Navigation

Hükümetin Master Planı

Davutoğlu, 5 Şubatta, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde, 10 ana başlıktan oluşan ve “Master Plan” olarak anılan “Terörle Mücadele Eylem Planı”nı açıkladı. Bu planın, Kürt ulusal hareketinin en güçlü olduğu Kürt il ve ilçelerinde yürürlüğe konulan Çöktürme Harekât Planını psikolojik, sosyal, kültürel, idari ve ekonomik önlemlerle destekleyerek başarıya ulaştırmayı hedeflediği anlaşılıyor. Çöktürme harekâtının, kuşatılan kentler, ablukaya alınan mahalleler, sokağa çıkma yasaklarıyla açlığa ve susuzluğa mahkûm edilen yüz binlerce Kürdün göçe zorlanması, bombardımanlarla yakılıp yıkılan ilçelerde insanların katledilmesi, yakılan, parçalanan cenazelerin haftalarca ortada bırakılması anlamına geldiğine aylardır şahit oluyoruz. Egemenler tüm zalimliklerini sergileyerek Kürt halkına diz çöktürmekte kararlı olduğunu gösteriyorlar.

AKP hükümeti Kürtlere karşı savaşı başlatmadan önce aylar süren bir psikolojik harekât yürütmüş, sivillere yönelik canlı bomba eylemleri ve şaibeli polis ölümleri gibi çeşitli provokasyonlarla kamuoyunu savaşa hazırlamış, savaşın siyasi, idari ve teknik hazırlıklarını tamamlamıştı. Operasyon sürecinin basına sızan “Çöktürme Harekât Planı” olduğu artık sır değil. (Çöktürme Harekât Planı ile ilgili bkz. Özgür Doğan, “Çöktürme Planı”: İnkâr, İmha ve Asimilasyona Devam, marksist.com, 17 Ocak 2016) Operasyon sürecine ek olarak atılacak adımları da Davutoğlu Master Planda açıkladı.

10 ana başlıkta toplanan eylem planının ilk ayağını “psikolojik savaş” oluşturuyor: “Bu dönemde, geçmişte olduğu gibi millet vicdanı ve hikmetiyle devlet aklını birleştireceğiz. Millet ve devlet arasındaki farklar tümüyle ortadan kalkacak, parçalayıcı ulusçuluk anlayışı yerine birleştirici bütünleştirici millet anlayışı ve insan odaklı devlet anlayışını yerleştireceğiz. Meşru güç kullanma yetkisi sadece halktan yetki alanlardadır.” Davutoğlu’nun bu sözleri, millet ile devletin “bir” olduğuna dair faşist propagandaya hız verileceğini gösteriyor. Millet ve devlet “bir” ve “bütün” olduğuna göre, farklı siyasi eğilimlere gerek yoktur. Milleti temsil eden tek bir siyasi irade ve tek bir devlet olduğuna göre bu iradeye teslim olmayan her “çatlak ses” vatan haini olarak damgalanır. Olağanüstü burjuva rejimlerin, özellikle de faşizmin millet-devlet birliği söylemleri toplumsal muhalefete ve sivil topluma nefes aldırmamanın gerekçesi haline getirilir.

Master Planın ikinci ana başlığını “kamu düzeni” oluşturuyor: “Kamu düzenini kim tehdit ederse, hangi gerekçeyle olursa olsun (…) mutlak surette durdurulacak ve engellenecektir. Bakınız kamu düzeni dedim, 12 Eylül devlet otoritesi diyordu. Ben kamu düzeni diyorum (…) Bunların istediği modern feodal düzen. Bir tek kendi asabiyesi etrafında insanların konuşabildiği bir düzen. Bunu Suriye’de gördük. Suriye’den ilk kaçanlar KDP yanlısı Kürtlerdi. Herkesin eşit olarak pay sahip olduğu kamu düzeni. Eşit vatandaşlık ilkesi etrafında kullanılan bir düzen. (…) Halka şefkat, teröriste kudret ile muamele edilecek. (…) Kesinlikle 80’li 90’lı yıllara geri dönülmesine izin vermeyiz. Ama birilerinin Stalinist mantık içinde tek tipçi bir anlayışla buradaki halkı kendisine köle etmeye çalışmasına da asla izin vermeyiz...”

Davutoğlu kelimelerle oyun oynayarak halkı ahmak yerine koymaya çalışıyor. Kamu düzeni sağlama adına “devlet olarak güç kullanma yetkisini” kullanacağını, yani “devlet otoritesini” tesis edeceğini ilan eden Davutoğlu, 12 Eylül’ün faşist darbecilerinden güya “farklı” olduğunu iddia ediyor. Suriye Kürdistanı’nda kurulan kantonları da karalamayı ihmal etmiyor Davutoğlu. Oysa Suriye’de Kürtlerin öncülüğünde kurulan kantonlarda Kürt, Arap, Süryani, Ezidi, Türkmen, Ermeni, tüm kimliklerin varlığı ve eşitliği ilan edilmiş durumda. Kantonlarda onlarca siyasi parti temsil ediliyor. Ama Türkiye’de rejimin sözcüleri yalan ve iftirada sınır tanımıyorlar. Tek kimlik, tek dil, tek millet anlayışını “tek parti” devletine kadar genişletmeye çalışan zihniyet hiç utanmadan “herkesin eşit pay sahibi olduğu kamu düzeninden” bahsediyor. Davutoğlu “herkes” derken, sayısı şimdiden 200 bine ulaşan sürgün Kürdü; katledilmesi, yaralanması ve hapsedilmesi hedeflenen on binlerce insanı, siyasi kimliği ezilmek istenen milyonları “herkes” kavramına dâhil etmiyor. Ergenekoncularla, orduyla, TC’nin Kürtleri inkâr ve imhaya dayalı gelenekleri üzerinden kirli ittifaka giren AKP iktidarı, 80’li 90’lı yıllara geri dönülmeyecek diyerek “Yeni Türkiye” söylemlerine halel getirmeme derdindedir. Davutoğlu “Stalinist tek tipçi anlayış” diyerek olumsuz çağrışımlar yaratmayı da ihmal etmiyor.

Planın “demokratik reform” diye sunduğu üçüncü başlığı altında tek bir demokratikleşme vaadi yok. Davutoğlu yeni anayasa çağrısını “demokratik reform” diye yutturmaya kalkışıyor. “Beraber hazırlayalım” dedikleri anayasanın güçler ayrılığını tümden ortadan kaldırıp iktidarı daha da merkezileştirmeyi amaçladığı açıktır.

“Terör saldırıları nedeniyle oluşan bütün yaraları saracağız. (…) Tek tek her bir ailenin her türlü ihtiyacını karşılayacağız. Sur’un dışındaki evlerde ya da otellerde kalan Cizreli, Diyarbakırlı kardeşlerime her ay düzenli olarak kira yardımı yapılacak.” Bölgenin demografik yapısını ve şehir planını değiştirmeyi amaçlayan devlet, tanklarla, havan toplarıyla evlerini yıktığı ve göç ettirdiği insanlara evlerine geri dönmeyi vaat etmiyor. Davutoğlu, evsiz bıraktığı ve muhtaç hale düşürdüğü on binlerce yoksul aileyi parayla teslim alma niyetini beyan ediyor. Önce muhtaç hale düşür, sonra “yardım eli” uzatarak kendine bağla! AKP’nin yoksul kitlelere yönelik geleneksel teslim alma politikası şimdi de göçe zorlanan Kürtler üzerinde denenecek.

“İş adamlarımızla tüm ihtiyaçları dinledim. Bana iletilen her talep yerine getirilecektir. Prim borçları ertelenecek. Esnaf ve sanatkârların kredi ödemeleri, çiftçilerimizin kredi ödemeleri ertelenecek. Kredi sağlanacak. İstihdam artışını sağlayacak hamle başlatılacak.” Davutoğlu, devlet terörüne tepkili olan Kürt orta ve üst sınıflarını da parayla satın alma niyetini beyan ediyor.

“Diyarbakır’ın tarihi dokusu gibi bütün tarihi şehirlerimiz yeni bir yasal çerçeve ile şehir ihyası çabası içinde olacağız. Sur’u öyle bir inşa edeceğiz ki insanlık ihya olacak. Etkin bir iletişim birimi oluşturulacak. Olan bitenle ilgili bilgiler aktarılacak.” Devlet, yakıp yıktığı Sur ilçesinin dar sokaklarını ve tarihi dokusunu tamamen yok etmeye, şehir planlamasını hendek ve barikat kurulamayacak biçimde yeniden inşa etmeye karar vermiştir. Sur’un yeniden inşası yandaş şirketlere ihale edilecek ve ilçede güçlü bir istihbarat ağı kurulacak.

“Büyükşehir yasası istismar edildi. Edinilen tecrübelerle yerel yönetimlerin yetkileri genişletilecek ancak istismar edilmesine izin verilmeyecek. Yatırım yapmak yerine teröre desteğe izin verilmeyecek.” Davutoğlu’nun bu sözleri, HDP’li belediyelerin de “icabına bakılacağının”, belediyelerin elindeki para ve olanakların nasıl kullanılacağına merkezden müdahale edileceğinin sinyalini veriyor.

“STK, kanaat önderlerinden istişare meclisleri kurulacak. Herkesi muhatap alacağız ama elinde silah olanı muhatap almayacağız.” Devletin ezelden beri sürdürdüğü “makbul Kürt” arayışının devam edeceği anlaşılıyor. Kürt halkı nezdinde itibarları günden güne eriyen AKP yandaşı Kürt siyasetçiler ve STK’lar parlatılıp, istişare meclislerinde birleştirilerek “muhatap” olarak pazarlanacak.

“Sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’da kardeşlik sürecinin başlaması için birleştirici ruh hareketi başlatacağız. (…) Bu birleştirici ruh bu sefer, bu zemin üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile tarih sahnesine son bir burç, bir kale gibi yükselirken, parçalayıcı ruh tekrar harekete geçti.” Davutoğlu’nun “birleştirici ruh” dediği şey, bugün ne kadar komşu ülke varsa hepsiyle düşman olan, halklar arasına nefret tohumları eken, Suriye Kürtlerini katletme planları yapan, Türkiye’yi Suriye’ye sokmak için elinden geleni ardına koymayan kapkara bir ruhtur.

***

20. yüzyılın başında emperyalistlerin dört ülkeye bölüp paylaştırdığı Kürtler her özgürlük talep ettiklerinde karşılarında dört devleti birden buluyordu. Köprülerin altından çok sular aktı. Irak Kürdistanı federal bir devlet yapısına kavuştu. Hatta Irak’tan kopması gündeme geliyor. Kendi idari yapısını kuran Suriye Kürdistanı uluslararası düzeyde meşruiyet kazandı; statü elde etmenin eşiğinde. Kendi Kürtlerini ezen İran Türkiye’nin bölgedeki emperyalist rakibi durumundadır. Türkiye ve İran’ın Kürtleri ezmek için bile ortak hareket etmesi zor görünüyor. Türkiye’nin bölgesel güç olma ihtirası ve Kürtleri ezme hayaliyle cihatçı çeteleri besleyip kullanması Türkiye’yi tüm dünya ile kavgalı hale getiriyor.

Kürtlerin uluslaşma süreci tarihsel olarak ilerliyor. Türkiye’de Kürtler tüm asimilasyon çabalarına karşın kimliğini kaybetmedi. Son 30 yılın baskı ve savaş koşulları Kürtleri politikleştirdi. Önce Irak, ardından Suriye’de yaşanan gelişmeler Türkiye’deki Kürtlerin kimlik ve statü talebini daha da güçlendirdi.

Milliyetçiliği körükleyerek Kürt kıyımına girişen hükümetler kısa vadede destek elde etse de savaşın sonu gelmiyor. Milliyetçilikle zehirlenip zafer vaatleriyle kandırılan kitlelerin eninde sonunda bu kirli savaşı sorgulaması kaçınılmazdır. 90’lı yıllarda binlerce köy boşaltılmış, milyonlarca insan göç ettirilmişti. Şimdi mahalleler, ilçeler, kentler boşaltılıyor. Direnenler silahlı-silahsız ayrımı yapılmaksızın kıyımdan geçiriliyor. Kürtlere karşı savaş, faşist tırmanışın ve sarayın tek adam rejimi kurma emelinin kaldıracı olarak kullanılıyor.

AKP, rejimin tüm gerici ve karanlık güçleriyle işbirliği içerisinde kirli bir savaşa girişti. İmha, katliam ve sürgün planlarını, psikolojik savaşla, idari tedbirlerle, baskıyla, şiddetle, zalimlikle, rüşvetle, böl-yönet taktikleriyle destekleyecek Master Planlar açıklıyor. Devlet, sonu gerici bir iç savaşa varabilecek tehlikeli bir süreç başlatmıştır. Faşizm de bu sürece paralel olarak tırmanmaktadır. Devrimci sınıf örgütleri, başta işçi sınıfı olmak üzere milliyetçilik zehriyle ve psikolojik savaş aygıtlarıyla zihinleri dumura uğratılan yoksul kitlelerin gerçeklerle yüzleşmesini sağlamaya çalışmalıdır.