
Biz Yeni bir dünya kuracağız Yeni, yepyeni bir dünya Ne ekmek eksik olacak soframızdan Ne dünyamızdan hürriyet Bereket fışkıracak her yandan Bolluk ve bereket Çoluk çocuk, kadın, erkek Şarkılar söyleyerek ufka varacağız Batırıp fırçamızı ufkun kızıllığına “Herkesten yeteneğine göre, Herkese ihtiyacı kadar” yazacağız! Bizler Ziya Egeli’nin dizelerindeki gibi bir dünyaya hasret gençleriz. Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, ekmek, gül ve hürriyet günlerine hasretiz. Üstelik yepyeni bir dünya kurmanın her zamankinden çok daha fazla mümkün olduğunun bilincindeyiz. Bugün üretici güçlerin geldiği düzey, insanın dört bucağında tok olabileceği bir dünyanın kapılarını çoktan açmış durumda. Yeter ki dünyanın bütün işçileri birleşip şu kapitalizm illetini yok edebilelim. Evet, insanlığın asırlardır özlemini duyduğu bir dünyayı yaratma imkânı avuçlarımızın içinde duruyor. Ancak kapitalizm insanlığın büyük bir bölüğünü ücretli köleliğe mahkûm etmeye devam ediyor. Her güne acılı anaların feryatlarıyla uyanıyoruz. Haksız savaşlarda kaybettikleri oğullarının, kızlarının ardından yaktıkları ağıtlara hangi yürek dayanır? Sırf asalakların sefahati sürsün diye her gün yüzlerce sınıf kardeşimizi iş cinayetlerinde kaybediyoruz. Dünyanın dört bir yanında işçiler açlığın, yoksulluğun ve sefaletin pençesine itiliyor. İşçi sınıfının kadınları çöpten dağların kıyılarında ekmek arıyor. Sınıfımızın çocukları egzoz dumanının sıcağıyla ısınmaya çalışıyor. Denizlerin kıyıları her gün Alan Kürdi gibi çocukların cansız bedeniyle doluyor. Emekçiler bu koşullarda “yaşarken”, patronlar ise ellerinde biriken muazzam zenginlikle keyif sürüyor. İşte kapitalizmin 21. yüzyılda dünyayı getirdiği hal, işçi sınıfına sunduğu “modern yaşam” bu! Dünyadaki tüm zenginliği ve güzelliği üretenlere ölüm kusan kapitalizm doğayı da acımasızca katlediyor. İnsanlığın yaşam pınarları olan nehirlerimiz kurutuluyor. Milyonlarca canlıya ev sahipliği yapan ormanlarımız içindeki bütün canlılarla birlikte yok ediliyor. Kapitalistlerin kâr hırsı adeta bütün canlı yaşama savaş açmış durumda. Çürüyen kapitalizm insanlığı ve gezegenimizi hızla felakete sürüklüyor. İnsanlık tarihsel bir kavşakta duruyor; ya sosyalizm ya yok oluş! İşçi sınıfının devrimci önderlerinden Kızıl Kanatlı Rosa bu sözleri söylediğinde dünya birinci emperyalist paylaşım savaşından henüz çıkmıştı. Tarifsiz acılar ve kıyımlar yaşayan halklar yepyeni bir sabaha uyanmıştı: Rusya’da işçiler Bolşeviklerin önderliğinde iktidarı ele geçirmiş, Ekim Devrimi dünyanın bütün emekçilerine umut olmuştu. Tarihsel koşullar devrimci ve karşı-devrimci durumları mayalayarak şekilleniyordu. Bugün de dünyamız bir yandan faşizmin ve gericiliğin yükselişine tanıklık ederken beri yandan pek çok ülkede işçi sınıfının yükselttiği mücadeleye sahne oluyor. Lübnan’dan Fransa’ya, Hindistan’dan Şili’ye mücadele saflarından “Kapitalizme Ölüm!” sloganları yükseliyor. İşçi sınıfının gençleri burjuvazinin saldırılarına Victor Jara’nın mücadele ezgileriyle yanıt veriyor. Bir kez daha sınıflar cephesinde saflar belirginleşiyor, mücadele ateşi harlanıyor. Kuşkusuz insanlığın geldiği tarihsel kavşakta kapitalizmi yok etmekten başka çaremiz yok. Kapitalizmi yok edecek yegâne güç, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan örgütlü işçi sınıfıdır. Rosa’nın dediği gibi; “kapitalizmin zinciri dövüldüğü yerden kırılmalıdır”. Bizler zincirin kırılacağı günün geleceğine inanarak baltalarımızı bilemeye devam edelim. Umudu ve mücadeleyi büyütelim. Yok hayır! Başka türlüsü mümkün değil Başka türlüsü kurtarmaz bizi Ya biz kazanacağız … ya da … gene biz Çünkü Yok başka seçeneğimiz!