Navigation

“Faşizmin Nifakı”

Böyle değildi bu kavak ağaçları.
Dalları yapraksız;
           yaprakları şarkısız olmazdı.
Sokaklarda fink atardı kediler,
           bir arabanın altından diğerine korkarak kaçmazdı.
Kuşlar,
           “cik” leyip uçmazdı hemen
                      dokundurmadan dallara ayaklarını.
Tıkırtısız gitmezdi trenler bu rayların üstünde
             yolcuları sessiz sedasız oturmazdı.
Bizzat kendim,
              kaç kez kavga ettim kondüktörle.
Kızdım makiniste “kardeşim her gün geç kalıyoruz işimize” diye
Ama böyle, adamın yüzüne dik dik bakmazdı.
Şimdi koltuğa gömülmüş de vatandaş 
              sanki kesilecek cezayı bekliyor
Kondüktör girince kapıdan içeri 
              “hadi biletler” kelimesinin peşine
                              bir de “çabuk olun beyler”i ekliyor
Gammazlamazdı kimse kimseyi
             Komşu komşusundan korkmazdı
Biz;
             Eskiden de küserdik komşularımızla!
Kızardık da bazen.
              Yumruk yumruğa girmişliğimiz de olmuştur
Fakat;
Kin duymazdık
        Öfke kusmazdık
                  Kimsenin kuyusunu kazmazdık arkasından.
Sevgili de olduk birbirimizle
              yüreğimiz de yandı
komşu oğluna, komşu kızına duyduğumuz aşktan
Ama asla
Yani bir nifak girmemişse aramıza
                   Kin gütmedik,
Beslenmedi yoksul yüreğimiz düşmanlıktan.
Turgut Amca ölünce birkaç gün önce
Kırk elli kişi kıldı namazını
                Bu nifak olmasa birkaç yüz kişiden aşağısı kılmazdı
Süleyman amcanın oğlu Kerim
            Yıllardır iyi komşumuzdur, bilirim…
Ve hatta
Üç-beş yıl çalışmışlığımız da olmuştur birlikte
       Demir Çelik’te 
                   Grevde, kol kola halay çekmişliğimiz de…
Ne olduysa birden
            Yolun tam karşısına geçiverdi
                                Yıllar yılı birlikte yürürken
Önce görmezden geldi
                elim havada kaldı selam verirken
Sonra
            selam verdim almadı
                  sanki hiç tanımadı yolun karşısına geçerken
Ve daha sonra duydum ki;  
                    atılmış işten
yan yana gelemeyince fabrikada yüz kişiden ellisi
Anlamış ki nihayet; işçiye hayır yok böyle ayrı gayrı gidişten.

Hadi  “Eşek kesen”  kasabı geçelim.
Ya muhtarın yediği herzelere ne demeli;
Geçenlerde anam
              işi düşmüş de
                       yana yakıla gitmiş muhtara
Ne dese beğenirsiniz muhtar paşamız 
“Şimdi artık” demiş
 “Sükunet içinde yaşayacak vatandaşımız
Olursa huzurunuzu bir bozan
Usuldan
Kulağıma bir fısıldayın yeter
Kulağından tuttuk mu atarız kodese
Bir de “zartzurt”çuya çıkardık mı adını
Ederiz alimallah besbeter”
Sonra birden 
Uzaklaşıp “paşamız” ciddiyetinden
             ve ağzını yayarak lafın arasından
                          lakkedenek                         
                                   “hele de bakalım Emine kadın;
senin oğlan ne zaman boşandı karısından” demez mi?
Anam önce “fesupanallah” demiş usuldan
Sonra birkaç kez “şeytana lanet” çekmiş
           “muhtar işine bak” diyecekmiş
 bakmış ki muhtara oralı değil
            Susup bakakalmış çaresiz
Muhtarın nasıl coştukça coştuğuna
Sonra açmış ağzını
              yummamış gözünü
Şahit olmuş bütün mahalle
Morun ve kırmızının ve tonlarının
                     bir insanın yüzüne ne kadar yakıştığına.
“Vay anam”  dedim “netmişsin Muhtara”
                    “yeşilden mora çalmış adamın yüzü”
“Yok oğul” dedi anam da,
“yüzsüzlerin yüzü yeşilden mora çalmaz.
            Tükürsen de yüzüne  ‘Yarabbi çok şükür’ der aldırmaz.
Lakin her kim
Bilmiyorsa eğer ‘ayak ne, baş kim’
Bildirirler adama; ‘sırtını verdiği duvar kim, taş kim?’
                           Eğer ki sen, bilirsen
Sınıfını, yerini
         Bugünler de bitecek birleştirirsen ellerini!”