Navigation

Devrimci Ado’nun Ölümsüzler Katında Yargılanması

BİO diye bir ülke düşünün.  Başbakanı Seto ve yardımcısı Neto’nun bir hayli “zor durumda” olduğu bir BİO ülkesi. Zor durumdalar çünkü ülkeleri içinden çıkılmaz bir borç batağındayken, bir yandan sanayicilerini en az hasarla kurtarmak istiyorlar, bir yandan da IMF’nin dayatmalarına karşı BİO halkının daha az yiyecek tüketmesini ve daha çok ödemede bulunmasını sağlamak zorundalar. Yoksul insanlar, ellerinde değerini yitirmiş paralarla en temel ihtiyaçları için sonu gelmez kuyruklarda bekliyor. Bürokratlar ve sanayiciler otel odalarında çetin pazarlıklar yapıyor. Ülkede devrimcilerin, sendikacıların, derneklerin, mücadeleci işçilerin üzerinde muazzam ölçüde baskı var. Anaların camlara yapışan yüzlerinden gözyaşları damlıyor. Evlatlarının yaşamı için duydukları endişe bitmek tükenmek bilmiyor.  İşte BİO, böyle bir ülke.

Ado’nun anası, “Bütün gecelerim böyle pencereye yapışmış, gün ışığını bekler bir sinek gibi, Leto Ana” diyerek 2500 yıl önceki savaşların bitmediğini, katliamların, anaların gözyaşlarının dinmediğini haykırmaktadır Leto Ana’ya.

Ekonomisi borç batağında olan BİO ülkesinde katledilen gençlerin, sağ-sol kavgası adı altında planlanmış cinayetlerin ardı arkası kesilmemektedir. Generaller, “iktidarı almamız için yeterince kan akıtıldı, herkes bizim iktidarı almamızdan başka bir yol kalmadığını kavradı”  diye fikir birliğine vararak iktidarı ele alma girişimini “başarıyla” tamamlamıştır. Ado’nun anası; “İktidarları sizin kanınızla beslendi” demektedir ölümsüzlüğe giden oğluna ve tüm devrimcilere. “Adolar ölür, Adolar, onlara en fazla gereksinim duyacağımız bir zamanda öldürülür hem de. Kolayca tutsak alınmamız için. Ölümlerde çoğalmayın artık. Yaşamada, dirlikte, kavgada kurnaz, omuz omuza çoğalın bundan sonra, Adoların ölümü hem bizi hem de sizi güçten kesiyor” demektedir genç devrimcilere. Generallerin iktidarı 17 yaşındaki Erdo’nun asılan bedeninde yargılanmaktadır: “Üzgünüm gerçekten. O listedeki tüm yapıtları okuyamamaktan. Zaman bırakılsaydı… Yaşamaktan böyle erken ayrılmak iki şeyde üzüyor beni: mücadeleden erken ayrılmak, okumam gerekenleri yeterince okuyamamak… Elinde sallayıp durduğun o liste sizin ölüm fermanınızdır başsavcı… Tıpkı bir insanın ölümü gibi, sınıfsal ölüm fermanınız…”

Generallerin el koyduğu yönetimde, devrimciler katledilirken, işçilerin ücretleri onların denetimindeki kurumlarca belirlenirken, tüm sendikal ve siyasal örgütlenmeler kapatılırken sanmayın ki generallerin işleri kolaydır! “İşim zor yurttaşlarım, sanmayın kolay. Ülkenin yönetimine yüklendik özveriyle, özverimizin erdemini kanıtlanmak için size hiç zam yapmadık diyeceğim generallik ücretlerimize. Tehlike riskinin on katıyla çarpıp maaşlarımızın brüt tutarını sıkıyönetim bordrolarında, günlük ödemeciklerden başka… İşimiz zor, sanmayın kolay, yerler, gökler, sınırlar, yıldızlar hep düşman düşman düşman…”

Ölümlerde çoğalan ölümsüzlere ihtiyaç var BİO ülkesinde. İşveren sendikasının başındaki Neto’nun başbakan olduğu ülkede artık mal çoktur, ama yoksul işçi ve emekçilerin ellerinde para yoktur. Ado’nun anası bu gerçekliği tüm çıplaklığıyla kavramıştır. “Yalnız anan olarak değil Ado, yoksul bir yurttaş olarak da gereksinmem var sana. Böyle değil bu iş, önce öğretmelisiniz bize gerçeği, sonra düşmelisiniz önümüze. Bir gün bile yaşamanın yarını değiştireceğini unutmadan…”

BİO ülkesinin yerine 1980’li yılların Türkiye’sini, 17 yaşındaki Erdo’nun yerine Erdal Eren’i, İşveren Sendikası Başkanı iken bürokrat olan Neto’nun yerine Turgut Özal’ı, işveren Şaso ve Vebo yerine Sakıp Sabancı ile Vehbi Koç’u koyup, katledilen devrimcileri ve örgütsüz bırakılan işçi sınıfını düşünelim.  Orhan İyiler’in bu kitabı yaşadığımız toprakların gerçekliğini anlatmıyor mu? Patronlar sınıfından ve onların maşaları olan cuntacılardan hem BİO ülkesinde hem de Türkiye’de hesap sormak gerekiyor.