Navigation

Çırakların “Çocuk Günü”

Radikal gazetesinde çırakların “Çocuk Günü” başlıklı bir haberin ilk satırlarında şunlar yazıyor:

“çatlamış siyah elleri ve yorgun gözleriyle diğer öğrencilerden çok farklı görünüyordu. öğrenciden çok hayatın yükünü sırtlamış olgun bir insan gibiydi. Süleyman Gül henüz 16 yaşında. Ancak o iki yıl önce ilköğretim eğitimini bitirdikten sonra Konya’dan İstanbul’a gelip tornacılık yapmaya başladığında veda etmiş çocukluğuna. Gül’ün hayatı 10 saat çalıştığı işi ve kaldığı bekar odası arasında gelip gitmekten ibaret. Haftada bir gün kendini çocuk hissettiği okuluna gidiyor. Mesleki eğitim merkezine.”

Yazının devamında bu çocukların şanslı olduğu söyleniyor, çünkü: “2 milyon 400 bin çalışan çocuktan sadece 123 bini mesleki eğitim merkezlerine gidebiliyormuş.” Aman ne büyük şans!

öyle ya, burjuvazi bizlere çeşitli olanaklar sağlıyor! Bir burjuva çocuğu gibi özel kolejlerde veya özel üniversitelerde okuyamıyorsak da kendimizi geliştirebilmek için bir yığın olanak var(mış)! Mesleki eğitim merkezleri, Açık öğretim Okulları, kurslar vs. vs.

Patronlar sınıfı zaten kısıtlı olan imkânlarımızla hem yükseköğretim görmüş olmamızı hem de birçok vasfa sahip olmamızı istiyor. Böylece birçok işi aynı anda yapan, ucuz ve kalifiye işçi olmamızı istiyorlar.

çocuk yaştaki işçiler veya çırak-işçiler daha çocukluğunu yaşayamadan çalıştırılmak zorunda bırakılıyorlar. Patronları, ustaları tarafından çok ağır koşullarda çalıştırılıyorlar. Oto tamirhanelerinde, torna atölyelerinde, marangozhanelerde ve bunun gibi birçok fabrika ve atölyelerde çalıştırılıyorlar. “Meslek edinsin”, “geleceğin vasıflı işçisi olsun” diye çoğu zaman aileleri tarafından ustasına, “eti senin kemiği benim” diyerek teslim ediliyorlar.

çocuk yaştaki çırak ve işçiler yetişkin işçilere nazaran daha savunmasız olduğu için gerek ustaları gerekse patronları tarafından hem her çeşit işe koşuluyorlar hem de her türlü hakarete, aşağılamaya, hatta dayağa maruz bırakılıyorlar. Onlara kalırsa, çocukların işi öğrenmesi için böyle şeyler gereklidir, yoksa hayatı nasıl anlayacaklar, nasıl olgunlaşacaklar?!

Bunların yanı sıra çocuklar birçok iş kazası geçirirler. Bu haberleri çok duyarız: Tornada çalışırken parmağını kaptıran, gözüne ürettiği malzemenin çapağı kaçan, akü ısısından dolayı eli yanan vs. vs. Tüm bu iş kazalarına rağmen çoğunun hiçbir sağlık güvencesi de yoktur. Bu gibi haberler o kadar çok ki, sadece çocuk yaştaki işçiler değil işçi sınıfının bütünü iş kazlarına maruz kalarak ya yaralanıyor ya da ölüyor.

Dünyadaki her şeyi biz işçiler üretiyor ve yaratıyoruz, ama yarattıklarımızın kırıntılarından bile doğru dürüst faydalanamıyoruz, burjuva asalaklar bizim ürettiğimiz, var ettiğimiz her şeye el koyuyorlar. çünkü işçi sınıfı örgütsüz ve dağınık.

Bireysel kurtuluş hayalleri

Radikal gazetesindeki yazının devamında “çocukların mesleği öğrendikten sonra küçük bir dükkan açıp orayı kendilerinin işletme hayalinden” bahsediliyor. Bu hayallerin peşinden koşan maalesef çok insan var. Yani bireysel kurtuluş hayalleri. Kapitalistler her türlü ideolojik aracı kullanarak bireyciliği, bireysel kurtuluş hayallerini topluma aşılıyorlar. Televizyondaki şans oyunları, ödüllü yarışma programları ve daha niceleri.

Bizler insanız, doğal olarak da insana yakışır şekilde yaşamak istiyoruz. Ama bu dileğimiz, ancak işçi sınıfı devrimci bir mücadele verirse gerçekleşebilir. Kurtuluşumuzu bireysel kurtuluşta ararsak, her şeyimizden taviz vermek zorunda kalırız. Dünyanın birçok yerinde yoksul halkların, işçi ve emekçilerin tepelerine bombalar yağdırıyor burjuvazi, hem de daha çok kâr elde etmek, daha çok hegemonya kurabilmek için.

Evet, burjuvalar sömürüyü, adaletsizliği, haksız savaşları duymayan kulaklar, görmeyen gözler ve sorgulamayan bireyler istiyorlar.

Kapitalizm var oldukça baskı, şiddet ve sömürü devam edecektir

Bizlere sunulan bu hayat koşullarını biz tercih etmiyoruz, bizlere dayatılıyor. Gerek çocuk yaştaki işçiler, gerek yetişkin işçiler, kadın işçiler, yani kısacası tüm işçi sınıfı hayatın bütün yükünü, zorluklarını omuzlarımızda taşıyoruz.

Burjuvaların bas bas bağırdığı “özgürlük”, “demokrasi” palavralarına kanmayıp, gerçek kurtuluşumuz için mücadele etmeliyiz. Onların özgürlüğü ancak bu kokuşmuş düzende, kendileri için daha yaşanılabilir dünya, biz isçi sınıfı içinse daha fazla açlık, sefalet, yıkım ve savaşlar anlamına geliyor.

Bilinçli birer işçi olmazsak ve her şeyden önce bir sınıf olduğumuzu bilmezsek, kapitalistler her geçen gün sömürüyü baskıyı daha da yoğunlaştıracaklar. İnsan hayatını hiçe sayan kapitalist sistemde onlar için en değerli ve yüce ilke kârdır. İnsanların kanını emen vampirlerden kurtuluşumuz bilinçlenmekten geçiyor. Bunun için Marksizmle donanmalı, örgütlenmeli ve gücümüzün farkına varmalıyız. Yoksa barbarlığa giden çürümüş kapitalist sistemin içinde bizler de eriyip gitmeye mahkûm oluruz. Tüm dünyada isçiler üretmeseler, patronlar sınıfı kimin üzerinden kâr sağlayacak, sermayesine sermaye katacak, lüks içinde yaşayacak? Kendileri mi çalışacaklar? Elbette ki hayır! Biz işçiler bu yüzden dünyanın tüm yükünü omuzlarımızda taşıyoruz. Bir uçta fakirlik ve sefalet koşulları, diğer uçtaysa bizler üzerinden sağlanan kârlarla lükse boğulmuş asalaklar sınıfı.

Dünya işçilerin emek gücüyle dönüyor, bize düşen görev Marksizmi öğrenmek ve bu temelde mücadele etmektir. Ancak bu yolla gerçek özgürlüğün olduğu, insanın insanı sömürmediği bir dünya yaratabiliriz. Ancak bu yolla çocuk işçiler de dahil işçi sınıfının sömürüsüne son verebiliriz.

Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok, kazanacağımız koca bir dünya var.