Navigation

Hep beraber mücadeleye!

Çoğunuzun bildiği gibi 1 Mayıs, işçi ve emekçilerin burjuvaziye ve kapitalist sisteme karşı mücadeleyi yükselttiği günlerden biridir. Burjuvaziye karşı alanlara çıkıp ona gücümüzü gösterdiğimiz bir gün. Ama ne yazık ki, 2007 1 Mayıs’ında (özellikle 1977 1 Mayısının otuzuncu yıldönümünde) Türkiye işçi sınıfı bu gücünü kendi burjuvazisine gösterememiştir. Açlığın, yoksulluğun, sefaletin, işsizliğin ve sömürünün iyice arttığı ve bir üçüncü dünya savaşının kapıda beklediği şu günlerde 1 Mayıs’ta alanların dolması daha da anlam kazanmışken, işçi sınıfı bunu gerçekleştirememiştir.

1980 öncesinde yükselen işçi hareketi ile kazanılan haklarımız elimizden teker teker alınıyor. İşçilerin mücadele ile kazandıkları, gerektiğinde canlarını feda ederek elde ettikleri haklarının çoğu artık yok! 1977 1 Mayısında İstanbul’un nüfusu dört milyondu ve alanda beş yüz bin kişi vardı. 2007 1 Mayısında nüfusu on beş milyon civarında olan İstanbul’da meydanlarda otuz bin kişi dahi yoktu! Bu bile sınıf hareketinin ne kadar geride olduğunu ve kazanımların neden kaybedildiğini gösteriyor.

1800’lü yılların sonlarında Amerikan işçi sınıfının sekiz saatlik işgünü talebiyle yükselttiği ve canlarını vererek kazandıkları bu anlamlı günün değeri çok büyüktür. İşçi sınıfı her 1 Mayıs’ta bütün dünyada alanları doldurarak taleplerini haykırmakta ve burjuvaziye karşı gücünü göstermektedir. Ama çoğumuz 365 günün bir gününde bile kendi taleplerimizi haykırmak için meydanlara çıkmaktan kaçınıyoruz.

Fakat burjuvazi bir sınıf olduğunu ve karşısındakinin onun sonunu hazırlayacak işçi sınıfı olduğunu hiç unutmuyor. Her sene olduğu gibi bu sene de 1 Mayıs için olağanüstü önlemler aldı ve uyguladı. Kolluk güçlerini yine alanlara çıkılmasını önlemek için ve alanlara çıkanları korkutmak için kullandı. Medyanın günler öncesinden yayınlamaya başladığı çatışma görüntüleri aracılığıyla insanlar korkutulmaya çalışıldı. Ve bunda da başarılı olundu. Ama korkunun ecele faydası yok. İşsizlik bize, açlık bize, sefalet bize, sömürü bize, 403 liralık asgari ücret bize, savaşta cephede ölmek bize, para için bedenimizi satmak bize, organ mafyası bize ve daha yazamadığım nice pisliğiyle bu aşağılık ve çirkef düzende yaşamak ve inleye inleye ölmek bize. Evet, işçi ve emekçi kardeşlerim, bunlar kaderimiz değil! Bütün bunlar yaşadığımız kapitalist sistemdir! Dünyanın büyük bir kısmı bu sefaleti yaşarken, küçük bir asalak gurubu bütün zenginliği paylaşıyor. Kaderimiz kendi ellerimizdedir. Önümüzde iki seçenekten başka bir yolumuz yoktur. Ya bu aşağılık sistemi ortadan kaldırmak için birleşip örgütlü mücadeleye girip, onurlu bir yaşam süreceğiz ya da önümüze ne konursa onunla yetinip onursuz bir yaşam süreceğiz. Seçimini birincisinden yana yapan biri olarak, gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için hep beraber mücadeleye diyorum.

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!

Yaşasın İşçilerin Uluslararası Birlik Dayanışma ve Mücadele Günü 1 Mayıs!