
Kapitalizmin insanlığın başına büyük belalar musallat edişine tanıklık ediyoruz. Öyle bir çağ yangının ortasındayız ki ne yana baksak kaos, ne yana baksak kızılca kıyamet! Fakat işçi sınıfının ozanlarından Ahmed Arif’in de dediği gibi “döğüşenler de var bu havalarda”… Dünya işçi sınıfı, 2018’i olduğu gibi 2019’u da bir isyan yılı olarak uğurladı ve 2020’yi yeni isyanlarla kucakladı. İşçiler, emekçiler, gençler, kadınlar… İşçi sınıfı tüm dünyada ayağa kalkıyor, hep bir ağızdan özgürlük ve eşitlik şarkıları söylüyor. Lübnan’dan Sudan’a, Hindistan’dan Fransa’ya, Irak’tan Cezayir’e, Kolombiya’ya, İran’a, Şili’ye… Yeniden sesini arıyor meydanlar, yeniden sesini buluyor!
Fırtına yırtıyor sessizliği
Ufuktan bir güneş doğuyor
Gecekondulardan geliyor halk
Tüm Şili şarkılar söylüyor
Venceremos, Venceremos!
Kıralım zincirlerimizi.
Venceremos, Venceremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos.
Kimilerine tuhaf gelecektir ama diyalektik bir bütünlük içerisinde, çağımızın en temel çatışmalarından biri olarak “gece” ve “gündüz”ü aynı anda yaşıyor insanlık. Nasıl ki büyük acılar yaşanıyorsa, büyük umutlar da filizleniyor. Dünyanın dört bucağındaki devrimcilerin onyıllardır coşkuyla söylediği “Venceremos”un dizelerinin yeniden ete-kemiğe büründüğüne tanıklık ediyoruz mesela. İşçi sınıfının yakın döneme damgasını basan isyan fırtınası, onyılların suskunluğunu, sessizliğini yırtarcasına yükselmeye başladı. Nihayet! Ezilenler, horlananlar, sömürülenler dünya çapında zulme ve yoksulluğa karşı isyana girişiyorlar. İnsanlığın kurtuluşuna sevdalı yürekleri coşturan bir ezginin, Venceremos’un doğduğu topraklar da bu heyecan verici sürece damgasını basan ülkelerden biri oldu. Tarihinde askeri faşist darbeler, kıyımlar, neo-liberal saldırılar kadar nice şanlı mücadelenin ve zengin deneyimlerin de bulunduğu Şili, yeniden görkemli eylemlere ev sahipliği yaptı. Başkent Santiago başta olmak üzere Şili sokaklarında yeniden “Venceremos/Kazanacağız” ve “El Pueblo Unido Jamás Será Vencido/ Birleşen Halk Asla Yenilmez” marşları söylendi coşkuyla…
Yürüyelim güzel geleceğe
Önümüzde şanlı bayrağımız
Yeni açan al bir çiçek gibi
Karanlığın ortasından fışkırarak
Kızıl şafak tutuşturur göğü
Haber verir gelen günü bize
Dinleyin, yükselen halkımızın sesini
Sarsarak gökleri haykırıyor ileri
Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez!
Peki, ne istiyordu gökleri sarsarak haykıran bu insanlar? Ne oldu da bu Latin Amerika ülkesinin sokaklarına taşkın bir nehir gibi aktılar birden bire? Zamanla zapt edilemeyen bir protesto dalgasına dönüşen eylemler, Sebastian Piñera hükümetinin Santiago’da günde 3 milyondan fazla kişinin kullandığı metroda biletlere zam yapıldığını duyurması üzerine başladı.[1] Ekim ayının başında başlayan gösteriler adeta Şili’nin bastırılamayan bir çığlığı olarak Piñera rejimine karşı devasa bir meydan okumaya dönüştü. Santiago’daki ordu karargâhından bir televizyon yayınına bağlanan devlet başkanı ve aynı zamanda Şili’nin en zengin burjuvası Piñera, “Güçlü bir düşmana karşı savaştayız” dedi. Elbette ayağa kalkarak isyan sahnesine çıkan ve rejime meydan okuyan işçi sınıfının gücünden bahsediyordu.
Kimler yoktu ki isyan sahnesinde? İşçi sınıfının gençliği kısa süre içinde Şili’deki isyanın aktörlerinden biri haline gelmişti. İlk örneklerinin burada uygulanması sebebiyle “neo-liberalizmin laboratuvarı” olarak adlandırılan Şili’de gençler, “Neo-Liberalizm Burada Doğdu Burada Ölecek!” dövizleri taşırken, içine sürüklendikleri çıkışsızlığın ve geleceksizliğin asıl sorumlusunun kapitalizm olduğunu haykırmaktan da geri durmadı. Duvarları “Depresyon Çağı Değil, Kapitalizm!” yazıları süslemişti. Madenciler, dünyanın bir numaralı bakır üreticisi ülkenin neredeyse tüm madenlerini durdurarak “Yoksullar İçin Ekmek Yoksa Zenginler İçin de Barış Yok!” sloganını yükseltti. Kadınlar ise devlet başkanı, ordu, polis ve yargının yani bir bütün olarak burjuva devletin kadına yönelik şiddetini dünyaya da yayılan Las Tesis adı verilen bir koreografi eşliğinde protesto etti. Şilili emekçiler, faşist diktatörlükten bu yana gerçekleştirdikleri en kitlesel mitinglerini tarihe kazıdılar. İsyan ateşiyle alevlenen ve 1 milyon 200 bin kişinin katıldığı miting boyunca emekçi kitlelerin “devrim” haykırışları yükseldi. Piñera rejiminin polis teşkilatı “Carabineros” aracılığıyla uyguladığı sınırsız terör sonucu en az 30 insanını toprağa veren Şili işçi sınıfı, alev alev yanan barikatlarda dirençle geleceğini aramaya koyulmuş durumda. Şilili emekçilerin bu gelecek arayışı onları geçmişin ayak izlerine de götürdü. Ezilenlerin saflarında isyan bayrağını yükselten, sömürüsüz bir dünya mücadelesi için yaşamasını da ölmesini de bilen yiğit devrimcilerin anılarının yanına…
Bir zamanlar kana bulanmış Santiago’nun
Sokaklarında dolaşacağım yeniden
Ve özgürleştirilmiş güzelim bir meydanda
Duracağım aramızda olmayanlara ağlamak için.
Yakan kavuran bir çölden geliyor olacağım
Ormanlardan göllerden geçerek
Ve Santiago’nun bir varoşunda
Anacağım daha önce yitirdiğim kardeşlerimi.
Böyle diyordu Pablo Milanes, adeta bugünü anlatırcasına... Şili’de emekçi halkın küllerinden yeniden doğacağını muştuluyor, devrim marşlarının geri geleceğini ekliyordu dizelerine… Öyle de oldu, küllerinden yeniden doğdu Şilili emekçiler ve hatırladılar kendilerinden olanları, kavgada yitirilenleri… Böylece kendi seslerine de kavuştular.[2] Pinochet’nin faşist darbesinden birkaç gün sonra öldürülen devrimci müzisyen Victor Jara’nın sesi Santiago sokaklarındaydı artık. Yüz binlerce kişi Jara’nın sesine ses katarak yeniden haykırdı sloganlarını, yeniden söyledi devrimci marşlarını… Plaza Baquedano, Plaza Sacramentinos, Plaza de Armas… Santiago’nun en simgesel meydanlarında muazzam orkestralar eşliğinde, yüz binler Jara şarkıları söyleyerek büyüleyici performanslar sergilediler. Büyük mücadeleler sonucu faşist rejimin kurbanları anısına yaptırılan Santiago’daki Bellek ve İnsan Hakları Müzesi önünde gerçekleştirdiler en anlamlı buluşmalarından birini de… Böylece Victor Jara, ölümünün üzerinden geçen yaklaşık yarım asıra rağmen, Şili’deki isyanın tartışmasız simgelerinden birine dönüşmüştü bile!