Navigation

Ne Kadar Para O Kadar Sağlık

Bir internet sitesinde okuduğum ve bana yine kapitalizmin insanlık dışı bir sistem olduğunu hatırlatan habere göre İngiltere’de bir hastaya yanlış böbrek ameliyatı yapılıyor. Bir böbreği kanserli olan hastanın, ameliyatta yanlışlıkla sağlıklı böbreği alınıyor. Hasta kanserli böbreği ile diyalize bağlı bir şekilde yaşamaya mahkûm ediliyor, ne kadar yaşayabilirse artık. Hasta bu olaydan sonra, sorumluları dava ediyor ve ömür boyu tazminat alma hakkıyla davayı “kazanıyor”.

Kapitalizmde insan hayatı ne kadar da ucuz! Hastanın sağlıklı böbreğini almakla zaten o insanın yaşamı elinden alınmış oluyor. Ama bu işin sorumluları yaptıkları hatayı para karşılığında telafi edebiliyorlar. Öyle ya, paranın hüküm sürdüğü bu düzende bundan ağır bedel olabilir mi? Bu sistemde haksızlık olduğunda, bilindiği gibi, adalet dağıtan mahkemeler hemen devreye giriyor. Ve o üstün görevlerini yerine getirip, cezanın maddi karşılığı neyse kesiveriyorlar ve böylece adalet yerini bulmuş oluyor. İnsan yaşamları karşılığında!

Yukarıda sözünü ettiğim olayın İngiltere’de yaşanması da üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Çünkü Avrupa ülkelerinde veya kapitalizmin gelişkin olduğu ülkelerde sağlık sisteminin daha iyi olduğu düşünülür. Oysa görüyoruz ki, sağlık sistemi dünyanın neresinde olursa olsun aynı mantığa göre işliyor. Bu mantıkta her şey kâr elde etmek için yapılır, insan hayatı ve sağlığı para kazandırmadığı sürece değersizdir. Sağlık hizmetinin en gelişmiş olduğu ülkelerde bile işçi sınıfına verilen hizmet yetersiz ve kalitesizdir. Kapitalizm altında sağlık sisteminde tek kural geçerlidir; ne kadar para o kadar sağlık.

Sağlık sisteminin durumu Türkiye’de çok daha kötüdür. İşçi sınıfının mahkûm edildiği SSK ve devlet hastanelerinin durumunu bilmeyenimiz yoktur. SSK’lı bir işçi olarak hastaneye gittiğimde on kat daha hasta olarak geri dönüyorum. Çünkü oralarda bizlere yaşatılanlar insanlık dışı. Bu yüzden yaşadığımız koşullara derin bir öfke duymamak mümkün değil. SSK biz işçilerden kesilen paralarla oluşturulan bir kurum, ama bizler bu kurumdan insana yakışan bir sağlık hizmeti alamıyoruz.

Örneğin muayene olmak ve ilk sıraları kapabilmek için gecenin 4’ü veya 5’ine doğru hastanenin önünde beklemen gerekiyor. Yok biraz daha geç gittiysen eğer, numara kalmadı boşuna beklemeyin diye bir ses duyuyorsun. İşte o zaman öfkelenerek geri dönüyorsun. Muayene olabilecek kadar şanslı isen bu kez de doktora derdini anlatabilmek için uğraşıyorsun.

Doktora şikayetini anlatmaya çalışırsın, ama o ağzından çıkan ilk kelimeyi duyar duymaz ilacı yazar. Soru sorarsın ama cevap alamazsın. Muayene mi o da ne? Muayene olmak istiyorsan eğer, doktorun özel muayenehanesine gitmen gerekiyor. Ya da ultrason çektirmen gerekiyor diyelim, bunun için sana iki ay sonraya gün verebiliyorlar. Veya ameliyat olman gerekiyor, bunun içinse yedi ay ve daha fazla süre beklemek zorundasın sıranın sana gelebilmesi için. O arada hastalığın ağırlaşmış hemen tedavi edilmesi gerekiyor ama, kimin umurunda? Paran varsa özel hastanelere gidersin, yoksa da sürünür veya ölürsün. Ameliyat yapılan bir hastanın vücudunda makas, sargı bezi gibi şeylerin kaldığını, yanlış müdahaleden dolayı bacağı sağlamken kesilmiş olanların, hijyenik koşullar yetersiz olduğu için hastalık kapanların vs. haberlerini her gün gazetelerden okuruz.

Kuşkusuz yaşanan bu durumlar sağlık çalışanlarından kaynaklı problemler değildir. Sağlık çalışanlarının bir günde canından bezdirecek kadar hastaya bakması sistem sorunudur. Yine devlet hastanelerine biz işçiler gittiğimiz için buralara yeni teknolojiler, cihazlar getirilmiyor, yatırımlar yapılmıyor. Yapılan da biz işçiler için değil, yine patronlar sınıfının kârlarına kâr eklemek için yapılıyor. Kapitalizmde biz işçilerin alıp alabileceği sağlık hizmeti bundan ibarettir. Hatta patronlar sınıfı bizlere reva gördükleri bu hizmeti de fazla bulup, bunları da ellerimizden bir bir alıyorlar.

Oysa bizim asalak burjuvalarımız, bizler gibi gecenin bir yarısı kalkıp, hastane kapılarında sıra beklemiyorlar. Bizler gibi kötü muamele görmüyorlar. Onlar özel hastanelerde hoş karşılanıp, bir yandan şikayetlerini anlatırken bir yandan da kahvelerini yudumlayıp tedavilerini oluyorlar. Bu dünyadaki her şeyi biz işçiler yaratmamıza rağmen en kötü koşullara mahkûm ediliyoruz. Bu gidişata dur demeliyiz. İnsana değer veren ve her şeyi insanlığın yararı için düşünen bir sistem kurmak için mücadele etmeliyiz.