sınıf mücadelesinde Marksist Tutum sitesinde yayınlanmıştır (https://marksist.net)

Anasayfa > Süleyman

Süleyman

Ziya Egeli, 26 Mart 2022

10-bin-metal-iscisi-greve-gidi_1636844392_x70gpm.jpg

  Her sabah beş on beşte uyanır sınıf kardeşim Süleyman
  Uyanır uyanmaz
  Ok gibi saplanır yüreğine 
  Tabanlarının dinmek bilmez ağrısı
  Ne geçim derdi düşer o an aklına
  Ne ev bark
  Ne çoluk çocuk kaygısı
  İlle de tabanlarının ağrısı
  İlle de tabanlarının ağrısı
  
  Ee Taban uyanmadan ne yapsın taban?
  Çaresi yok çekecek.
  Ta ki Taban uyanıp ayağa kalkıncaya dek
  
  Saat üç otuz. Uykuda Süleyman
  Saat dört otuz. Uykuda....
  Ve saat beş on beş.
  Çaldı, çalmaz olasıca alarm!
  Tam 
  Beş on beşte uyandı bizim metal işçisi Süleyman.
  İki deve yükü vardı sanki omuzlarında 
  İki koca dağ...
  Yekinsen kalkmaz.
  İki kırık dal gibi sarkar kolları omuzlarından,
  İki kuru dal gibi...
  Kesip atılmaz.
  Kırk bin döven sürmüş avuçlarının içini,
  Kırk bin çakmak taşı yarmış,
  Derin vadiler gibi.
  Bir yakası bir yakaya kavuşmaz.
  Ah Süleyman ah!
  Halin hal değil.
  Üç boğumunda üç kilit
  Bükülmez parmakların,
  Elin el değil.
  
  Usul usul doğrulup kalkarken yataktan
  “Kalksam mı,
  Yoksa biraz daha yatsam mı?” diye geçirdi aklından 
  “Sıkıyorsa yat” dedi sonra kendi kendine
  “Sıkıyorsa yat”
  Dönüp diyecekti ki “Melahat bir çay koy”
  Daha ilk hecesinde 
  Saplandı yüreğine tabanlarının ağrısı;
  “Oy tabanlarım, oy”.
  Ah Süleyman ah!
  Çektiğin hep tabandan. 
  Rahat yok sana, Tabanı uyandırmadan tabandan.
  
  Dokundu önce
  Parmağının ucuyla
  Seslendi sonra duyar duymaz bir tonda
  Duymadı kadın
  Duysa da kalkacak hal mi vardı kadında.
  Dört çocuğa bakar Melahat. Bir de Süleyman’a...
  Dört çocuğu aklar parlar. Bir de Süleyman’ı...
  Dört çocuğu doyurur,
  Üstelik biri yolda.
  Karnı burnunda, doğurdu doğuracak.
  Sil-süpür, pişir-döşür Melahat
  Üst-baş, sökük-dikik Melahat
  Emzir-doyur, yıka-ser Melahat
  Kurut-topla, ütüle-katla Melahat.
  Yattı mı ki kalksın kadın?
  Uyudu mu ki uyansın? 
  Bunca yüke Melahat nasıl dayansın?
  Haydi uyandır bakalım Süleyman, nasıl uyandıracaksın?
  
  Varıp musluğa bir su çarptı yüzüne.
  Sonra bir daha.
  Baktı aynaya,
  Bir sağa çevirdi yüzünü, bir sola...
  Bir aşağı oynattı kaşını gözünü, bir yukarı...
  Alıp aynanın sağındaki beyaz havluyu,
  Sildi camını aynanın.
  Sonra tekrar baktı.
  Sanki silince aynayı başkası olacaktı
  Çevirdi sağa sola yüzünü
  Oynattı kaşını gözünü
  Pek de memnun kalmadı karşıdaki adamdan
  Ne bekliyordun 
  Hepi topu busun işte Süleyman
  Silince başka bir adam mı çıkacak sanki aynadan?
  İkinizin de bir tutam saçı kalmış başında
  Kalanlarda kar beyaz
  Feri tükeniyor gözlerinizin
  Ve hatta kapanıyor biraz biraz...
  Böyle giderse
  Bu gününüz var, yarınınız yok Süleyman.
  Dost acı söyler.
  Ne oldu? Tanıyamadın mı aynadaki kendini?
  Ben tanırım seni
  En az yirmi beşinden beri 
  Ee kolay mı eğip bükmek demiri
  İş ağır
  Mesai uzun
  Ev kira
  Evde dört çocuk bir de Melahat
  Karnı burnunda beşinciyi doğuracak 
  Ha bugün ha yarın
  Ee daha ne olsun?
  Girmez mi adam
  Kırkına varmadan mezara
  Allah uzun ömür versin ama 
  Görünen dağın uzağı olmaz derler ya 
  İşte o hesap Süleyman. 
  
  Bak benden sana birkaç tavsiye:
  Biiir;
  Ücretler yükseltilecek.
  İkiii;
  Çalışma koşulları düzeltilecek.
  Üüüç 
  Bize mutlaka ama mutlaka bir sendika gerek
  Sendikasız çalışılmaz Süleyman!
  Bunun için de 
  İlla ki tabanda örgütlenilecek
  Acele yok. Usul usul.
  Kırk tilki dolandıracaksın kafanda 
  Kırkının da 
  Kuyruğu birbirine değmeyecek
  Ve sonuncusu Süleyman;
  Bu işler zor işler 
  Öyle her önüne gelenle görülmez
  Saçlarını işçilerin kavgasında ağartanların sözü dinlenmeden
  Maksuda erilmez.
  Ama ille de taban, ille de taban. Süleyman!
  Ne demiştik daha en baştan;
  Ee çekecek
  Taban uyanmadan ne yapsın taban.
  Taban sensin Süleyman
  Ağrıyan da, sızlayan da sen
  Yıkan da kuran da sen
  Uyan artık Süleyman
  Uyan!
  
  Kan ter içinde uyandı Süleyman
  “Oh” dedi “şükür” rüyaymış
  Kalktı yataktan
  Geçip koridoru hızla
  Vardı aynanın karşısına
  Saçları yerinde
  Hem de üzüm karası
  Gözleri iri, cam gibi, parlak...
  Gücü kuvveti desen yerinde maşallah
  Daha ne ki yaşı? Yirmi beş.
  Fakat,
  Fakat...
  Bir metal fabrikasında çalışıyor Süleyman.
  Mesai uzun
  Ücreti düşük
  Koşulları kötü
  İş ağır
  Sendika? Sendika da yok. 
  Oy anam oy!
  Omuzları çöktü birden.
  Döndü yatağa, baktı;
  Solunda kızı Umut, sağında karısı Melahat.
  Sıktı yumruklarını, sıktı.
  Ve önünde 
  Kavganın içinde geçecek uzun bir hayat.
  Haydi kolay gelsin Süleyman!
  Sınıf kardeşim kolay gelsin.
  
  
26 Mart 2022
Devrimci Şiirler
Share

Kaynak URL:https://marksist.net/ziya-egeli/suleyman