Karl Marx “insanlığın şimdiye kadar olan bütün tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” demişti. Sınıflı toplumun ortaya çıkmasından bu yana, sömürülen sınıf egemen sınıfla kanlı bıçaklı olmuştur. Köleci toplumda köleler efendilerine karşı seslerini yükselttiler, feodal sistemde serfler feodal lordlara karşı çıktılar ve aynı şekilde proleterlerin kapitalistlere karşı sürekli bir mücadele içinde olduklarını görüyoruz.
Kapitalist toplumdaki sınıfsal ayrım, daha önceki çağlardakinden çok daha aşikârdır. İki sınıf vardır; biri üretim araçlarına sahip olan burjuvazi, diğeriyse yaşamak için kendi emek gücünü satmak zorunda olan proleter sınıf.
Bu iki sınıf arasındaki mücadele, kapitalist toplumun kurulmasıyla başladı. Proleter mücadele hâlâ devam ediyor ve sınıflı toplum sona erinceye, proleterler kapitalist sistemin zorla dayattığı gaddarlık, baskı, barbarlık ve zalimliğin pençesinden kurtuluncaya değin de devam edecek. Onların özgürlüğü, sıkı sıkıya tüm dünya sosyalist federasyonunun kurulmasına bağlıdır ve bu da kapitalizm tamamıyla ortadan kalkmaksızın mümkün değildir.
Proleterlerin sistemi değiştirme mücadeleleri aslında politik bir mücadeledir. Karl Marx’ın da tekrar tekrar vurguladığı gibi, proleterlerin yaşam standartlarını, çalışma koşullarını, iş saatlerini ve ücretlerini iyileştirmeye çabaladıkları her sınıf mücadelesi, ekonomik olduğu kadar gerçekte politik bir mücadeledir.
Bu ekonomik mücadeleyi daha tutarlı, yeterince örgütlü bir şekilde vermek ve ortak çabayla yürütmek için, proletarya sendikaları oluşturdu. Tekniğin ve sanayinin gelişmesiyle birlikte, büyük sanayi ve fabrikalar her yere yayıldı. Buralarda, ezilmiş, hırpalanmış, krize ve açlığa maruz kalmış emekçiler sendika kurma olanağını elde ettiler. Sendikalar proletaryanın ekonomik mücadelesinin geleneksel platformlarıdır. Bunlar emekçilerin yaşam standartlarının iyileşmesinde ve ekonomik mücadelesinde önemli rol oynamışlardır.
Proleter hareket içinde kadınlar erkek işçilerle omuz omuza dövüşmüşlerdir. Gerek Chicago işçi sınıfının büyük fedakârlıkları ve mücadelelerinde, gerek muhteşem 1905 devriminde ve 1917 Bolşevik devriminde, gerekse diğer politik ayaklanmalarda bu böyleydi.
Başlangıçta, sanayide, fabrikalarda veya diğer ekonomik alanlarda çok az kadın olmasına rağmen, ekonominin büyümesiyle birlikte, özellikle çok sayıda kadının evlerinden çıkıp çalışmaya başladığı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, kadınların ekonomik aktiviteleri arttı ve şimdi kadınlar yaşamın bütün alanlarında görev alıyorlar.
Pakistan’da ekonomik alanda çok sayıda kadının çalışmasının temel nedeni, bir yandan düşük ücretli işçiler olmaları, diğer yandansa “uysal bir şekilde itaat etmeleri”dir. Son beş yıldır büyük sektörlerde kadın işçilerin sayısındaki artış şaşırtıcı ve inanılmaz boyutlardadır. Bazı sanayi dallarında işçilerin %60-70’i kadındır. Daha önceleri, var olan az sayıda kadın devlet kuruluşlarında çalışıyordu ve onların da çoğu sağlık ve eğitim alanında görev alıyordu.
Kadınların ev dışında çalışmasının diğer ana nedenleri, aile sisteminin dağılması ve ekonomik krizdir. Ekonomik kriz, kadınları kocalarına, erkek kardeşlerine ve diğer aile fertlerine hizmet etmeleri için dört duvar arasına kapatan tutucu ve geleneksel düşünce kalıbına ağır bir darbe indirmiştir. Tekrar baş gösteren işsizlik ve ekonomik eşitsizlik, aileleri kadınların ofislerde ve sanayide çalışmalarına izin vermeye zorlamıştır.
Sendikal harekete kuşbakışı bakacak olursak, sahnede çok az sayıda kadın görürüz. Geçmişte bunun sebebi işçi olarak sayılarının azlığı olabilirdi, ama şimdi durum böyle değil; kadınların sendikalarda örgütlü olmamasının en büyük nedeni, sendika liderlerinin yanlış tutumları, boğucu toplumsal ve ekonomik atmosfer ve sendikal hareketteki genel gerilemedir.
Farklı sektörleri incelersek, tabloyu şöyle özetleyebiliriz.
Bu sektörde kadınlar, sağlık, eğitim, PTCL (Pakistan Telekomu), PIA (Pakistan Havayolları), WAPDA (Su ve Elektrik İdaresi), postane, demiryolları, bankalar ve diğer kuruluşlarda çalışıyorlar.
Sağlık sektöründe binlerce kadın hemşire bulunuyor. Bunlar bir birliğe sahip olmalarına rağmen, bu birliğin çalışmaları, olması gerektiği kadar etkin değil. Ziya ül-Hak tarafından kapatılmadan önce, alanlarındaki pek çok aktif kadını içeren etkin sendikalar vardı. Kadınlar hastanelerde gerçekleştirilen iki büyük grevde önemli bir rol oynamışlardı ve ilk Navaz Şerif rejiminde greve gittikleri için işlerini kaybetmişlerdi.
Sendika liderliğinin uzlaşma ihaneti ve yanlış stratejisi, bu sektördeki sendikaları muazzam ölçüde sarstığı için, şu anda sendikaları olsa da bu sendika hareketsiz durumda. Bir parça sıkı çalışma ve doğru stratejiyle, çok sayıda kadın bu sendikalarda örgütlenebilir ve onların potansiyeli siyasal mücadeleyi hareketlendirebilir.
Eğitim sektöründe kadınlar öğretmen olarak çalışıyorlar ve bir yıl önce bu sektörde, esas olarak küçültme [eleman sayısını azaltma] türünden girişimlere karşı bir direniş hareketi başlatıldı. Üç ay önce, kadın öğretmenler tüm güçleriyle grev ve yürüyüşlere katıldılar ve devletin şiddetine maruz kaldılar.
Benzer şekilde Sind’deki kadınlar da harekete katıldılar ve büyük ölçüde önder bir rol oynadılar. Bu örnekler, kadınların harekete geçebileceğini göstermektedir. Sendikacılar kadınların sendikalara ilgi göstermediğini söylerken yanılıyorlar. Sind’de, bizim eğilimimize bağlı olan öğretmenler, harekete şevkle katıldılar.
Pakistan devletinin sağlık ve eğitim sistemini geliştirmek ve yatırım yapmaktaki başarısızlığı sonucunda, bu yaşamsal sektörler özel sektör tarafından yutuldu. Bu sektörler şimdi Pakistan’daki en kârlı sektörlerdir. Bir yandan sağlık ve eğitimi aşırı derecede pahalı hale getiriyorlar, diğer yandan kadın işçileri utanç verici ölçüde düşük ücretlerle çalıştırıyorlar. Pek çoğu ayda 7-15 pound gibi düşük ücretler alıyor. Bu işçiler tümüyle örgütsüz ve bu sektörde kadın işçilerin sendikalaşmasına müthiş derecede ihtiyaç var. Özel sektörde 76 bin öğretmen çalışıyor ve bunların %60’ı kadın.
Pakistan Telekomunda 3 binden fazla kadın işçi çalışıyor ve bunların çoğu sendika üyesi. Direnişlerde ve grevlerde kadınlar hayati bir rol oynamış durumdalar. Zamanında birçok kadın sendikalarda aktif hale gelmişti, fakat sendikacıların yanlış tutumları ve geri kültürleri yüzünden, katılan kadınların sayısı azaldı.
Pakistan Telekomundaki kadın işçilerin yaşam standartları görece daha yüksek olduğu için ekonomik açıdan az çok özgürdürler ve erkeklerle ortak çalışma koşullarına sahiptirler; bunlar hareket içinde daha iyi faaliyet gösterebilmekte ve erkek işçilerle işbirliği yapabilmektedirler. Büyük sendikalarda kadınlar referandumlarda ve seçimlerde oy kullanmaya önem veriyorlar ve hareketi geriletmek isteyenlere kulak asmıyorlar.
Aynı şekilde Pakistan Havayollarında, demiryollarında, Su ve Elektrik İdaresinde, bankalarda ve diğer kurumlarda da çok sayıda kadın çalışıyor. Fakat onlar bu kurumların sendikalarında aktif değiller. Kadınların çoğu sadece seçim kampanyalarında liderlere oy toplayabilmek için harekete geçiriliyorlar.
Bu sektörde kadınlar tekstil, hazır giyim, ilaç, spor ve cerrahi malzeme fabrikalarında çalışıyor. Büyük fabrikaların bazılarında, işgücünün yarıdan fazlasını kadınlar oluşturuyor. Kadınların çoğu günlük ücret ve sözleşmelerle çalışıyorlar. Bu kadınlar en kötü şartlarda çalışıyorlar. 12-14 saat çalışmak zorundalar ve aldıkları ücret erkek işçilerin ücretlerinden %40-50 daha düşük.
Fabrikaların çoğunda hâlâ sendika yok. Sendika liderleri kadınları sendikalarda örgütlemek için hiçbir aktif rol oynamıyorlar. Serbest piyasa politikaları, liberalleşme, emek karşıtı yasalar ve sendika karşıtı politikalar, sendikaları tehlikeye sokuyor. Kadınların sorunları için ciddi bir şekilde ses yükseltecek ve onları sendikalarda örgütleyecek hiçbir federasyon ve önderlik yok.
Bunların dışında, çokuluslu şirketlerin bürolarında, seyahat acentelerinde, özel okullarda, büyük otellerde ve mağazalarda çalışan kadın işçilerin sendika kurmalarına izin verilmez. Evlerde ve tarlalarda çalışan kadınların durumları ise köleden de beterdir.
Şu anda kadınların %40’ından fazlası köylerde aktif durumda ve bunlar haklarından yararlanamıyorlar. Ateşli bir biçimde kadınların insan haklarından, çocuk emeğinden, demokrasiden bahseden ve STK’larda çalışan kadınlar bizzat bu haklarından mahrum. Bu sivil toplum kuruluşları sendikaların gerilemesine katkıda bulunmuşlardır.
STK’lar ekonomik sorumluluklar yüklenmiş kadınları sömürüyorlar. Bu STK’lar, reform adına yardımları kabul eden ve bunları dağıtan erkek ve kadınlar için rahat bir sığınak oluşturuyor. Bu kuruluşların erkek ve kadın patronları, yüksek ücret ve bahşişlerle lüks içinde yaşıyorlar.
Bunlar, hiçbir gösteri, grev, ekonomik ve politik mücadele olmaksızın, lezzetli yemeklerin tadını çıkararak, klimalı otellerdeki seminerlerle, mücadeleye istekli pek çok sendikalı işçiyi tuzağa düşürmüşlerdir.
Kadınların aktif olmamalarının ana nedenleri şunlardır:
Sanayide çalışan kadın işçilerin sayısındaki muazzam artışın gereği olarak, hareketin ağırlığı ve dinamizmi açısından kadınları işin içine katmak ve örgütlemek esastır. Hiçbir sendika, kadın işçileri dahil etmeksizin kendini var edemez ve faaliyet yürütemez.
Özel sektördeki kadınların sendikalara katılımı, kasvetli kara bulutları dağıtarak hareketi çok daha gözle görülür hale getirebilir. Sendikalardaki kadın işçiler harekete yeni bir azim aşılayabilirler.
Kadınları örgütlemek ve onları hareket içinde dinamik bir rol oynamaları için seferber etmek şimdi PTUDC’nin sorumluluğudur.
Çalışan kadınlar, aşırı sömürünün, şiddetin, hırs, cehalet ve yoksulluğun boğucu basıncı altında inliyorlar. Onlar değişimi ve bu sömürü sistemine son vermeyi istiyorlar. Doğru bir devrimci program, strateji ve bunların hepsini taçlandıran devrimci bir parti, kadınları toplumun diğer kesimleriyle birleştirerek harekete geçirebilir. Kadınların kurtuluşu, sadece işçi sınıfını cinsiyet temelinde bölmeye hizmet eden feminizm aracılığıyla değil, erkek yoldaşlarıyla birlikte yürütecekleri sınıf mücadelesi sayesinde mümkündür. Tarih bu görevi bizim omuzlarımıza yüklemiştir.
PTUDC’nin programı:
Lahor
[Bu yazının İngilizce metni www.marxist.com adresinde yer almaktadır.]