleri gibi zulmediyordu.

“Ay ve güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur; öyleyse ekmek niçin herkesin ekmeği değildir?” diyordu Şeyh Bedreddin; başka bir dünyanın mümkün olabileceğini biliyordu. İnsanları dinlerine, dillerine göre ayırmıyordu. “Yârin yanağından gayrı ne varsa” insanların ortak çıkarları doğrultusunda bölüşüleceği yeni bir toplum düzeni tahayyül ediyordu. Tıpkı her nimetin onu dileyene ait olduğu ve kimsenin de ihtiyacından fazlasını talep etmediği o eski zamanlardaki gibi. İçinde bulundukları karanlık dönem, Bedreddin’in düşlediği eşitlikçi toplum arzusunu zaruri hale getirmişti. Torlak Kemal ile Börklüce Mustafa’nın da içini kavuran bu arzu, köylerde ve şehirlerde, zulümden, sömürüden yılmış olan köylülerde, esnaf ve zanaatkârlarda, kısacası toplumun ezilen kesimlerinde derin bir yankı buldu.

Bu sırada gücü elinde toplayan Çelebi Mehmed, Şeyh Bedreddin’i kazaskerlik görevinden alarak İznik’e sürgüne gönderdi. Sürgünde olmasına rağmen Bedreddin fikirlerini yaymaktan geri durmuyor, adalet ve ortaklaşma üzerine kurulu düşünceleri müritleri aracılığıyla halk arasında dolaşmaya devam ediyordu. Bu düşünceler, özellikle Ege civarında, halkın örgütlülüğü sayesinde adım adım bir ayaklanma hareketine dönüştü. Bu hareket artık başta Çelebi Mehmed olmak üzere tüm sömürücüler için ciddi bir tehdit haline gelmişti.

Mehmed’in ayaklanmaları bastırmak üzere gönderdiği ilk birlikler Karaburun’daki direnişi kırmaya yetmedi; Börklüce ve yoldaşları o ilk saldırıyı püskürttü. Bunun üzerine Çelebi Mehmed, daha büyük bir kuvvet toplatarak Börklüce’nin üzerine yolladı. Börklüce ve yoldaşları, sonuna kadar direndikleri o çetin çatışmalarda ağır kayıplar verdi. En sonunda yakalanan Börklüce Mustafa, yanında kalan yoldaşlarıyla birlikte idam edildi. Torlak Kemal ise Manisa’da direniyordu. O da kısa süre içerisinde yakalanarak infaz edildi.

Bu iki büyük hareket bastırılınca Osmanlı yönetimi, bu fikirlerin kaynağına yöneldi. Böylece Çelebi Mehmed, Şeyh Bedreddin’i yargılatmak üzere bir divan kurulmasını emretti. Elbette bu divan sadece bir formaliteden ibaretti; Bedreddin’in akıbeti baştan belliydi. O ise ölümüne dek düşüncelerini savunmaktan geri durmadı. 18 Aralık 1420’de Serez çarşısında asılarak idam edildi. Cansız bedeni, halkın gözünü korkutmak için günlerce meydanda bekletildi.

“Yağmur çiseliyor,

Serezin esnaf çarşısında,

bir bakırcı dükkânının karşısında

Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.

Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.

Ve yağmurda ıslanan

yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin

                                        çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor,

Serez çarşısı dilsiz,

Serez çarşısı kör.

Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü

Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.”

Bugün Şeyh Bedreddin’in ölümünün 605. yılı. Aradan geçen yüzyıllar boyunca Bedreddin’i darağaçlarına gönderen egemenler, tarih sahnesine daha nice trajediler bıraktılar, bırakmaya da devam ediyorlar. Bedreddin’in ve daha nicelerinin sesini kısmak isteseler de başaramadılar. O kavganın izini Şeyh Bedreddin’e kadar taşıyanlar olduğu gibi, Bedreddinlerden devralıp bugünlere getirenler de oldu, hep olacak.

Bugün de tarihimiz bize bir sorumluluk yüklüyor: Dünden bugüne uzanan mücadele zincirinin bir halkası olmak ve o halkayı yarına, bizden sonrakilere bağlamak. Şeyh Bedreddin’in ve nicelerinin düşlediği kardeşlik sofrası, ancak sınıfımızın örgütlü mücadelesiyle kurulabilir. İşçi sınıfı olarak mücadeleyi ellerimizin üzerinde sabırla, dirençle geleceğe taşımak görevimizdir. Sömürüsüz, sınıfsız bir dünyayı yaratmak, geçmişten bugüne aynı düşü kuran tüm yoldaşlarımıza borcumuzdur.

18 Aralık 2025
Osmanlı ve TC Tarihi
Marksizm ve Gençlik
Bellek
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/okurlarimizdan/seyh-bedreddinin-ardindan-605-yillik-bir-dus?qt-diger_makaleler=0