Navigation

Onurlu Yaşam Marksist Bilinçle ve Mücadeleyle Mümkündür!

Gençlik doğası gereği toplumun en dinamik ve değişime en açık kesimidir. Geleceğin yetişkinleri olan gençler hangi duygular içinde ve nasıl yaşamaktadır?  Milyonlarca genç insan bulunduğu konumu nasıl değerlendiriyor? Nasıl bir dünyada yaşadığını, onu nasıl bir geleceğin beklediğini düşünmekte midir? İçinden geçmekte olduğu dönem onu nasıl yanılsamalara götürmektedir?

Özel bir üniversitenin yaptığı tanıtım reklâmında, her bir öğrencinin elinde istediği ya da okuduğu bölümün yazılı olduğu dövizler var. Dövizlerde gençliğin bilimde ve fende en önde olduğu belirtiliyor. “Genç bakış, yenilikçi yaklaşım, özgür düşünce. Üniversitede gençlik hareketi!” diye yazıyor. Yanlış anlaşılmasın, “gençlik hareketi” denilirken toplumsal sorunlara karşı bir araya gelmiş gençlik hareketi kastedilmiyor. Gerçekte üniversitelere baktığımızda nasıl bir durum görmekteyiz? Kapitalist sistemde burjuvaziye kalifiye işçi yetiştirme (her ne kadar milyonlarcası işsiz olsa da) işlevi gören üniversiteler, ideolojik anlamda da zihinleri “özgür düşünce” adı altında yalanlarla dumura uğratmaktadır. Gençliğin coşkusunu, heyecanını, özverisini yok edip onu kariyer planı altında bireysel kurtuluş hayallerine itmekte ve böylece sermaye düzeninde kendi bireyselliğini ispat edebileceği yanılsamasına inandırmaktadır. Burjuvazi ve onun bazı sözümona aydın kesimleri “üniversiteler bilim yuvalarıdır” diyerek üniversitelerden siyasetin tamamıyla çıkması gerektiğini söylüyorlar. Gerçeklere gözlerini yuman, devletin ak dediğine ak, kara dediğine kara diyen “bilim yuvaları”! Toplumsal muhalefetin susturulduğu 12 Eylül sürecinde kurulan YÖK, “öcü” saydığı siyaseti üniversitelerden def etmek için tam da böyle “bilim yuvaları” oluşturmayı amaçlıyordu! Şimdiyse KHK’lar ile muhalif olan kim varsa, barış isteyen kim varsa üniversitelerden ihraç ediliyor.

Elbette üniversiteler ve gençlik her zaman böyle değildi. 1960’larla birlikte işçi sınıfı başta olmak üzere özellikle Avrupa ve Latin Amerika’da toplumun geniş kesimleri ayağa kalkmış ve pek çok ülkede devrim/karşı-devrim kamplarında kutuplaşma belirginleşmişti. Dünyayı değiştirmenin mümkün olduğu duygusu her tarafı sararken öğrenci gençlik de ayağa kalkmıştı. Türkiye’yi de etkisi altına alan bu gelişmeler işçi sınıfının devrimci yükselişinin ve 68 gençlik hareketinin oluşmasının nedenlerinden biriydi. Devrimci yükselişin büyüdüğü bu dönemlerde genç kuşaklar, köhnemiş düzeni yıkmak için “gençliğin yolu işçi sınıfının yoludur” diyerek mücadeleye atılıyorlardı. 12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesiyle birlikte sosyalistler, Kürtler, Aleviler, üniversitedeki ilerici gençlik hareketi unsurları büyük bir baskı altına alınmış, yüzlercesi katledilmiş ve binlercesi zindanlarda tutsak edilmişti. YÖK, 12 Eylül’den sonra üniversiteleri tektipleştirmek ve burjuva ideolojisini daha etkili hale getirmek için kuruldu. Akademik kürsülerden yayılan yalan bombardımanlarında artık toplumun eski toplum olmadığı, Marksizmin zaten çoktan öldüğü, toplumsal dayanışma, paylaşım, politik mücadele gibi değerlerin artık demode olduğu söylenir oldu. Yeni kuşaklara öğütlenen yaşam tarzı ise hiçbir “örgütlü yapıya” bağlı olmamak ve “birey” kalabilmekti. Toplumun geçmişi ve geleceği ile ilgili sorunlara kafa yorulmaması gerektiği inancı hâkim kılındı. Sahte bireysel kurtuluş hayalleri peşinde koşan bir gençlik yaratılabildiği için, burjuvazinin propagandasında başarılı olduğu söylenebilir. Devrimci yükselişin geri çekildiği ve işçi sınıfının ekonomik mücadeleden bile geri durduğu içinden geçmekte olduğumuz bu gericilik yıllarında, bugün için üniversite gençliği de burjuvazinin peşinden sürüklenebilmektedir. Elif Çağlı’nın dediği gibi, toplumsal yozlaşma, gençliğin dejenerasyonu, olumlu değer yargılarının yitirilmesi, bencilliğin yükselişi, toplumsal dayanışma ve paylaşım duygusunun inişe geçmesi gibi çeşitli olumsuzluklar böylesi dönemlerin tezahürleri olarak beliriverirler.

Çürümüş bir toplumsal düzende bireysel kurtuluşun mümkün olmadığını üniversite mezunları içindeki işsizliğin giderek artması, umutsuzluğun tümör gibi vücudun her tarafını sarması, yaşanabilir gelecek umutlarının tükenmesi göstermektedir. Bununla birlikte burjuvazi hiç boş durmuyor. Yürüttüğü ideolojik bombardımanlarla kapitalizmin yaşanabilir en iyi ve en son sistem olduğu yalanlarıyla kitleleri inandırmaya, onları bu temelde manipüle etmeye devam etmekte ve mevcut koşullarda bunu becerebilmektedir. Kitle iletişim araçlarının yaydığı yalanlar, burjuvazinin, hükümetin çıkarlarının toplumun genelinin çıkarları olduğu palavraları, ilelebet başarılı olamaz.

Tarih bize göstermiştir ki kitlelerin öfkesi, örgütlü bir gücün önderliğinde, Marksizmin bilimsel ışığıyla muazzam şeyler başarmış, toplumun bilincini ve olanaklarını daha ileriye taşımıştır. Tarihsel bir bilinçle donanan ve Marksizmin sönmez ateşiyle yolunu aydınlatan gençlik, yeni bir dünya var etme yolunda kararlı adımlarla yürüyecektir. İnsanın insanı sömürmediği, sınıfların, baskı ve kötülüklerin ortadan kaldırıldığı bir dünya yaratmak mümkündür. Bu inançla hareket eden gençlik, işçi sınıfının mücadelesinin içinde yer alarak bu mücadelenin onuruyla yaşamını anlamlı kılabilecektir.