Körpe yüreğim sevdalandı bir koca çınara
O çınar ki;
Gövdesi bir dağ gibi, göğe kök salmış,
Yaprakları, nasırlı bir işçi eli gibi heybetli,
Dalları, bir dost sıcaklığıyla sarmalayan
Ve gölgesi, huzur dolu bir ana kucağı…
Hiç görmedim o çınarı,
Gölgesinde soluklanmadım hiç,
Yapraklarına dokunmadım ellerimle,
Rüzgârda türküler söyleyen dallarını hiç işitmedi kulaklarım.
Fakat,
Görmesem de,
Duymasam da,
Ellerim değmese de ellerine,
Sürüp giden bu ılık Eylül akşamlarında
Yüreğimde hissediyorum
serinliğini,
ferahlığını,
derinliğini.
Yakındır bu nazlı Eylül de sona erecek,
Ve ardından nice Eylül’ler doğacak,
Bilmem ömrümde kaç kez daha.
Fakat gelmesin bir daha,
O karanlık Eylül.
Ne ömrümde, ne ömründe.
Ve sorulsun hesabı
O güzelim Eylül’ü karaya çalanlardan,
Alınsın öcü gencecik delikanlıların,
Sırma saçlı o güzelim kızların,
Ve yüreğimin derinliklerinde yatan o koca çınarın…
Ve bilinsin:
En koyu karanlığa rağmen
Tek bir yaprak düşürmediğini dallarından
O koca çınarın.
Heybetinden hiçbir şey yitirmediğini,
Karartmadığını sol memenin altındaki cevahiri.
Ve o koyu karanlığa rağmen
Dimdik çıktığını toprağın altından
Uzanıp kök saldığını sonsuz ve sınırsız topraklara
Ve gencecik körpe yüreklere…