Navigation

Batasuna’nın Yasaklanmasına Hayır! Demokratik Hakların Kısıtlanmasına Hayır!



26 Ağustos pazartesi günü İspanya Parlamentosu Batasuna’yı yasaklamak amacıyla olağanüstü toplandı. Yasaklama kararı, Halk Partisi, Sosyalist Parti, Kanarya Koalisyonu ve Andalucista Partisinin lehteki 295 oyuyla alındı. Aleyhteki 10 oy ise Bask Milliyetçi Partisi, Katalan Cumhuriyetçi Solu [ERC], Eusko Alkartasuna [EA] ve Iniciativa per Catalunya’dan geldi. Birleşik Sol [IU], Galiçya Milliyetçi Bloku [BNG], Katalan burjuva milliyetçisi CIU ve Chunta Aragonesista’nın 29 milletvekili ise çekimser kalarak oylamaya katılmadı.

Aynı gün yargıç Baltasar Garzón, Batasuna’yı fiilen yasaklayarak, bütün faaliyetlerinin 3 yıl süreyle askıya alındığını, bu sürenin 5 yıla kadar uzatılabileceğini açıkladı. Bu askıya alma, Batasuna’ya ait “tüm merkezlerin, büroların ya doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olunan veya kullanılan diğer binaların kapatılması”, “tüm alanlardaki ve kamu kurumlarındaki, bankalardaki, vakıflardaki, çeşitli kuruluşlardaki, derneklerdeki vs. bütün organik, kamusal, özel ve kuramsal etkinliklerin durdurulması” anlamına geliyor.

Bask Ülkesinde [Euskadi] bundan 10 yıl önce düşünülmesi bile mümkün olmayan bu karar, birkaç saat sonra uygulanmaya başlandı. Navarra’da Sivil Muhafız ve ulusal polis, tıpkı hemen ardından Bask polisinin [Ertzaintza] Bask Otonom Birliğinde yaptığı gibi, Batasuna’ya ait bir dizi büroyu kapattı. Buralarda bulunan yüzlerce radikal milliyetçinin direnişine rağmen 4 günde 25 büro kapatıldı. Bunlar arasında kültür dernekleri, barlar, lokantalar ve Batasuna’nın büroları da bulunuyordu. Bask polisi başından sonuna kadar operasyonda yer aldı ve toplumsal olaylarda kullanılan donanımları pervasızca kullandı. Sonunda bir kültür derneğinin toplantısı olduğu anlaşılan bir toplantıyı önlemek için, Durango’daki Intxaurre Kultur Elkartea derneğinin etrafını kuşatacak kadar gülünç bir konuma düştü.

Halk Partisinin gerici politikaları

Batasuna’nın kapatılmasının arkasındaki asıl güç Halk Partisidir (PP) ve bu parti Thatcher’ın 80’li yıllarda İngiltere’de uyguladığı ve bugün Bush’un ve Berlusconi’nin model oluşturduğu politikalardan esinlenmektedir. Bu girişim, PP’nin politikalarına karşı mücadele eden herkese açık şekilde saldırma stratejisinin bir parçasıdır. Stratejileri, işsizleri tembellikle suçlayarak işçi sınıfına, öğrencileri ayyaşlıkla suçlayarak gençliğe saldırmaktır. 20 Haziran genel grevinde olduğu gibi, sendikalara ve grevlere katılanlara saldırıyorlar. Grev hakkı dahil tüm demokratik haklara saldırıyorlar ve “çalışma hakkı” bahanesiyle grevci işçileri bastırmak için muazzam bir polis gücü örgütlüyorlar. Tarihsel uluslara karşı, ifade özgürlüğü ve gösteri hakkı gibi en temel demokratik haklara karşı açıkça şiddet taktikleri kullanıyorlar.

Aynı zamanda Bask özerk bölgesinde uğradığı seçim yenilgisinin ardından PP, terörizme karşı mücadeleyi oy kazanma kartı olarak kullanmak istiyor. ETA’nın yerleştirdiği her bomba PP’nin desteğini arttırıyor. Bu bakımdan Başbakan Aznar ve çevresindekiler, Batasuna’yı yasaklamanın kendilerine oy kazandıracağını düşünüyorlar; bu sayede insanların dikkati 20 Haziran genel grevinin etkilerinden geçici bir süreliğine uzaklaştırılarak terör sorununa çekilecek ve böylece yaklaşan belediye ve özerk bölge seçimlerinde daha iyi sonuçlar elde edilecek.

Unutulmaması gereken bir diğer etken de ülkemizdeki devlet aygıtının gerici doğasıdır. Son 30 yıldır genelde toplumun, özelde ise tarihsel ulusların demokratik hakları üzerinde etkin bir baskı uygulayan ordu, polis ve yargı kurumları, doğrudan Franco diktatörlüğünden miras alınmıştır. Bu unsurlar kısa bir süre önce geçen siyasi partiler kanununun kabul edilmesi ve Batasuna’nın yasaklanması için güçlü bir baskı uyguladılar. Bunun, kapitalist sistemin savunucularının çıkarlarını ve ayrıcalıklarını tehdit edebilecek tüm örgütlere saldırma konusunda bir teamül oluşturacağını herkes anlayabilir.

Halk Partisi, muhaliflerini taciz ve tehditle sindirmekte tereddüt etmiyor. 26 Ağustostaki yasa teklifine onay verenleri demokrat, muhalefet edenleri ise terörist ilan ettiler. Ancak bu tür argümanlar onlara yardımcı olmamış, hatta CIU ve PNV gibi bazı eski müttefikleriyle ve sonunda muhtemelen bu siyasetin uzun vadedeki etkilerinden ve kendilerini destekleyen seçmen tabanı içerisindeki olumsuz tepkilerden korkarak aleyhte oy veren veya çekimser kalan politik gruplarla ilişkilerde bir kopuşa yol açmıştır.

Tartışma sırasında, Birleşik Sol, Halk Partisi liderlerine, başkalarının “demokratik iradelerini” tartabilmek için kendilerinin ne tür bir tarihsel ya da kişisel sicile sahip olduğunu sordu. Bu çok güzel bir soruydu. Pek çokları, bugün kendilerini “demokrasinin, yaşama hakkının ve insan onurunun garantörleri” olarak sunan Halk Partisi liderlerinin eski Franco rejiminin kalıntıları olduğunu ve parti tabanlarında hâlâ bu ülkede çok sayıda insanın ölümüne sebebiyet veren aşırı sağcı teröristlerin ve faşist çetelerin unsurlarını barındırdığını unutmuş görünüyor. Aynı Halk Partisi göçmenlere karşı Yabancılar Yasasını çıkarmıştır ve emperyalizmin cinai eylemlerine kayıtsız şartsız destek vermektedir. Halk Partisi ne demokrasinin, ne yaşam hakkının, ne çalışma hakkının, ne de barınma ve eğitim hakkının garantörüdür. Böyle olmadığı, iş kazalarında ölen işçilerin sayısının artmasından, emeğin esnekleştirilmesinden, yükselen konut fiyatlarından ve eğitim sistemine yönelik gerici reformlardan da açıkça görülmektedir.

PSOE liderlerinin sorumluluğu

Sosyalist Parti (PSOE) liderliği, Batasuna’nın yasaklanmasının maruz kaldığımız sorunları daha beter hale getireceğini gören parti tabanının –özellikle de Bask ülkesinde– beklentilerine rağmen Halk Partisinin politikalarına taviz vermeseydi, Halk Partisi bu kadar ileri gidemezdi. PSOE liderleri Zapatero ve Patxi Lopez’in bu soruna ilişkin tutumlarında Halk Partisinden tek farkları tarzlarıdır, özde bir farkları yoktur. Halk Partisinin baskı politikalarını bütünüyle desteklemektedirler. Bask sorununun siyasal bir sorun olduğunu inkâr etmektedirler. ETA’nın bireysel terör yöntemlerini tümüyle reddetmelerine rağmen kendi kaderini tayin hakkının savunusunu talep eden Bask Ülkesindeki çoğunluğun demokratik özlemlerine karşıdırlar.

PSOE liderliği bugün, siyasi partiler kanununu ve Batasuna’nın yasaklanmasını desteklerken “özgürlük” savunusu diye haykırıyor. Baskıyla ve demokratik hakları kısıtlayarak ne ETA’yı ne de Batasuna’nın toplumsal desteğini sona erdiremeyeceklerini anlayamadılar. PSOE liderleri hükümetteyken, polise özel yetkiler veren Corcuera Yasasından, GAL [devletin örgütlediği aşırı sağcı terör örgütü] aracılığıyla devlet terörüne utanç verici bir biçimde bulaşmaya kadar tüm baskı yöntemlerini uyguladılar. Rodriguez Ibarra ve diğerleri gibi şimdiki parti liderleri de, GAL skandalında yer alan General Galindo, Vera ve Barrionuevo gibi kişileri desteklemekte tereddüt etmediler. Bunlara karşı ne yargı kurumları harekete geçti ne de PSOE’den ihraç edildiler. Şimdi PSOE’nin PP’nin önerilerine verdiği destek bu politik çizginin devamından başka bir şey değildir. Parlamenter kretinizmleri içinde, bu gerici önlemlere destek vermenin, seçimlerde PP’ye meydan okurken kendilerini daha iyi bir konuma getireceğini düşünüyorlar. Oysa PSOE’nin destek yetirmesinin asıl sebebi, liderlerinin sınıf temelli sosyalist bir siyaseti terk ederek kapitalist sistemin mantığını kabul etmelerinde ve tüm önemli konularda PP ile eylem birliği yapmalarında aranmalıdır. PSOE’nin oylarında belli bir iyileşme olduğunu gösteren kamuoyu yoklamaları, hükümetin politikalarına karşı daha güçlü bir duruş sergilediği daha önceki olayların, özellikle de genel grevin uzantısıdır.

Demokratik hakları kısıtlayarak demokrasi savunulamaz. Başta El Pais olmak üzere tüm burjuva basın bir kampanya başlattı ve yargıç Garzon’un kararından alıntılar yayınlayıp, “Batasuna şebekesi” denilen radikal milliyetçi sol ile ETA’nın aynı şeyler olduğunu ve bu yüzden de “bizzat ETA’nın parçası” oldukları için yasaklanmalarının tümüyle haklı olduğunu ispatlamaya girişti.

Eğer bu iddianın son noktaya kadar taşınması gerekseydi, sadece büroları kapatmakla yetinmeyip, “silahlı bir çeteye katıldığı ya da işbirliği yaptığı” için binlerce üye ve sempatizanı tutuklayarak hapse atmaları da gerekirdi!

Batasuna’nın yasaklanmasının herhangi bir politik kılıfı yoktur, fakat yasal sebepler çok daha temelsizdir. Uzman hukukçular bile, izlenen politikanın “Batasuna’ya karşı her şey meşrudur” politikası olduğunu herkesin önünde açıklamışlardır.

Eylemlerinin vahşiliğine rağmen ETA’nın Bask Ülkesinde toplumun önemli bir kesimi arasında nasıl otorite oluşturabildiği konusu politik bir konudur. PSOE liderleri bireysel teröre son vermek istiyorlarsa, ETA’ya verilen bu toplumsal desteği mümkün kılan sebeplere bakmalıdırlar. Bu destek, işçi sınıfı ETA’nın yöntemlerine karşı olduğunu açıkladıkça ve İspanya’da ve tüm dünyada işçi sınıfı mücadelesi yükseldikçe belirgin bir şekilde azalmasına rağmen halen mevcuttur. Batasuna’nın yasadışı ilan edilmesi bu desteği azaltacak mıdır? Güneş balçıkla sıvanmaz. Olacak olan şudur: ETA radikal milliyetçi sol içerisinde daha fazla destek bulacak ve radikal milliyetçi sol içinde bu yöntemlere karşı var olan eleştiri en azından kısa vadede marjinalleşecektir.

PNV ve Bask polisinin anti-terör mücadelesini örgütleyenler, bunun en düşük desteğe sahip olduğu bir dönemde ETA’nın elini rahatlatacağını iddia ederek radikal milliyetçi solun yasaklanmasına karşı çıkarken, PSOE ve PP liderlerinden daha yüksek bir kavrayış sergiliyorlar. Şurası açık ki, PNV-EA, Batasuna’nın yasaklanmasına kitlelerin demokratik hakları kısıtlanıyor diye değil zarar getireceği için karşı çıktı.

Kapitalizme ve onun işsizlik, sosyal harcamalarda kesinti ve çürüme gibi tüm musibetlerine karşı gerçek bir sosyalist mücadele politikası, aynı zamanda ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı gibi temel demokratik haklarını da savunarak, gençliği kendine çekebilir ve bu kâbusa son verebilir. Öte yandan, iki yüz binden fazla insanın onun aracılığıyla kendini ifade ettiği ve on binlerce insanı sokaklara dökebildiğini tekrar tekrar kanıtlayan örgütlerin yasaklanmasının tüm işçi hareketi ve gençlik için ancak dramatik sonuçları olabilir.

Batasuna’nın kapatılmasına karşı 7 Eylülde yapılacak gösterinin Bask Hükümetinin İçişleri Departmanı tarafından yasaklanmasının da gösterdiği gibi, bundan böyle demokratik haklar şiddetli bir biçimde kısıtlanacaktır. Aslında bu saldırının bir parçası olarak yargıç Garzon daha da ileri gitti ve Batasuna’nın yasaklanmasına karşı çıkan tüm gösterileri yasakladı. Gerçekte bu, yüz binlerce insanın görüşlerini açıkça ifade etmesinin engellendiği fiili bir kuşatma durumu anlamına geliyor. Pek çok kimse Batasuna’nın yasaklanmasına ve demokratik haklara saldırılmasına karşı gösteri yapmak istiyor. Bundan böyle PP’nin politikalarına muhalif tüm militan örgütler, içine “Batasunacılar” sızdı denerek kapatılacak ve baskının hedefi olacak. Uzun vadede kapitalizmin krizleri derinleştikçe ve sistemden duyulan rahatsızlık büyüdükçe, özellikle de işçiler ve gençlik için gerçek bir sosyalist ilgi odağı yoksa, sorun azalmaktan çok artacaktır.

Birleşik Solun çekimserliği

Siyasi partiler yasasına doğru bir tutum takınarak muhalefet eden Birleşik Sol [IU] ve BNG [Galiçya sol milliyetçi partisi] bunun gibi can alıcı bir oylamada çekimser kalmamalıydılar. IU liderlerinin yaptığı gibi, bu çekimser tutumu, PNV ve CIU gibi diğer “demokratik güçlere” çağrıda bulunan alternatif bir tutum olarak göstermek sadece kafa karışıklığı yaratmaya hizmet eder. Aslında sosyalist liderler “çekimserlik sizi çoğunluğa [yani Halk Partisine] yaklaştırır” diyerek, aldığı tutum nedeniyle Birleşik Solu kutladılar. Batasuna’nın yasaklanmasına karşı oy kullanmak, demokratik hakları korumak üzere oy kullanmak olurdu. Üçüncü bir yol yoktur. Onların yaptığı gibi yargıç Garzon’un parlamentoya başvurma ihtiyacı duymaksızın Batasuna’yı yasadışı ilan etmesinin daha iyi olacağını söylemek, Katalan burjuvazisi ile aynı tutumu takınmak demektir. Açıkça gördüğümüz gibi, Batasuna’nın yasaklanması ister PP ister Garzon tarafından gerçekleştirilsin aynı derecede kötüdür.

Seçim umutlarına zarar vermeyeceğini sanıp çekimser kalarak oylamayı kısa-devre yapmanın yollarını aramak, hiçbir olumlu sonuç vermeyecek oportünist bir manevradır. Daha da ötesi bu, IU üyelerinin bu soruna ilişkin olarak yıllardır talep ettikleri iç tartışma ve netleşmeyi baltalama girişimidir. IU liderliği böyle davranmakla, Bask ulusal sorununda sınıfsal bir tutumu savunmamakla kalmıyor aynı zamanda PP’nin gerici fikirlerinin işçiler arasında daha geniş yankı bulmasına da dolaylı olarak katkıda bulunmuş oluyor.

Bask burjuvazisinin ikiyüzlülüğü

Özellikle 11 Eylül’den sonra pek çok ülke, devletin baskı aygıtlarını güçlendirecek ve işçilerin ve gençlerin demokratik haklarını kısıtlayacak bir dizi önlemi hayata geçirmek için terör bahanesini kullanmaya başladı.

İspanya örneğinde ETA, Santa Pola’daki gibi canice saldırıları [bu yaz sahile ve bir hamburgerciye konan bombalar sonucu 6 yaşında bir kız çocuğu ölmüştü] gerçekleştirmekle, bu önlemleri toplumsal destek alarak hayata geçirmesinde PP’ye mükemmel bir bahane sunuyor. Siyasi Partiler Kanunu ve Batasuna’nın yasaklanması çok ciddi bir örnek teşkil ediyor ve işçi sınıfına ve bir bütün olarak gençliğe yönelik bir saldırı anlamına geliyor.

Batasuna lideri Arnaldo Otegui, sanki Bask Ülkesinde sosyal sınıflar yokmuş ve bu önlem hepimizi eşit derecede etkiliyormuş gibi, “bu Bask’a yapılmış bir saldırıdır” dediğinde, ona kesinlikle katılmıyoruz. Doğru değil. PNV’nin son aylardaki çığırtkanlığı, baskıdan doğrudan etkilenenlerin seslerini bastırmaya yaramıştır. Hep söyledik; PP ve PNV arasında bir işbölümü var, birisi “iyi polis” diğeri “kötü polis”. Bu örnekte, kötü polis vururken iyi polis de gürültü yapıyordu. Bu gibi kritik durumlar herkese haddini bildirir. Bask Ülkesinin demokratik haklarını savunmak için Bask burjuvazisine çağrılar yapmak [Batasuna açısından] gülünç bir şeydir. Bir burjuvanın anavatanı, onun sınıf çıkarlarının savunusuyla sınırlıdır. Bask burjuvazisi, sözde bir “ulusal saygınlık” savunusu uğruna asla kendi çıkarlarını feda etmez. Radikal milliyetçi solun bazı kesimleri, Bask burjuvazisini destekleme ve ittifak yapma politikasının korkunç sonuçları olduğunu anlamakta ve devrimci Marksist bir alternatif aramaktadır. PNV, Batasuna merkezlerini şiddet uygulayarak kapatırken bir an bile tereddüt etmemiştir [bazı Bask gazetelerini okuyanlar, bunun Bask polisi arasına sızan İspanyollar tarafından gerçekleştirildiği izlenimine kolaylıkla kapılabilseler de bu doğru değildir]. PNV kendi sınıf çıkarlarına uygun bir polis yaratmıştır. Bask hükümetinin sözcüsü, İspanyol devletinden ayrılmayı desteklemeyeceklerini, bu seçeneği 25 yıl önce dışladıklarını ve yazdan önce verdikleri transferler [iktidarın Madrid’den Bask Otonom Birliğine transferi] sorunuyla ilgili ültimatomun o kadar önemli olmadığını açıklamıştır. Batasuna’nın PNV-EA’ya daha fazla çağrı yapması niye o halde?

Bir kez daha açıktır ki, ancak geçmişte sosyal ve ulusal demokratik hakları ilerleten –tüm İspanya çapındaki– işçi sınıfı demokrasiyi gerçekten tutarlı bir şekilde savunabilir.

ETA bombalarının işçi sınıfının geniş bir kesimini bu talepleri savunmaktan uzaklaştırdığı açıktır ve bu PP-PSOE’nin aldığı önlemlere verilen desteğe de yansımaktadır. Fakat bu önlemler hiçbir şeyi çözemeyecektir ve er ya da geç kendi karşıtına dönüşecektir. Tek çıkar yol Lenin’in öğüdünü izlemek ve işçi sınıfının ve gençliğin çoğunluğunu “sabırla ikna etmek”tir. Daha yavaş bir yol gibi görünebilir ama kazanmak için tek emin yol budur.

Bir seçim konuşması yüzünden Batasuna’nın tüm ulusal önderliğinin tutuklanmasından, EGIN’in [radikal milliyetçi solun günlük gazetesi] kapatılmasından ve Jarrai, Ekin gibi diğer radikal milliyetçi sol örgütlerin adım adım yasaklanmasından da görüldüğü gibi, Batasuna’nın yasaklanması yıllardır hazırlanıyordu.

Radikal milliyetçi solun gazetesi Gara’da yapılan 1 Eylül tarihli uzun bir röportajda, Batasuna lideri Arnaldo Otegui, PP’nin Batasuna’nın yasaklanması için bu kadar bastırmasının nedenini şöyle açıkladı: “Devletin kontrolü kaybettiği ulusal kurtuluş süreçlerinde bir hızlanma söz konusudur ve devlet bu sürecin motor gücünü ezmek istemektedir.” Otegui’nin analizine göre, bu sözde “ulus inşa süreci”ndeki ilerlemeler, devleti, yasaklama kararı almaya zorlayacaktı. Bu, Bask Ulusal Kurtuluş Hareketinin güçsüzlüğü yüzünden değil gücü yüzünden olacaktı. Fakat şurası açıktır ki, daha erken bir yasaklamayı engelleyen şey, onun bugünkü gücünden ziyade geçmişteki gücüdür. Değişmiş olarak görülebilecek tek şey, PNV’nin tavrıdır. Peki gerçekten de değişmiş midir? Sadece kelimelerde durum böyle, ama kelimeler ucuzdur. Bir kitle hareketi baskıyla değil ancak kendi hataları tarafından yok edilebilir ve açıktır ki Batasuna liderlerinin ne yöntemleri, ne ittifak politikaları ne de amaçları doğrudur.

Bireysel teröre hayır

ETA’nın bireysel terör yöntemleri, İspanyol ve Fransız Devletlerinin uyguladığı baskıları asla azaltamayacak, tersine arttıracaktır. Bu yöntemler, ABD’nin başını çektiği sözde “teröre karşı uluslararası ittifak” bağlamında da, açıkça başarısızlığa mahkûmdur.

Öte yandan, işçi sınıfının ve gençliğin bilinçli ve örgütlü kitle eylemleri, Arjantin’de, Venezuela’da, Ekvator’da vs. gördüğümüz gibi muazzam bir güce sahiptir. İtalya’daki genel grev ve İspanya’daki 19-20 Haziran genel grevi, kapitalizmin krizi derinleştikçe artacak olan işçi sınıfı mücadelesinin başlangıcına işaret ediyor. Batasuna’nın Bask burjuvazisiyle ittifakı, çok feci sonuçlara yol açtı. Herhangi bir ilerleme göremiyoruz. Burjuvazi, ilerleyen bir demokratik hareketin başına ancak bu hareketi frenlemek ve sınıf çıkarlarının tehlikeye girdiğini düşündüğü anda onu ezebilmek için geçer. Buna daha önce de pek çok kez tanık olduk. Bask halkının ulusal demokratik ve sosyal haklarına kavuşması ancak işçi sınıfının İspanya çapındaki ve uluslararası ölçekteki birliğiyle mümkündür ve bu organik bir birlik olmalıdır. Bu bakımdan, kendi kaderini tayin hakkının savunusu, sosyalizm mücadelesinde işçi sınıfının ulusal engelleri aşan organik birliğinin savunusuyla elele gider. Aksini örnek vermek gerekirse, 19-20 Haziran genel grevi sırasında yaşanan bölünme sadece Bask ve İspanyol burjuvazisine yaramış ve işçi hareketine zarar vermiştir.

Tek ilerletici yol işçi sınıfının kitlesel eylemidir

Bireysel terör daima, uğruna mücadele edildiği varsayılan şeye zıt zonuçlar doğurur. Demokratik hakların kazanılmasında bir etken olmaktan çok, tam tersine gericiliğe bahane sunar.

Şu anda ilgi odağı olan Arjantin işçi sınıfı ve gençliği bunun acı bir deneyimini yaşamıştır. Bugün en ileri katmanların bireysel teröre karşı mücadele etmesi bir rastlantı değildir. Geçmişte Montoneroların ve diğer örgütlerin başvurduğu bireysel terör, ordunun kendi canice planlarını hayata geçirmek için toplumsal destek kazanmasında bahane olarak kullanıldı. Demokratik ve sosyal haklar için verilen mücadelenin ilerlemesini ancak ulusal engelleri aşarak birleşmiş ve iktidarı almak için örgütlenmiş işçi sınıfının ve gençliğin bilinçli ve örgütlü eylemi sağlayabilir. Demokratik ve sosyal haklar için verilen mücadele, sömürüden ve baskıdan uzak sosyalist bir sınıfsız toplum için verilen mücadeleyle bir ve aynı şeydir.

Temel üretim araçlarının, bankaların, büyük tekellerin ve toprağın sadece zorunlu durumlarda tazminatla kamulaştırıldığı ve işçi sınıfının demokratik kontrolü altında verildiği bir toplum, azınlığın çıkarları yerine toplumsal ihtiyaçları karşılamak üzere planlanmıştır.

Sosyalist bir İberya ulusları federasyonu; Bask, Galiçya ve Katalonya gibi bölgelerdeki tarihsel ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanıyacak ve böylece bu uluslar kendi kaderlerini özgürce ve demokratik bir şekilde belirleyeceklerdir. İlerleyebilmek için, bugün her zamankinden daha yakıcı bir biçimde, devrimci Marksist temellerde birleşmek ve örgütlenmek gerekiyor. Bask ülkesindeki Ezker Marxista ve tüm İspanya çapındaki El Militante tarafından savunulan fikirler, mevcut durumda sosyal ve demokratik istemleri karşılayabilecek tek yaklaşım olan proletarya enternasyonalizminin fikirleridirler.