Navigation

“Büyük Devlet Olmanın Gereği” mi?

İşçilerin kazanılmış hakları burjuvazi ve hükümeti tarafından tırpanlanmaya devam ediyor. Her ay fabrikalardan, tersanelerden, madenlerden onlarca iş kazası haberi geliyor. Zamlar, düşük ücretler, uzun çalışma saatleri hayatımızı cehenneme çeviriyor. Asgari ücret, açlık ve yoksulluk sınırının altında seyrediyor. Hayat pahalılığı her geçen gün artıyor. Taşeron çalışma yaygınlaştırılıyor. İşçinin parasıyla saraylar, gökdelenler yapılıyor.

Hal böyleyken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde, şimdiye dek yaklaşık 1,5 milyar lira harcandığı bilinen Ak Saray’la ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu: “İşte çatısı altında bulunduğumuz Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı. Neler neler söylediler. Varsın söylesinler. Biz büyük bir devlet olma gayreti içindeyiz.”

İşçiler olarak biz de soruyoruz: “Büyük devlet” olmak işçilerin hayatında neleri değiştirecektir? Büyük devlet nasıl olunur? Bunların cevabı işçi sınıfı için nettir aslında. Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelen Türkiye’de iş kazaları AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana %92 artmıştır. İş kazalarında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimizin sayısı 14 bin civarındadır. İşsiz sayısı milyonlarla ifade edilirken, hükümet ve patronların hayata geçirdiği yasa paketleriyle beraber işçilerin hakları kuşa çevrilmiştir. Kıdem tazminatı fiilen ortadan kaldırılmış, taşeron ve esnek çalıştırma alabildiğine yaygınlaştırılmış, iş saatleri uzatılmış ve ücretler düşürülmüştür. Bu yıl doğalgaza ve elektriğe %9, kırmızı ete %20, kırmızı mercimeğe %80, pirinç ve bulgura %60 oranında zam yapılmıştır. Hayat pahalılığı kat be kat artmıştır. Tüm bu tablo da gösteriyor ki, “büyük devlet” olmanın gereği, işçiyi daha fazla sömürmek ve sermayenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır.

Erdoğan “büyük devlet olmanın gereği olarak” milyarlık saray yapmakla da yetinmemiş, ultra lüks bir de uçak almış. ABD’de modifikasyon işlemleri tamamlanan bu uçak 185 milyon dolara mal olmuş. Uçağın bedeli THY tarafından ödenmiş. Bununla THY’yi zarara uğrattığı gerekçesiyle hakkında suç duyurusunda bulunulan THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu, Cumhurbaşkanlığı uçağıyla ilgili olarak, “Bir Türk vatandaşı olarak liderlerin Türkiye’ye yakışır hava ve kara araçlarını kullanmalarını normal görüyorum” açıklamasında bulunmuş. Cumhurbaşkanının keyfi için THY’nin kasasından 185 milyon doları gözü kapalı harcayan bu zat, daha insani şartlarda çalışmak isteyen THY işçilerine yapmadığını bırakmamıştır.

Yolsuzluk, adaletsizlik ve kötülük her yanımızı sarıyor. İşçilerin paralarıyla duble yollar, saraylar, gökdelenler yaptırılıyor. Haklarımız sermaye sınıfının kâr hırsına kurban gidiyor. Patronların ve onların hükümetinin işçileri düşünmediği gözler önündeyken, örgütlenmek hayati bir önem taşıyor. Sesimizi yükseltmez, bir araya gelmezsek eğer, sırtımıza semer vuran çok olacak. Zulme, zorbalığa ve sömürüye karşı örgütlenelim. Gelin işçi sınıfı saflarında beraber mücadele edelim, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkalım.