sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > Marx'ın Kapital'ini Okumak > Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt > Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /31

Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /31

kapital_c-3-on.png

Bölüm 33: Kredi Sisteminde Dolaşım Aracı

Marx, dolaşım araçlarında tasarruf sağlayan tüm yöntemlerin birinci olarak krediye dayandığını belirtir. İkinci olarak, dolaşım aracı tasarrufu, vadeleri dolan poliçelerin mübadelesi ve ödeme aracı olarak paranın ağırlıkla bakiyelerin kapatılması için kullanılması sırasında görünür. “Ama bu poliçelerin varlığı da, sanayici kapitalistlerin ve tüccarların birbirlerine verdikleri kredilere dayanır. Bu krediler azalırsa, başta uzun vadelileri olmak üzere poliçelerin sayısı ve dolayısıyla aynı zamanda bu denkleştirme yönteminin etkililiği azalır.” İşlemlerin para kullanılmadan gerçekleştirilmesi anlamına gelen ve tümüyle paranın ödeme aracı olma işlevine dayanan (ki bunun kendisi de krediye dayanır) bu tasarrufun yalnızca iki türü olabilir. “Poliçelerin ya da çeklerin temsil ettiği karşılıklı alacaklar, ya alacakları birinin hesabından bir başkasına aktaran aynı banker tarafından denkleştirilir, ya da bunlar farklı bankerler arasında denkleştirilir.” Hesapların denkleştirilmesi için daha az dolaşım aracına gereksinim duyulduğu ölçüde, dolaşım araçlarının etkililiği artar. “Diğer yandan, dolaşım aracı olarak dolaşan paranın (aynı zamanda tasarruf sağlayan) hızı, tümüyle, alım ve satımların akışına ve arka arkaya parayla gerçekleştirilmeleri ölçüsünde ödemeler zincirine bağlıdır.” Önemli nokta şu ki, kredi dolaşıma aracılık eder ve böylece dolaşım hızını yükseltir. Ayrıca, dolaşım hızı ve ödemelerdeki tasarruf verili kabul edildiğinde, dolaşımda bulunan para miktarının metaların fiyatlarıyla ve işlemlerin miktarıyla belirlendiği hususu basit para dolaşımı incelenirken gösterilmiştir.

Dolaşımdaki araçların tutarında, sınaî çevrimin farklı evrelerine karşılık gelen ciddi dalgalanmalar söz konusudur. Engels buraya düştüğü notta önemli hususlara değinir. Şöyle ki, verilen avansların geri dönüşlerinin düzenli olarak gerçekleştiği ve dolayısıyla da kredinin sarsıntıya uğramadığı durumlarda, dolaşımdaki genişleme ve daralma sanayici kapitalistlerin ve tüccarların gereksinimleri doğrultusunda gerçekleşir. “Bunalım sonrasındaki durgun dönemde dolaşım hacmi en aza iner; talebin canlanmasıyla birlikte daha büyük bir dolaşım araçları gereksinimi de ortaya çıkar ve bu gereksinim gönenç artışıyla birlikte artar; dolaşım araçları miktarı, en yüksek noktasına, aşırı yüklenme ve aşırı spekülasyon döneminde ulaşır - burada bunalım patlak verir ve bir gecede daha dün bol miktarda bulunan banknotlar ve onlarla birlikte poliçeleri iskonto edenler, değerli kağıtlara dayalı olarak öndelik verenler, meta satın alanlar piyasadan kaybolur.” Engels İngiltere’den örnekle, böyle bir durumda İngiltere Bankasından yardım istendiğini, ama onun gücünün de kısa sürede tükendiğini belirtir. O nedenle, tam da tüm dünyanın para için yanıp tutuştuğu, meta sahiplerinin satış yapamadığı ama buna rağmen ödeme yapmak zorunda oldukları ve banknot elde edebilmek için her türlü özveride bulunmaya hazır oldukları bir anda, 1844 tarihli Banka Yasası İngiltere Bankasını banknotlarının dolaşımını sınırlandırmaya zorlamıştır.

Marx’ın belirttiği üzere, dolaşımdaki gerçek ve sınaî çevrimin evrelerinden bağımsız genişleme ya da daralmalar, yalnızca teknik nedenlerden, örneğin vergilerin ya da devlet borcu faizlerinin ödeme tarihlerinden kaynaklanır. “Vergiler ödenirken İngiltere Bankası’na olağandan fazla banknot ve altın akışı gerçekleşir ve bu da, dolaşımın gereksinimlerinden bağımsız olarak, dolaşımı fiilen daraltır. Devlet borcu üzerinden kâr payları ödenirken bunun tersi olur. Birinci durumda, dolaşım araçları elde etmek için Bankadan borç alınır. İkinci durumda, özel bankaların faiz oranları, rezervlerindeki geçici büyüme nedeniyle düşer. Bunun, dolaşım araçlarının mutlak miktarıyla hiçbir ilgisi yoktur; sadece, bu dolaşım araçlarını dolaşıma sokan ve bu süreçte ödünç sermaye elden çıkaran ve bu nedenle bunun kârını cebine indiren bankacılık firmasını ilgilendirir.”

Ekonomik dalgalanmada genişleme başlarken veya fiyatlar görece düşükken ve dolaşım araçları eksiksiz olduğunda, faiz oranı kârlardaki yükselişten ve yeni yatırımlardaki artıştan kaynaklanan ödünç sermaye talebi nedeniyle görece yüksek olabilir. İşlerin daralması ya da kredinin çok bol olması nedeniyle dolaşım araçları az olduğunda ise, faiz oranı fiyatlar yüksekken bile düşük olabilir.

Marx, dolaşımın mutlak niceliğinin yalnızca sıkışıklık zamanlarında faiz oranı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu belirtir. “Bunların dışında, dolaşımdaki araçların mutlak niceliği faiz oranı üzerinde etkide bulunmaz, çünkü, bu nicelik (dolaşımdaki tasarruf ve dolaşım hızı değişmez kabul edildiğinde), ilk olarak, metaların fiyatlarıyla ve işlemlerin niceliğiyle (bu arada, bunların etkileri çoğu zaman birbirlerini götürür) ve son olarak kredinin durumuyla belirlenir ve hiçbir şekilde bu sonuncusunu belirlemez; ve ikincisi, çünkü, meta fiyatları ile faiz arasında hiçbir zorunlu bağlantı bulunmaz. Ayrıca belirtilmeli ki, faiz oranı dolaşımdaki paranın miktarına bağlı değildir.”

“Dolaşım araçları ihracı ile sermaye ödünç verme arasındaki farkın kendisini en iyi şekilde gösterdiği yer gerçek yeniden üretim sürecidir.” Orada, örneğin değişen sermaye maddi olarak işçilerin geçim araçlarından, yani onların kendi ürünlerinin bir kısmından oluşur. Ama bu onlara, haftalık ya da aylık parçalar halinde para olarak ödenir. Bu parayı kapitalist yatırmak zorundadır ve bir sonraki seferde yeni değişen sermayeyi daha önce ödemiş olduğu eski parayla ödeyip ödeyemeyeceği, kredi sisteminin örgütlenmesine fazlasıyla bağlıdır. Toplumsal toplam sermayenin farklı bileşenleri arasındaki mübadele eylemleri için de aynısı geçerlidir. Bunların dolaşımı için gerekli olan para, mübadeleci taraflardan biri ya da her ikisi tarafından yatırılmak zorundadır. Ardından dolaşımda kalır, ama mübadelenin tamamlanmasından sonra her zaman onu yatırmış olana geri döner. Çünkü onun tarafından, gerçekten çalıştırdığı sanayi sermayesine ek olarak yatırılmıştır. Paranın bankaların ellerinde toplandığı gelişmiş kredi sisteminde ise, onu yatıranlar kâğıt üzerindeki hesap işlemleriyle bankalardır. Bu örnekteki yatırma işlemi yalnızca dolaşımda bulunan parayla ilişkilidir. Bu bir sermaye yatırımı değil, sanayicinin ihtiyaç duyduğu dolaşım aracı yatırımıdır.

“Bunalım dönemlerinde kredi sistemi birdenbire çökerek para sistemine dönüşür. Bunalım dönemlerinde yurt içinde yaşanan panik bir yana bırakılırsa, para miktarı, yalnızca, metalle, yani dünya parasıyla ilgili olması ölçüsünde tartışma konusu olabilir.” Dolaşımdaki poliçelerin miktarı, dolaşımdaki banknotların miktarı gibi, sadece ticaretin gereksinimleriyle belirlenir. Dolaşımdaki poliçelerin hacmi, dolaşımdaki banknotların hacmi üzerinde etkide bulunmaz ve bu ikincisinden, yalnızca, poliçelerin niceliğinin arttığı ve niteliğinin kötüleştiği para kıtlığı zamanlarında etkilenir. Son olarak, bunalım anında poliçe dolaşımı tümüyle çöker; herkes sadece nakit ödemeleri kabul ettiğinden kimse ödeme taahhüdü istemez.

Marx, 1857 bunalım döneminden örnek verir. O dönemde, Londra para piyasasının kodamanlarından biri olan Bay Chapman bile, verili bir anda tüm para piyasasını alt üst edebilecek ve böylece küçük para tüccarlarının kanını en rezil şekilde emebilecek kadar güçlü çok sayıda büyük para kapitalistinin bulunduğundan acı acı yakınmıştır. Bu kodamanın belirttiğine göre, mevcut borç verilebilir sermayeyi piyasadan çekerek bir sıkışıklığı ciddi şekilde yoğunlaştırabilecek çok sayıda büyük dolandırıcı varmış. Üç büyük bankanın benzer yönde birlikte hareket etmesi sıkışıklığı bir paniğe dönüştürmeye yetermiş. Marx, yarı devlet kuruluşu olan İngiltere Bankası’nın bile, egemenliğini bu denli zorbaca gösteremese de, küpünü doldurmanın araçlarını ve yollarını yeterince iyi bildiğini belirtir.

Marx ayrıca, gelişen bankacılık sisteminin halkın sırtına ne devasa yükler yüklediğini de örnekler. “Ulusal bir tasarrufun özel kâr olarak görünmesi burjuva iktisatçısını hiçbir şekilde şaşırtmaz, çünkü kârın kendisi ulusal emeğin mülk edinilmesidir. Örneğin, banknotları sadece devlet sayesinde itibar sahibi olan İngiltere Bankası’nın, 1797’den 1817’ye kadar, devletin ona verdiği, kâğıt banknotları paraya dönüştürme ve ardından onları devlete borç olarak verme gücünü kullanarak, devlete, yani halka, devlet borçlarının faizleri biçiminde ödeme yaptırmış olmasından daha saçma bir şey var mı?”

Bankaların elinde kredi ve sermaye yaratmanın çeşitli araçları vardır. Birincisi, kendi banknotlarını ihraç ederek. İkincisi, düzenlenir düzenlenmez karşılıkları nakit olarak ödenen ve muhatapları Londra’da olan ödeme emirleri düzenleyerek. Üçüncüsü, itibarlarını bankanın onları ciro etmesine borçlu olan iskonto edilmiş poliçelerle ödeme yaparak. Bunların yanı sıra, İngiltere Bankası’nın gücünün piyasa faiz oranını düzenlemesinden anlaşılacağı hususu da unutulmamalıdır. “Kuşkusuz, devlet koruması altındaki ve devlet ayrıcalıklarına sahip bir kamu kuruluşu olarak, bu gücünü, özel işletmelerin yapabildiği gibi acımasızca kullanamaz. Buna karşın, iş yaşamında, İngiltere Bankası’nın sıkışıklık zamanlarında, yaygın deyimle, vidaları sıkıştırması, yani zaten ortalamanın üzerinde olan faiz oranını daha da yükseltmesi ciddi bir olaydır.”

Marx’ın kendi döneminden örneklediği bazı burjuva iktisatçılar, ticaretteki tüm dalgalanmaların bilgili kişilerin yararına olduğundan dem vurmuşlardır. Çünkü böyleleri işlerdeki bozulmanın acımasızca sömürülmesinin kaymağını yiyen kişilerdir. “Bunu aynı özgürlükle yapamasa bile, İngiltere Bankası’nın payına da çok güzel kârlar düşer; işlerdeki genel durumun bilgisine sahip olmak konusundaki benzersiz olanakları nedeniyle yönetici beylerin kucaklarına kendiliğinden düşen kişisel kârlardan hiç söz etmeyelim.”

Marxbu noktada, kapitalist gelişmenin yarattığı çok önemli bir sonuca, merkezileşmeye dikkat çeker: “Odak noktasında, para ödünç veren kodamanların ve büyük tefecilerin çevrelediği sözde ulusal bankaların bulunduğu kredi sistemi, muazzam bir merkezileşmedir ve bu asalaklar sınıfına, yalnızca sanayici kapitalistleri düzenli aralıklarla kırıp geçirmelerini değil, aynı zamanda gerçek üretime en tehlikeli şekilde müdahale etmelerini sağlayan muhteşem bir güç verir; ve bu çete üretim hakkında hiçbir şey bilmez ve onunla hiçbir ilgisi yoktur.” İngiltere’deki 1844 ve 1845 tarihli yasalar, Marx’ın belirttiği üzere, finansörlerin ve hisse senedi simsarlarının da katıldığı bir haydutlar çetesinin gücünün kanıtlarıdır.

Bölüm 34: Currency Principle ve 1844 Tarihli İngiliz Banka Mevzuatı

Marx, Ricardo’nun metaların fiyatlarıyla paranın değeri arasındaki ilişki hakkındaki teorisi üzerinde daha önce durmuş ve bu teorinin yanlışlığına ilişkin kanıtları sunmuştu. O nedenle bu bölümde yalnızca, Ricardo’nun teoremlerinin İngiltere banka yasasını dikte eden banka teorisyenleri okulu (Currency Principle) tarafından ne şekilde işlenmiş olduğunu ele alır.

Ricardo’nun, ithal edilen tüm altının dolaşımdaki parayı arttırdığı ve dolayısıyla fiyatları yükselttiği; ihraç edilen her altının ise dolaşımdaki parayı azalttığı ve sonuç olarak fiyatları düşürdüğü şeklinde yanlış bir teorik varsayımı vardı. Bu varsayım, İngiltere’de Currency Principle adıyla bilinen okul tarafından, herhangi bir anda elde ne kadar altın bulunuyorsa dolaşıma o kadar para sokmak gerekir şeklindeki pratik deneye dönüştürüldü. Dönemin İngiltere Başbakanı Sir R. Peel’in 1844 ve 1845 tarihli Banka Yasaları aracılığıyla da, İngiliz ve İskoç banka mevzuatının temeli haline getirildi. İngiltere’deki en geniş ölçekteki deneylere göre, bunun hem teorik hem de pratik olarak uğradığı utanç verici başarısızlık Marx tarafından kredi teorisi ele alınırken ortaya koyulmuştur.

Marx, Currency Principle okulunun önde gelenlerinden Lord Overstone’un, ödünç verilebilir para sermaye talebi ile üretim için gerçek sermaye talebini aynı saymasının ne kadar yanlış olduğunu belirtir. Marx’ın işaret ettiği üzere, elde bulunan altın miktarındaki değişmelerin, ülkedeki dolaşım araçlarının miktarını arttırarak ya da azaltarak bu ülkedeki meta fiyatlarını yükseltmek ya da düşürmek zorunda olduğu aslında eski bir palavradır. İşin gerçeğinde, altın miktarındaki azalma yalnızca faiz oranını yükseltir ve altın miktarındaki artış onu düşürür. Overstone, metanın fiyatı ya da değeri ile paranın değeri olan faiz oranını işine geldiği gibi karıştırır.

İngiltere’deki söz konusu bankacılık uygulamasına göre, halkın ellerinde bulunmayan banknotlar bankacılık departmanında tutuluyor ve gündelik kullanım için gerekli olan az miktardaki sikkelerle birlikte bankanın her zaman hazır durumdaki rezervini oluşturuyordu. Bankanın ihraç departmanı halka banknot karşılığında altın ve altın karşılığında banknot veriyor; halkla yapılan diğer işlemler bankacılık departmanı tarafından yürütülüyordu. 1844’te İngiltere’de ve Galler’de kendi banknotlarını çıkarma yetkisi bulunan özel bankalar bu haklarını koruyor, ama banknot ihraçlarına kota koyuluyordu. Diyelim bankanın rezervinden çıkan her beş sterlinlik altın için beş sterlinlik bir banknot ihraç departmanına dönüp imha ediliyor; rezerve eklenen her beş sterlinlik altın sikke için yeni bir beş sterlinlik banknot dolaşıma giriyordu. Böylece, Overstone’un tümüyle madeni dolaşımın yasalarına göre düzenlenen sözde ideal kâğıt dolaşımı hayata geçirilmiş oluyordu. Currency savunucularının iddialarına göre de, bu yolla bunalımlar tüm zamanlar için olanaksız kılınıyordu!

Fakat gerçekte, bankanın bankacılık departmanı ve ihraç departmanı olarak iki bağımsız departmana ayrılması, banka yönetiminin elinden kritik anlar için hazır tutulan tüm araçları serbestçe kullanma olanağını almıştı. İhraç departmanının elinde dokunulmayan milyonlarca sterlinlik altın ve bunun dışında 14 milyonluk güvenceler bulunurken, bankacılık departmanının iflasın eşiğine geldiği durumlar ortaya çıkabilmişti. O zamanlar, diyelim yurtdışına akan her bir beş sterlin için, ülkedeki dolaşımdan beş sterlinlik bir banknot çekilirdi. Yani dolaşım araçlarının miktarı, tam da dolaşım aracına en fazla gereksinim duyulan anda küçültülmüş oluyordu. Dolayısıyla, 1844 tarihli Banka Yasası, bir bunalım patlak verdiğinde tüm ticaret dünyasını doğrudan doğruya banknotlardan oluşan bir rezerv fonu oluşturmaya, böylece bunalımı hızlandırmaya ve keskinleştirmeye yöneltiyordu. Bu uygulamalar, faiz oranını alabildiğine yükseklere çıkardı; bunalımları ortadan kaldırmak yerine onları ya tüm sanayi dünyasının ya da Banka Yasasının parçalanmak zorunda kalacağı noktaya kadar tırmandırdı.

Marx’ın belirttiği gibi, amaç parayı pahalılaştırmaktı; bankanın iki departmanının birbirlerinden ayrılmasının ve İskoçya ile İrlanda’daki bankaların belirli bir miktarın üzerindeki banknot ihracı için altın rezervi tutmaya zorlanmasının amacı da aynıydı. Böylece ulusal madenî rezervde bir dağılma gerçekleşti ve bu da onun uygun olmayan kambiyo kurlarını düzeltme olanağını azalttı. Bu düzenlemelerin tümü faiz oranının yükseltilmesi anlamına geldi ve piyasa faiz oranı bu nedenlerle sürekli olarak şiddetli dalgalanmalar sergiledi. “Ve Yasanın amacı tam da bu yüksek faiz oranıydı.”

Peki, Banka Yasasının babası olan banker Lord Overstone bütün bunlar hakkında ne söyledi? “Yeterli sermayenin bulunmamasından kaynaklanan para sıkışıklığı ile yüksek faiz oranına, fazladan banknot ihraç edilerek çare bulunamaz.” Halbuki 25 Ekim 1847 tarihli Hükümet Mektubuyla daha fazla banknot ihraç edilmesine sadece izin verilmesi bile bunalımı hafifletmeye yetmişti. Overstone’un gerçeklerle bağdaşmayan “vecizelerinden” biri de şuydu: “Yüksek faiz oranı ve imalat sanayisindeki durgunluk, sınaî ve ticari amaçlarla kullanılabilecek olan maddi sermayenin azalmasının kaçınılmaz bir sonucuydu.”

Oysa Marx’ın belirttiği üzere, imalat sanayiindeki durgunluğun anlamı, maddi meta-sermayenin depoları doldurup taşırmış ve fiilen satılamaz durumda olmasıydı. Tam da bu nedenle, maddi üretken sermaye, satılamayacak olan daha fazla meta-sermaye üretmemek için tümüyle ya da yarı yarıya atıl kalmıştı. Netice ne oldu? Engels’in ifadesiyle, “İngiliz hükümeti kurtarılabilecek olan ne kaldıysa kurtarmak için, 1844 tarihli bu «mucizevi» yasayı askıya aldı”.

(devam edecek)

4 Mart 2026
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/elif-cagli/marxin-kapitalini-okumak-iii-cilt-31?qt-diger_makaleler=0