
80 milyon üyeye sahip Çin Komünist Partisi (ÇKP), Kasım ayı içerisinde kongresini tamamladı. Beklendiği gibi şu anki devlet başkanı yardımcısı Şi Jinping, parti genel sekreteri olarak seçildi. Bu, önümüzdeki yılın Mart ayında yapılacak Çin Halk Kongresinde Şi’nin yeni devlet başkanı olarak seçileceği ve emekliye ayrılacak Hu Jintao’nun yerine geçeceği anlamına geliyor. ÇKP’nin son kongresinin açılış ve kapanışında basına birlik beraberlik tablosu çizilmesine rağmen, kongrenin öncesinde gerçekleşen tasfiyeler, skandallar ve kongrenin bir ay gecikmeyle toplanabilmesi bambaşka bir gerçeğe işaret ediyor. Bu gerçeklik, Çin burjuvazisinin hegemon kanadını oluşturan bürokrasinin ciddi bir bölünme içerisinde olduğudur. Çin burjuvazisinin aslında hemen hemen tüm kesimleri, uzun süredir, ÇKP içerisinde varlıklarını sürdürüyorlar. Olağan bir burjuva demokratik işleyişte, burjuvazinin farklı kesimlerinin çıkarları farklı siyasi partilerde ifadesini bulurken, diğer partilere izin verilmeyen Çin’de bu kesimsel çıkar farklılık ve çatışmaları, ÇKP içindeki hizip çatışmaları şeklinde sürüyor. Çin’de ÇKP’nin tek parti diktatörlüğü hüküm sürüyor. Bu durumda, ÇKP’nin en üst yönetim organı olan Politbüro Daimi Komitesi (PDK), aynı zamanda ülkenin de en üst yönetim/yürütme organını oluşturuyor. Son kongrede üye sayısı 9’dan 7’ye indirilen PDK, partinin merkez komitesi tarafından seçiliyor ve devlet başkanı, başbakan ve bunların yardımcıları gibi devletin en kilit ve en üst mevkilerini işgal eden kişileri barındırıyor. Partinin kongreleri 5 yılda bir yapılırken, seçilen PDK iki dönem yani 10 yıllık bir süre boyunca hüküm sürüyor. 10 yıl boyunca ülkeyi yönetecek yeni bir liderliğin seçilmesi, her halükârda zaten olağanüstü çatışmalı bir süreçtir. Ama son kongreden önce yaşanan büyük çatışma, olağanlaşan bu çatışmanın daha ötesindeki gerçeklere işaret ediyor.