
Kenya’da ağırlığı gençlerden oluşan emekçilerin, hükümetin ekmekten yağa, çocuk bezinden hijyenik pede, çalışanların gelirlerinden kanser tedavisine, telefondan motorlu taşıtlara kadar geniş bir alanda ek vergiler getiren mali yasa tasarısını protesto etmek için başlattıkları eylemler kısa sürede tüm ülkeye yayılan bir isyana dönüştü. 18 Hazirandaki parlamento oylamasını engellemeyi hedefleyen protestolar, o akşam 24 yaşındaki Rex Masai adlı gencin polis tarafından vurularak öldürülmesi üzerine daha da kitleselleşti ve 25 Hazirandaki nihai oylama gününde yüz binlerce emekçi sadece başkent Nairobi’de değil onlarca kentte sel olup sokaklara aktı. Yasanın 106’ya karşı 195 oyla geçtiği parlamento basıldı, hükümet binaları, vali konakları ateşe verildi, bazı milletvekillerinin sahip oldukları işyerlerine saldırıldı, anayollar bloke edildi. Parlamentodan kaçan milletvekilleri canlarını kurtarmanın telaşındayken, bu isyan karşısında ne yapacağını şaşıran devlet başkanı William Ruto önce halkın üstüne polisi ve orduyu saldı. Fakat en az 23 kişinin polis tarafından katledilmesi, 200’e yakının yaralanması, tutuklamalar, hareketin önde gelen isimlerinin kaçırılması, tehditler, internetin kesilmesi, medyaya haber yasaklarının dayatılması vb. emekçilere geri adım attıramadı. Tasarının geri çekilmesini ve Ruto’nun istifasını isteyen kadınlı erkekli gençler “korkmuyoruz” diyerek bir yandan polisle çatışırken, bir yandan da 27 Haziran için 1 milyon kişilik bir gösteri çağrısında bulundular. Fakat zoru gören Ruto, 26 Haziranda, parlamentodan geçen yasayı imzalamayacağını ve bu girişimin iptal edileceğini duyurmak zorunda kaldı. Bir gün önce asla geri adım atılmayacağını, devletin gücünü tüm azametiyle göstereceğini söyleyen ve eylemlere katılanları vatan hainliğiyle suçlayıp tehditler savuran Ruto, birden eylemcilerin “halk” ve “gençler” olduğunu idrak ediverdi. Halkı dinleyeceğinden, gençlerin sorunlarına kulak vereceğinden dem vurarak tepkiyi yatıştırmaya girişti. Fakat burjuva hükümetin benzer saldırı paketlerini hayata geçirmek için nabız yoklayıp tekrar tekrar denemelerde bulunması da, bunun yeni isyanları tetiklemesi de kuvvetle muhtemel görünmektedir. Zira burjuvaziye bu adımları attıran, işçileri, emekçileri sokağa döken nesnel zemin bakidir. Kenya’yı sarsan isyan sadece bölge ülkelerinde değil Batı’da da fazlasıyla dikkatleri üzerine çekmiştir. “Soğuk Savaş” döneminden bu yana hep Batı’nın hegemonyasında kalan bu ülkenin, özellikle Çin’in kıtadaki nüfuzunun artmasıyla birlikte çok daha büyük bir önem kazanmaya başladığı biliniyor. ABD’nin NATO üyesi olmayan stratejik müttefikler listesine Afrika’dan eklediği tek ülke olması da emperyalist nüfuz mücadelesinde Batı’nın Kenya’ya biçtiği rolü gösteriyor. Daha çok tarımsal ürünlerin ihracatına ve turizm gelirlerine bağlı bir ekonomisi olan ve Batı’nın daha düne kadar Doğu Afrika’nın en müreffeh ülkesi olarak alkışlayıp, büyük bir ekonomik başarı öyküsü olarak örnek gösterdiği Kenya’da, Ruto yönetimi, son dönemlerde iyice büyüyen borç yükü ve bütçe açığı nedeniyle ağır bir IMF programı uygulamaya koymuştu. Tepkilerin hedefindeki mali yasayla da 2,7 milyar dolarlık bir kaynak yaratılması amaçlanmaktaydı. Bugün Kenya’da 80 milyar dolara ulaşan borçlar milli gelirin neredeyse %75’ine denk düşüyor. Devlet gelirlerinin yarısı sadece bu borcun geri ödemesi için kullanılıyor. Aslında bu durum devlet hazinesinin iflası anlamına geliyor ve müflis hükümet, IMF, Dünya Bankası ve yabancı finans kurumlarından ağır koşullar karşılığında borç alarak borcu borçla kapatmaya çalışıyor. Fakat alınan borcun faizini ödemek bile mevcut kaynaklarla olanaksız olduğundan, yeni gelir kaynakları yaratmak gerekiyor. Kendi kârlarından asla feragat etmeyen egemenler ve onların siyasi temsilcileri için bunun tek yolu bulunuyor: Bütün yükü emekçilere yıkıp onların gırtlağını sıkmak üzere dolaylı vergileri arttırmak, eğitimden sağlığa tüm kamusal hizmetlerde kesintiye gitmek, ücretleri baskılamak, işçi sınıfının haklarına saldırmak ve tüm bunları rahatça yapmak için otoriter uygulamaları daha da güçlendirmek! İşte Kenya’da Ruto yönetimi bu ekonomik ve sosyal programı tüm ayaklarıyla hayata geçirmeye çalışmakta ve kıyamet de buradan kopmaktadır. Şunu da belirtelim ki, bu politikayı emperyalistlerin dayattığı bir politika olarak nitelendirip çözüm için “sömürgeciliğe karşı tam bağımsız ekonomi politikaları”na işaret eden ve ayağa kalkan kitlelerin kafasını karıştıran milliyetçi solcular Kenya’da da eksik değildir. Fakat bu bakış açısı gerçek düşmanı gözlerden gizlemenin dışında hiçbir işe yaramamaktadır. Gerçek düşman kapitalizmdir ve bu düzen devam ettikçe hangi burjuva parti iktidarda olursa olsun, krizler ve iflasa sürüklenen devlet hazinesini düze çıkarmak için sözkonusu “kemer sıkma” politikaları dışında elinde bir sihirli değnek bulunmayacaktır. Kenya’da Ruto yönetiminin uyguladığı ekonomi programıyla Türkiye’de Erdoğan rejiminin uyguladığı programın genel çerçevesi aynıdır. Tıpkı Mehmet Şimşek gibi Ruto da halka “imkânlarımız dâhilinde yaşayacağız” nutukları atarak “tasarruf”tan dem vurmaktadır. Ama Türkiye’de olduğu gibi Kenya’da da milyarlık yolsuzluklar, kamuda pahalı harcamalar, lüks jetlerle yapılan yurtdışı gezileri, lüks araçlar ve sermayeye akıtılan kaynaklar ortadayken, tasarrufun dayatıldığı kesim sadece emekçilerdir. Kenya’da 55 milyonluk nüfusun %40’a yakını yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Asgari ücretin 120 dolar civarında olduğu ülkede emekçilerin büyük kısmı kayıtdışı işlerde çalışmaktadır. Ama Ruto, kayıtdışı sektörü vergilendirmek adına, güvencesiz ve düzensiz işlerde çalışan işçilerin üç kuruşluk gelirine bile göz dikmiştir. Malûm, Türkiye’de de iktidar motokuryelerin gelirine, garsonların bahşişine vb. göz diken bir vergi yasası hazırlığı içindedir. Yine çarpıcı bir benzerlik olarak, bu ekonomik saldırı programı, her iki ülkede de otoriter önlemlerle desteklenerek uygulamaya konmaktadır. Ruto yönetiminin hazırladığı yeni Toplantı ve Gösteri Yasa Tasarısı, gösterilere “başkalarının özgürlüğünü engelleme” bahanesiyle izin verilmemesinin önünü açmakta, gösteri düzenlenebilecek yerleri sınırlamakta, eylemlerde yüzün kapatılmasını yasaklamakta, eylemlerde doğabilecek maddi zararları eylemlere katılan kişi ve kuruluşların karşılaması hükmünü getirmektedir. Bu yasaya uymayanlar içinse asgari ücretin altı katına varan ağır para cezaları öngörülmektedir. Bütün bunların Türkiyeli emekçilere de yabancı olmadığı açıktır. Görüldüğü gibi küresel kapitalizm altında, ekonomik programlar da, baskı yasaları da ülke, hatta kıta farkı gözetmeksizin ortaklaşmıştır.