sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > Marx'ın Kapital'ini Okumak > Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt > Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /30

Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /30

kapital_c-3-on.png

Bölüm 32: Para-Sermaye ve Gerçek Sermaye III (Son)

Marx’ın belirttiği üzere, gelirin tüketime ayrılan kısmının genişlemesi kendisini ilk aşamada para-sermaye birikimi olarak gösterir. Burada işçi dikkate alınmaz, çünkü onun geliri değişen sermayeye eşittir. Para-sermaye birikimine, sanayi sermayesinin gerçek birikiminden temelde farklı olan bir unsur katılır. Çünkü yıllık ürünün tüketime ayrılan kısmı sermaye olmaz, yalnızca bunun bir kısmı tüketim araçları üreticilerinin değişmeyen sermayesini yerine koyar. “Geliri temsil eden, tüketime aracılık etmekten başka bir şey yapmayan aynı para, düzenli olarak belirli bir süreliğine ödünç verilebilir para-sermayeye dönüşür.” Bu para, ücretleri temsil etmesi ölçüsünde değişen sermayenin para biçimidir. Tüketim araçları üreticilerinin değişmeyen sermayesini yerine koyması ölçüsünde ise, bunların değişmeyen sermayesinin geçici olarak aldığı para biçimidir ve değişmeyen sermaye öğelerinin satın alınmasını sağlar. Para-sermaye birikimi her zaman gerçekte var olandan daha büyük bir sermaye birikimini yansıtır. “Çünkü bireysel tüketimin artması, buna paranın aracılık etmesi nedeniyle para-sermaye birikimi olarak görünür ve gerçek birikimi, yani yeni sermaye yatırımlarını başlatan para için gerekli olan para biçimini sağlar.”

Açık ki, ödünç verilebilir para-sermaye birikiminin bir kısmı yeniden üretim gerçekleştiren kapitalistlerin borç aldığı para biçimini alır ve böylece yeniden üretim sürecine yatırılır. Ticari kredi söz konusu olduğunda ise, bu, yeniden üretim gerçekleştiren kapitalistlerin bir kısmından borç alan bankerin yeniden üretim gerçekleştiren kapitalistlerin diğer kısmına borç vermesi biçimini alır. “Böylece banker bir bereket bağışçısı gibi görünür; ve aynı zamanda, bu sermaye üzerindeki tüm denetim aracılar olarak bankerlerin ellerine geçer.”

Marx, üzerinde durulması gereken bazı başka özel para-sermaye birikim biçimlerinin de olduğunu belirtir. Örneğin, hammadde vb. gibi bazı üretim öğelerinin fiyatlarının düşmesiyle bir kısım sermaye serbest kalır. Birincisi, sanayici kapitalist kendi yeniden üretim sürecini hemen genişletemiyorsa, para-sermayesinin bir kısmı fazlalık olarak devrenin dışına atılır ve ödünç verilebilir para-sermayeye dönüşür. İkincisi, işlerde kesintiler yaşandığında, özellikle tüccarda para biçiminde sermaye serbest kalır. Eğer tüccar yeni bir iş dizisini ancak daha sonra başlatabilecek durumdaysa, gerçekleştirilmiş olan para onun için yalnızca bir gömüyü, bir fazla sermayeyi temsil eder. Birinci durumda para-sermaye birikimi, yeniden üretim sürecinin serbest kalan parasal araçlarla genişletilebilir hale gelmesini ifade eder. İkinci durumda ise, para-sermaye birikimi sadece işlemlerin akışındaki bir kesintiyi ifade eder. “Ama bir durumda gerçek birikim sürecinin desteklenmesini ve diğer durumda kösteklenmesini ifade etmesine karşın, her iki durumda da ödünç verilebilir para-sermayeye dönüşür, bunun birikimini temsil eder, para piyasası ve faiz oranı üzerinde aynı şekilde etkide bulunur.” Ayrıca, küplerini doldurmuş olan ve kendilerini yeniden üretimden geri çeken kişilerin sayısı da para-sermaye birikimi üzerinde etkide bulunur. Sınai çevrim boyunca ne kadar büyük kârlar elde edilirse bunların sayısı da o kadar büyük olur. “Burada, ödünç verilebilir para-sermaye birikimi, bir yandan gerçek birikimi (göreli hacmi açısından), diğer yandan sadece sanayici kapitalistlerin salt para kapitalistlerine dönüşmesinin derecesini ifade eder.”

Kârın gelir olarak tüketilmek üzere ayrılmayan kısmı, şayet elde edildiği üretim alanında işlerin genişletilmesi için hemen kullanılmayacaksa para-sermayeye dönüşür. Bunun iki nedeni olabilir. Ya bu alan sermayeye doymuştur, ya da birikim sermaye olarak iş görebilmek için belirli bir hacme ulaşmak zorundadır. O nedenle, ilk aşamada ödünç verilebilir sermayeye dönüşür ve başka alanlardaki üretimin genişletilmesine hizmet eder. “Tüm diğer koşulların aynı kaldığı kabul edildiğinde, yeniden sermayeye dönüştürülmesi hedeflenen kârın kütlesi, elde edilen kârın kütlesine ve bu nedenle de yeniden üretim sürecinin kendi genişlemesine bağlı olacaktır. Ama bu yeni birikim kullanımı konusunda zorluklarla, yatırım alanları kıtlığıyla karşı karşıya kalınırsa, yani üretim alanlarının dolup taşması ve aşırı ödünç sermaye arzı söz konusu olursa, bu ödünç verilebilir para-sermaye aşırı bolluğu sadece kapitalist üretimin sınırlarını gösterir.” Kısacası, sermayenin kendisini sermaye olarak değerlendirebilmesinin sınırları vardır.

Ödünç sermaye birikimi süreci, paranın sermayeye dönüştürülebileceği bir biçim altında birikmesidir. Para-sermaye birikimindeki genişleme, kısmen gerçek birikimin genişlemesinin sonucu, kısmen enflasyon gibi ondan tümüyle farklı olayların sonucu ve kısmen de gerçek birikimdeki duraklamaların sonucu olabilir. Borç verilebilir sermaye birikiminin, gerçek birikimden bağımsız olaylar tarafından şişirilebilmesi nedeniyle bile, çevrimin belirli evrelerinde her zaman para-sermaye aşırı bolluğunun ortaya çıkması mümkündür. Kaldı ki, kredi sisteminin gelişmesiyle birlikte bu aşırı bolluğun gelişmesi zorunludur. “Onunla birlikte, üretim sürecini kapitalist sınırlarının ötesine taşıma gerekliliği de gelişmek zorundadır: Aşırı ticaret, aşırı üretim, aşırı kredi. Aynı zamanda, bu, her zaman, bir tepkiye yol açan biçimler altında gerçekleşmek zorundadır.”

Marx, burada toprak rantına, ücretlere vb. dayalı para-sermaye birikimi üzerinde durmanın gereksiz olduğunu belirtir. Gerçek tasarruf etme ve perhiz işinin ise, aslında bu tür öğelerin en azını elde eden ve dahası bankalar iflas ettiğinde tasarruflarını da kaybeden kişilere (işçiler gibi) bırakıldığını ekler. Sanayici kapitalistin sermayesi onun tarafından “tasarruf edilmez” ve sanayici kapitalist, sermayesinin büyüklüğüyle orantılı bir şekilde başkalarının tasarruflarına hükmeder. Para kapitalisti, başkalarının tasarruflarını kendi sermayesi ve yeniden üretim gerçekleştiren kapitalistlerin birbirlerine verdikleri ve halkın onlara verdiği krediyi kendi özel zenginleşme kaynağı haline getirir. “Sermayenin, kişinin kendi emeğinin ve tasarrufunun ürünü olduğu şeklindeki, kapitalist sistemin yarattığı son yanılsama da böylece tuzla buz olur. Kârın başkalarının emeğine el koyulması yoluyla oluşturulmasının ötesinde, başkalarının emeğinin harekete geçirilmesini ve sömürülmesini sağlayan sermaye de, para kapitalistinin sanayici kapitalistlerin hizmetine sunduğu başkalarının varlıklarından oluşur ve para kapitalisti bunun karşılığında sanayici kapitalistleri sömürür.”

Marx, aynı para parçasının hangi sıklıkla ödünç sermaye olarak görünebileceğinin bağlı olduğu koşulları sıralar. Birincisi, gerçek işlemlerin hacmine ve miktarına bağlıdır. İkincisi, ödemelerdeki tasarrufa ve kredi sisteminin gelişimine ve örgütlenmesine bağlıdır. Son olarak da, kredinin, para parçasının bir noktada mevduat şeklinde duraklaması durumunda bir başkasında hemen bir kez daha borç olarak harekete geçmesini sağlayacak şekilde bir zincir oluşturmasına ve eylem hızına bağlıdır.

Ödünç sermayenin sadece gerçek para biçiminde var olduğu kabul edildiğinde bile, bu para-sermayenin büyük bir kısmı kaçınılmaz olarak her zaman hayalidir, yani tıpkı değer işareti gibi bir değer senedidir. Para, sermaye devresinde iş gördüğü sürece ödünç verilebilir para-sermayeye dönüşmez, çünkü üretken sermayenin öğeleriyle mübadele edilir. Gelirin gerçekleştirilmesi sırasında ise dolaşım aracı olarak ödenir ve dolayısıyla sahibi için kendisini ödünç sermayeye dönüştüremez. Paranın kendisini ödünç sermayeye dönüştürmesi ve aynı paranın tekrar tekrar ödünç sermayeyi temsil etmesi ölçüsünde, sadece bir noktada madeni para (ya da kâğıt para) olarak var olduğu, ama tüm diğer noktalarda yalnızca sermaye üzerindeki haklar biçiminde var olduğu açıktır. “Bu hakların ya da senetlerin kendilerinin birikimi, hem bunlara kaynaklık eden gerçek birikimden hem de paranın ödünç verilmesi aracılığıyla gerçekleşen gelecekteki birikimden (yeni üretim sürecinden) bağımsızdır.”

Ödünç sermaye, ilk bakışta her zaman para biçiminde ve sonrasında ise para üzerindeki bir hak şeklinde var olur. Çünkü başlangıçtaki biçimi olan para, gerçek para biçimiyle borçlunun eline geçer ve alacaklı içinse para üzerindeki bir hakka, bir mülkiyet senedine dönüşür. “Bu nedenle, aynı gerçek para kütlesi çok farklı para-sermaye kütlelerini temsil edebilir. İster gerçekleştirilmiş sermayeyi isterse gerçekleştirilmiş geliri temsil etsin, salt para, sadece borç verme işlemiyle, gelişmiş kredi sistemindeki genel biçimi göz önünde bulundurursak mevduata dönüşmesi yoluyla ödünç sermaye olur. Mevduat, sahibi için para-sermayedir. Ama bankerin elinde, sadece, sahibinin kasası yerine onun kasasında atıl duran potansiyel para-sermaye olarak kalabilir.”

Maddi zenginliğin büyümesiyle birlikte para kapitalistleri sınıfı büyür. Bir yandan, kendilerini üretim sürecinden geri çeken kapitalistlerin, yani rantiyelerin sayısı ve zenginliği artar. Diğer yandan, kredi sisteminin gelişmesi desteklenir ve böylece bankerlerin, para ödünç verenlerin, finansörlerin vb. sayısı çoğalır. Kullanılabilir para-sermayenin artmasıyla birlikte, faiz getiren kâğıtların, devlet borçlanma kâğıtlarının ve hisse senetlerinin de miktarı artar. Neticede, bu kâğıtlar üzerinden spekülatif işler yapan simsarların para piyasasında baş rollerden birini üstlenmesi nedeniyle, kullanılabilir para-sermaye talebi de yükselir. Kredi sisteminin gelişimiyle birlikte, bu kâğıtlarla yapılan ticaretin başlıca merkezleri olan Londra gibi büyük ve toplu para piyasaları yaratılır. “Bankerler halkın para-sermayesini yığınlar halinde bu tüccar güruhunun emrine verir ve böylece bu kumarbazlar soyu büyür.”

Faiz oranının uzun bir süre boyunca yüksek kalması, ilk bakışta bu süre boyunca kâr oranının yüksek olduğunu kanıtlar, ama girişimci kazancı oranının yüksek olduğunu zorunlu olarak kanıtlamaz. Fakat ağırlıklı olarak kendi sermayeleriyle çalışan kapitalistler faizi kendi kendilerine ödediklerinden, yüksek kâr oranını gerçekleştirirler. Yüksek kâr oranı, faiz oranının uzun bir süre boyunca yüksek kalması olasılığını beraberinde getirir. Ama bu yüksek kâr oranının, yüksek faiz oranı çıkarıldıktan sonra geriye yalnızca düşük bir girişimci kazancı oranı bırakması olasıdır. “Kâr oranı yüksek kalmayı sürdürürken girişimci kazancı oranı küçülebilir. Bu olasıdır, çünkü bir kez başlatılmış olan girişimlerin devam ettirilmesi zorunludur. Bu evrede, büyük ölçüde, sadece kredi sermayesiyle (başkalarının sermayesiyle) çalışılır; ve yüksek kâr oranı, yer yer, spekülatif ve beklentilere dayalı olabilir. Kâr oranı yüksekken ama girişimci kârı azalırken yüksek faiz oranları ödenebilir.” Üstelik faiz kârla değil, ödünç alınmış olan başkalarının sermayesiyle ödenebilir ve bu durum bir süre boyunca devam edebilir.

“Kâr oranının yüksekliği nedeniyle para-sermaye talebinin ve bu nedenle de faiz oranının büyüdüğü ifadesi, sanayi sermayesi talebinin büyüdüğü ve bu nedenle faiz oranının yüksek olduğu ifadesiyle özdeş değildir.” Şöyle ki, bunalım zamanlarında ödünç sermaye talebi ve dolayısıyla faiz oranı en yüksek düzeylerine ulaşır, fakat kâr oranı ve onunla birlikte sanayi sermayesi talebi neredeyse ortadan kalkmıştır. “Bu tür zamanlarda, herkes, yalnızca ödeme yapmak için, daha önce üstlenilmiş olan yükümlülükleri yerine getirmek için borçlanır. Buna karşılık, bunalım sonrasındaki yeniden canlanma zamanlarında, alım yapmak ve para-sermayeyi üretken ya da ticari sermayeye çevirmek için ödünç sermaye istenir. Ve o zaman, ödünç sermaye, sanayici kapitalist ya da tüccar tarafından istenir. Sanayici kapitalist onu üretim araçlarına ve emek gücüne yatırır.”

Marx önemli bir noktaya işaret eder: “Emek gücü talebi artışının kendisi, hiçbir zaman, kâr oranıyla belirlendiği kadarıyla faiz oranındaki yükselişin nedeni olamaz. Daha yüksek ücretler, sınai çevrimin özel evreleri ele alındığında daha yüksek bir kâr oranının sonuçlarından biri olabilir, ama hiçbir zaman daha yüksek bir kâr oranının nedeni değildir.” Emek gücü talebinin ve dolayısıyla değişen sermaye talebinin artışı kendi başına kârı arttırmaz; aksine o miktarda azaltır. Fakat değişen sermaye talebindeki artış nedeniyle para-sermaye talebi artabilir ve bu da faiz oranını yükseltebilir. “Bu durumda emek gücünün piyasa fiyatı kendi ortalamasının üzerine çıkar, ortalamadan daha yüksek bir sayıda işçi çalıştırılır ve eş zamanlı olarak, bu koşullar altında para-sermaye talebi arttığından, faiz oranı yükselir.” Şayet para kapitalisti, parayı ödünç vermek yerine kendisini bir sanayici kapitaliste dönüştürseydi, emeğe daha fazla para ödediği durumda kârı azalırdı. “Diğer koşullar elverişsizken ücretler herhangi bir nedenle yükselseydi, ücretlerin yükselmesi kâr oranını düşürür, ama para-sermaye talebini artırması ölçüsünde faiz oranını yükseltirdi.”

Marx emek gücüne yönelik talebin etkisini inceledikten sonra, genel olarak metalara yönelik talep üzerinde durur. Bu talebin ortalamanın üzerine çıkması durumunda sanayici kapitalist ya da tüccar, aynı miktardaki metaların fiyatı yükseldiği için eskisinden daha fazla borç almak zorunda kalır. Faiz oranı aynı kalsa bile borç aldığı sermayenin miktarı arttığından ödemesi gereken faizin miktarı artar. Metaların arzının ortalamanın altına düşmesi durumunda ise, metaların fiyatlarının yükselmesine karşın ödünç sermaye talebi aynı kalır ve faiz oranı yükselmez. Bir malın arzı kötü hasat gibi durumlarda da ortalamanın altına düşebilir ve fiyatların daha da yükseleceği beklentisiyle spekülasyon gelişebilir.

“Diğer yandan, bir mala yönelik talep, onun arzının artmış olması ve söz konusu malın kendi ortalama fiyatından azına satılması nedeniyle artabilir. Bu durumda, aynı para tutarıyla daha fazla meta elde edilebildiğinden, ödünç sermaye talebi aynı kalabilir ve hatta azalabilir.” Fakat, fiyatların daha sonra artacağı beklentisiyle spekülatif stoklama da ortaya çıkabilir ve bu durumda ödünç sermaye talebi artabilir. Marx buradaki açıklamalarla, yalnızca, ödünç sermaye talebinin meta-sermaye arz ve talebinden nasıl etkilendiğini ele aldığını belirtir. Yeniden üretim sürecinin sınaî çevrimin farklı evrelerindeki değişen durumunun ödünç sermaye arzı üzerindeki etkisinin ise daha önce ele alındığını hatırlatır.

“Sıkışıklık zamanlarında, ödünç sermaye talebi, ödeme araçları talebinden başka bir şey değildir; hiçbir şekilde, satın alma aracı olarak para talebi değildir. Bu sırada, gerçek sermaye (üretken sermaye ve meta- sermaye) ister bol miktarda elde bulunsun isterse kıt olsun, faiz oranı çok fazla yükselebilir.” Ödeme araçları talebi, esasen sanayici ve tüccarların ellerinde bulundurdukları güvencelerin paraya çevrilebilirlik talebidir. Bu husus, bunalımlarla ilgili doğru ya da yanlış değerlendirmelerin ortaya çıktığı noktadır. Sadece ödeme araçları kıtlığının bulunduğunu söyleyenler, özetle, “iflas etmiş tüm dolandırıcıları kâğıt parçaları aracılığıyla ödeme gücüne sahip sağlam kapitalistlere dönüştürmenin bir bankanın yükümlülüğü olduğunu ve bankanın bunu yapabileceğini düşünen budalalardır.” Sadece sermaye kıtlığının bulunduğunu söyleyenler ise, örneğin, bu tür zamanlarda aşırı ithalat ve aşırı üretim nedeniyle elde büyük miktarlarda paraya çevrilemez sermaye bulunduğu gerçeğine gözlerini kapatıp yalnızca sözcük oyunları yapıyorlardır.

“Paranın, değerin bağımsız biçimi olarak, metanın karşısına çıkması ya da mübadele değerinin parada bağımsız bir biçim kazanmak zorunda olması, kapitalist üretimin temelidir; ve bu da, sadece, belirli bir metanın, tüm diğer metaların değerlerinin ölçüsü olan bir malzeme olması ve tam da bu yolla, tüm diğer metalardan farklı olarak, evrensel meta, yani türünün en iyi örneği olan meta olmasıyla mümkün hale gelir.” Marx, bu hususun özellikle de paranın yerine büyük ölçüde kredi parasını koyan gelişmiş kapitalist uluslarda kendisini iki şekilde gösterdiğini belirtir. Birincisi, kredinin azaldığı ya da tümüyle ortadan kalktığı sıkışıklık zamanlarında, para, birdenbire metaların karşısına biricik ödeme aracı ve değerin gerçek varlığı olarak çıkar. “Metaların genel olarak değer yitirmesinin, onları paraya, yani kendilerinin tümüyle fantastik biçimine çevirmenin zorluğunun ve hatta olanaksızlığının nedeni budur.” İkincisi, kredi parası yalnızca kendi nominal değer tutarının gerçek parayı temsil etmesi ölçüsünde paradır. Sorunlu durumlarda kredi-paranın gerçek paraya çevrilebilirliğinin koşullarını güvence altına almak için zorlayıcı önlemlere başvurulur, örneğin faiz oranı yükseltilir vb. Bu gibi zorlayıcı önlemler, yanlış para teorilerine dayanan ve para tüccarlarının ve onların suç ortaklarının çıkarları doğrultusunda ulusa dayatılan yanlış para politikalarıyla daha da uçlara götürülebilir. “Ama bunların temeli, kapitalist üretim tarzının kendi temelidir.”

Kredi parasındaki bir değersizleşme kapitalist işleyişteki mevcut ilişkilerin tümünü sarsar. “Bu nedenle, metaların değerinin paradaki fantastik ve bağımsız varlığını güvence altına almak için, metaların değeri feda edilir.” Marx, bu yüzden birkaç milyon para için milyonlarca metanın feda edilmek zorunda olduğunu ve kapitalist üretimde bunun kaçınılmaz olduğunu vurgular. “Önceki üretim tarzlarında bu söylenen gerçekleşmez, çünkü üzerinde hareket ettikleri dar temelde kredi de kredi parası da gelişmez.” Oysa kapitalizmde, gerçek bunalımlardan bağımsız olan ya da onların keskinleşmesi anlamına gelen parasal bunalımlar kaçınılmazdır. Diğer yandan, bir bankanın kredisi sarsılmadığı sürece, kredi parasını arttırarak paniği hafifleteceği, ama onu azaltırsa paniği artıracağı açıktır. Marx, daha yıllar öncesinden kredi mekanizmasındaki gelişme eğilimini görmüş ve ulusal bankaların sorunlu durumlarda nakit ödemeleri askıya almak gibi önlemlere başvurduğunun altını çizmiştir. Bu durum “madeni para gereksiniminin daha şimdiden ortadan kalkmış olduğunun kanıtıdır” diyen Marx, ilerleyen süreçte kâğıt paraları da içermek üzere kredi-paranın nasıl bunların yerini alacağına ışık tutar.

İki bireyin karşılıklı olarak birbirlerinin borçluları ve alacaklıları olmaları durumunda, alacakları denkleşmiyorsa, birinin diğerine bakiye tutarında borçlu olmak zorunda olacağı açıktır. “Uluslar söz konusu olduğunda bu söylenen kesinlikle geçerli değildir. Ve geçerli olmadığı, ticaret bilançosunun sonunda denkleşmek zorunda olmasına karşın, bir ulusun ödemeler bilançosunun açık ya da fazla verebileceği önermesiyle, tüm iktisatçılar tarafından kabul edilir. Ödemeler bilançosunun ticaret bilançosundan farkı, belirli bir vadede denkleştirilmesi gereken bir ticaret bilançosu olmasıdır. Bunalımların yaptığı şeyse, ödemeler bilançosu ile ticaret bilançosu arasındaki farkı kısa bir zaman aralığına sıkıştırmalarıdır.” Bu arada, bunalımda olan ülkeye çekilen poliçeler güvenilmez olur ve en güvenli ödemeler altın gibi değerli metallerle yapılır.

Faiz oranını belirleyen para-sermaye arz ve talebi, gerçek sermaye arz ve talebiyle özdeş değildir. Şayet ödünç veren kişiler olmasaydı ve borç veren kapitalistler makinelerin, hammaddelerin vb. sahipleri olsaydı ve bunları ödünç verselerdi ya da kiralasalardı, ödünç sermaye arz ve talebi genel olarak sermaye arz ve talebiyle özdeş olurdu. Fakat bu yaklaşım saçmadır, zira sanayici kapitalist ya da tüccar için, meta, onun sermayesinin bir biçimidir; ama genelde bu niteliğiyle sermaye talep etmez ve sermaye talebi, para-sermaye talebi üzerinden gerçekleşir.

(devam edecek)

1 Şubat 2026
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/elif-cagli/marxin-kapitalini-okumak-iii-cilt-30