Navigation

Onurlu Bir Yaşam Mücadeleyle Elde Edilir!

Yalova valisi Selim Cebiroğlu geçtiğimiz günlerde Termal Fen Lisesini ziyaret etmiş, kılık kıyafetini ve sakalını uygun görmediği gerekçesiyle dersine girdiği matematik öğretmeni Halil Serkan Öz’ü azarlamıştı. Eğitim-Sen’in kılık kıyafet yönetmeliğinin değişmesi için aldığı karar doğrultusunda sakal bırakmış olan öğretmene sınıfta öğrencilerinin karşısında “Bu saç sakal ne? Sen ne biçim öğretmensin? Öğrencilerine böyle mi örnek oluyorsun? Çık dışarı o sakalını kes. İnsanlar seni dışarıda görseler dilenci zannedip para verirler” demişti Vali. Okul yönetimine de “Siz eşekbaşı mısınız burada? Yönetemiyorsanız istifa edin!” demişti. Ardından da öğretmenler odasında toplantı düzenleyip kılık kıyafet yönetmeliğini hatırlatmıştı. Eğitim-Sen üyesi öğretmenler kılık kıyafet yönetmeliğinin değişmesi için bunu yaptıklarını söyleyince de “Yönetmeliği bilerek eylem yapıyorsanız anarşistsiniz” demişti.

Yalova valisinin yaptığı bu saygısızlığı protesto etmek için sendikalar 3 Nisanda Yalova’da “öğretmene saygı yürüyüşü” düzenledi.  Bu eyleme katılan Halil Hocanın kalbi dayanamamış ve yaşamını yitirmişti. 6 Nisanda da bir öğretmenin hayatını kaybetmesine neden olan bu hadiseyi protesto etmek için Türkiye çapında tüm okullarda başta Eğitim-Sen olmak üzere, muhalif sendikalar ilk derse girmeyip öğretmenler odasında sorunlarını konuşmak üzere eylem kararı aldılar. Sendikalı öğretmen arkadaşlarımız dışında sendikasız öğretmenlerin bir kısmı da ilk derse girmeyip bu eyleme katıldılar. Gün boyunca derslerde, öğrencilere eğitim çalışanlarının haklarının giderek ellerinden alındığından, eğitimin çeşitli sorunlarından bahsedildi.

Halil Hoca bürokrasinin ilk kurbanı değil. Eğitim emekçilerini hedef alan bürokratlar, kaymakamın önünde ayağa kalkmamak, “uygunsuz” kılık kıyafetler gibi sebeplerle küçük düşürücü laflar sarf ediyorlar. Benzer bir vaka Aralık ayında yaşanmıştı. Annesi cam silerken düşüp ölen öğrencisi için yardım kampanyası düzenleme teklifiyle girdiği müdür odasında kravatı olmadığı gerekçesiyle, sınıf öğretmeni Mehmet Sarı’ya Maltepe Kaymakamı Necip Çakmak “Sen ne biçim öğretmensin, berduş gibi giyinmişsin, böyle öğretmen mi olur, siz nasıl öğretmenlik yapıyorsunuz?” diye çıkışmıştı. 26 yıllık öğretmen olan Mehmet Sarı öğretmenliğinin ancak öğrencilere sorularak değerlendirilebileceğini söyleyince Kaymakam öğretmenin üzerine yürümüştü. Odadan kovulup dışarıda da korumalar tarafından tartaklanan öğretmen direnç gösterdiği için polisler tarafından öğrencilerin gözü önünde kelepçelenip karakola götürülmüştü. Bu durum Eğitim-Sen üyeleri tarafından protesto edilmiş, Kaymakam daha sonra özür dilemek zorunda kalmıştı.

Hükümete ve Erdoğan’a yalakalıkta sınır tanımayan bu yönetici tayfası, hükümetin hedef aldığı eğitim emekçilerini aşağılamayı misyon edinmiş durumdalar. Nasıl ki, her sorunun kendisine iletilmesi gerektiğini söyleyen, her sıkıntının takipçisi olduğunu iddia eden Erdoğan sık sık halkın arasına inip birilerini azarlıyor ve gündem oluyorsa, vali ve kaymakamlar da Erdoğan’a öykünüp onun yaptığını yapıyorlar. Eğitim kurumlarında işçi-emekçi çocuklarının nitelikli eğitim sorunu ortada dururken, bürokratlar öğretmenlerin kılık kıyafet yönetmeliğine uymamasını hedefe alıp eğitim sisteminde yaşanan sorunların üstünü örmeyi kendilerinin asli görevi olarak görüyorlar.

AKP hükümeti her yerde, her alanda ikiyüzlü politikalar yürütüyor. Sorunları çözmüyor, sorunları çözmek isteyenleri hedefe koyuyor. Toplumun diğer kesimlerini sorunları çözmek isteyenlere karşı düşman hale getirmeye çalışıyor. Hükümet, daha fazla hak, insanca ve onurlu bir yaşam mücadelesi içinde yer alan, yasaklara tepki gösterenleri susturmak istiyor. Her alanda olduğu gibi eğitim alanında da itaat eden eğitim emekçileri istiyor. Örgütlülükleri giderek zayıflamış olan eğitim emekçilerini yalnızlaştırmak ve böylece boyunduruk altına almak istiyor. Bunu başardığında, eğitim kurumlarını daha fazla kâr sağlayan şirketlere dönüştürmesinin önünde hiçbir engel kalmayacak.

AKP’nin bunca yıldır toplumun başına çöreklenip anti-demokratik uygulamalarla baskı altında yönetmesine karşı artık daha fazla öfke birikiyor. Toplumun her kesiminden işçilerin de, eğitim sektöründe çalışan eğitimcilerin de baskılara karşı daha dirençli durması gerekiyor. Yapılan haksızlıkların, anti-demokratik uygulamaların karşısında örgütlü mücadelenin önemi giderek büyüyor. İşçi sınıfı ve emekçiler ancak tüm haksızlıklara karşı örgütlü bir mücadele verdiklerinde, insanca bir yaşama kavuşacaklar.

Örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey!