Yaşadığımız topraklarda 2005 yılı başı itibariyle altı maden kazasında 29 işçi hayatını kaybetti. Bu kazalar sırasıyla şunlar:
Bu kazayla beraber bu sene itibariyle sadece maden işkolunda kaybettiğimiz işçi sayısı 29’a yükseldi. Tam da bu noktada burjuva devletin açıkladığı şu verileri gözler önüne sermek yerinde olur. çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, SSK verilerini baz alarak yaptırdığı araştırmaya göre her gün meydana gelen 200 iş kazasında ortalama üç işçi yaşamını yitiriyor. Bu ortalama rakamlara göre bile bir sene içinde binden fazla işçi kapitalistlerin kârı uğruna yaşamını kaybediyor. Oysa gerçek rakam bunun çok üzerindedir.
Günümüzde maden işkolunda ne kadar işçinin sigortasız olarak çalıştığı meçhul. Sigortasız işçilerin sigortalı işçilerden daha çok olduğu ise bilinen bir gerçek. Dolayısıyla yukarıda verilen istatistiksel bilgilerin gerçekleri yansıtmadığı açıkça ortaya çıkıyor.
Kapitalistlerin ve onların devlet sözcülerinin ölen işçilerin arkasından, nasıl da fütursuzca timsah gözyaşı döktüğünü bir kez daha gördük. Oysa gerçek sorumlu, işçileri yüzlerce metre yerin derinliklerine kârları uğruna gönderen burjuvalar, onların düzeni ve devletidir.
Nitekim son kazadan hemen sonra, olayın gerçekleştiği madendeki işçileri ve ölen işçilerin yakınlarını teskin etmeye gelen burjuva temsilciler (asker, polis, bürokrat cenahı ve tabii ki sendika ağaları), yine pişkince, utanmazca söylevler çekerek işçilerin acılarını hoyratça kullanmaya, bilinçlerini bulandırmaya çalıştılar. Enerji Bakanı, verdiği söylevde, dini duyguları okşamaya ve çıkarlarının işçilerle aynı olduğunu göstermeye çalıştı. Ama biz Marksistler biliyoruz ki, üretenlerle onları sömürenlerin, yani üretenlerin sırtından geçinenlerin çıkarları doğaları gereği hiçbir zaman ortaklaşamaz. Dolayısıyla acılarımız da ortak olamaz!
Kazanın meydana geldiği madendeki işçilerin genel rahatsızlığı, son dönemde emekli olan sınıf kardeşlerinin yerine yeni işçilerin alınmamasına yönelikti. Dolayısıyla çalışan işçilerin birkaç işçinin yapacağı işi üstlenmeleri, maden işçilerini daha tehlikeli durumlarla karşı karşıya bırakıyor.
üretim araçları insan hayatını kolaylaştıracak biçimde gelişmekte olduğu halde, çalışma güvenliğinin buna uygun biçimde artmaması kapitalizmin insanlık dışı doğasını gösteriyor. çalışma güvenliği için alınması gereken tedbirler maliyetleri arttırıyor bahanesiyle işçilerin güvenliği patronlar tarafından hiçe sayılıyor. Sermaye sınıfının kâr hırsı yüzünden daha kaç kişi ölecek? Daha kaç ocak sönecek? Daha kaç çocuk yetim kalacak?
21. yüzyılda hâlâ insanlar yerin yüzlerce metre altında yaşam mücadelesi veriyor. Yerin yüzlerce metre altındaki işçilerin tek “güvencesi” basit bir baret ve küçük bir ışık kaynağı! İşyerlerindeki göstermelik önlemlerle bu kazaların önüne geçilemeyeceği çok aşikâr. İşçi sınıfı, çalışma güvenliğini sağlamak için de örgütlenmek ve kapitalistlere karşı mücadele etmek zorundadır.
Çağımızda artık kapitalizm tüm vahşeti ve acımasızlığıyla karşımızda dikiliyor. İşçilere, emekçilere ve yeryüzünün değişik yerlerinde halklara kan kusturuyor. Karşımızda dikilen asıl sorun, yani kapitalist üretim ilişkileri, işçi sınıfının nasırlaşmış yumruğunun onu devireceği zamanı bekliyor. Doğayı ve hayatı sarsacak o an, işçilerin burjuvaziye ve tüm ezilmişliğine cevap vereceği andır.
YAŞASIN İŞÇİ DEVRİMİ! ÇÖZÜM İŞÇİ DEVRİMİNDE!