Navigation

Akın Var, Güneşe Akın!

Bu bir türkü:

Toprak çanaklarda

       güneşi içenlerin türküsü!

(Nazım Hikmet)

Kapitalist sistemin çarkları dönmeye devam ediyor. Sınıflı toplumların en sonuncusu olan kapitalist sistem kendi mezar kazıcılarını yaratmasına rağmen hâlâ yıkılmayı bekliyor. Dünyayı her gün yeniden yaratan biz çalışanların yaşamı işyeri ile ev arasında mekik dokumakla geçerken, çalışma koşulları her gün biraz daha yaşamımızı yaşanmaz hale getirirken, neredeyse nefes aldığımıza razı olacağız. Her gün ölümle yaşam arasında var olan ince çizgi daha da incelmesine rağmen o çizgide yürümeye çalışıyoruz. Yaşamak bu mu? Ne zaman bu ince çizgi kalınlaşacak? Burjuvaziden, onun yalan tarihinden ve tarihçilerinden mi medet umacağız? Ne zaman yeter artık deyip, insanca bir yaşam bizim de hakkımız diyeceğiz? 

Yaşamı var eden biz işçilerin bir tarihi var. Mücadelelerle dolu bir tarih! Burjuvazi ne kadar yok etmek istese de mücadeleyle yazılan bir tarihi yok edemezler. Biz işçilerin dönüp bakması gereken, bilincine çıkarması gereken bir tarih! Bugün kullandığımız sosyal haklarımızın, ekonomik ve siyasal haklarımızın tümü geçmişte mücadele eden işçi kardeşlerimizden bizlere miras bıraktığı haklar. Patronlar sınıfına karşı sınıf mücadelesi yürüten kardeşlerimiz bedeller ödediler. Kimini patronlar sınıfı idam sehpasına gönderdi, kimini kurşuna dizdirdi, kimini zindanlara kapattı. Ama onlar tüm baskılara rağmen kendi sınıfsal çıkarları için yani işçi sınıfının genel çıkarları için mücadele bayrağını taşıdılar ve kendilerinden sonraki sınıf kardeşlerine ulaştırdılar. Kişiler için önemsiz görülen fakat sınıfın geneli için düşündüğümüzde büyük bir kazanım olan her şey için örgütlü mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu sınıf tarihimize baktığımızda çok net görebilmekteyiz. Örgütlü mücadele edildiğinde işçi sınıfının neler başarabileceğini tarih bizlere gösteriyor.

1871’de Fransız burjuvazisine karşı mücadele eden Paris Komünarları kısa süreliğine de olsa işçi sınıfının iktidarını kurdular. Paris Komünarlarından devralınan mücadele bayrağını bu kez Rus işçileri 25 Ekim (7 Kasım) 1917’de Bolşevikler öncülüğünde tekrar dalgalandırdılar. İşçi sınıfının tarihinde yeni bir sayfa açtılar: Ekim Devrimi! 93 yıl önce “üreten biziz, yöneten de biz olacağız” anlayışıyla harekete geçen Rus işçi sınıfı, sömürücü egemenleri alaşağı ederek işçi sınıfının öz yönetim organları olan sovyetleri örgütlediler. Sovyet; işçilerin iktidarı demek, bir avuç asalak olan burjuvazinin değil üreten işçilerin yönetimi demek. İşçi sınıfının mücadelelerle dolu tarihinde yaşanmış olan iktidar deneyimlerini kim ve nasıl silecek? Silemezler, yok edemezler! Nazım Ustanın dizeleri bize bunu bakın ne güzel anlatıyor: “Bu bir türkü: toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü…” Bu türkü tarihler boyunca ezilen ve sömürülen sınıfların söylediği bir türkü oldu. Nesilden nesile aktarılan bu türküyü mücadele eden işçi sınıfının ne yüreğinden, ne beyninden ne de dilinden söküp atabilirler.

Paris işçilerinin, Rus işçilerinin egemen olan burjuvaziye karşı yürüttükleri mücadele bugün biz işçilere ışık tutuyor. Onlar sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurmak için yola çıktılar. Ve bizlere bunun mümkün olabileceğini yaşatarak gösterdiler.  Toprak çanaklarda güneşi içenlerin güneşi zaptetmelerinin yolunu gösterdiler. Üzerinden 93 yıl geçmesine rağmen işçi sınıfının yerine getirmesi gereken görev hâlâ yerinde duruyor: Yeni bir Ekim Devrimi!

Tarihimize bakıp, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurmak için mücadele edenlerin yasını tutacak değiliz. Çünkü “Ölenler dövüşerek öldüler, güneşe gömüldüler, vaktimiz yok onların matemini tutmaya.” Bizlere bıraktıkları mücadele bayrağını daha da yukarıya taşımak için örgütlenmeli ve örgütlü mücadeleye katılmalıyız. İnsanın insanı sömürmediği, sınıfların olmadığı bir dünya üreten biz işçilerin ellerinde yükselecektir. Gelecek güzel günler için;

Toprak bakır,

Gök bakır,

Haykır, güneşi içenlerin türküsünü

Haykıralım!