Navigation

Tunus ve Cezayir’de İsyan Günleri

Tunus ve Cezayir, günlerdir yoksul emekçi kitlelerin protesto gösterileriyle çalkalanıyor. İşsizliğin tırmanarak arttığı Tunus’ta, 26 yaşındaki Muhammed Buazizi’nin 17 Aralıkta kendini yakması, tüm kentleri saran bir isyan dalgasını da beraberinde getirdi. Bu isyan dalgası yeni yılın ilk günlerinde Cezayir’e de sıçradı. Gıda maddelerine yapılan zamlarla yoksullukları iyice katlanılmaz hale gelen işçi ve emekçiler, bu ülkede de sokağa döküldüler. Haftalardır her iki ülkede de mevcut burjuva hükümetler gösterileri şiddet kullanarak bastırmaya çalışıyorlar. Polisin göstericilere saldırması sonucunda Tunus’ta en az 50, Cezayir’de ise 5 emekçi katledilirken yüzlercesi yaralandı. Her iki ülkede de çoğunu gençlerin oluşturduğu yüzlerce kişi gözaltında.

Tunus: Işıltılı turizm tablolarının gizleyemediği sefalet

23 yıldır Zeynel Abidin Bin Ali diktatörlüğünün hüküm sürdüğü Tunus, 17 Aralıktan bu yana kitlesel gösterilerle ve protesto eylemleriyle çalkalanıyor. Üniversite mezunu bir işsiz olan Muhammed Buazizi, sebze-meyve tezgâhına polis tarafından el konulmasının ardından, 17 Aralıkta, hükümet binası önünde kendini yaktı. Buazizi’nin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmasının ardından hastane önünde başlayan eylemler, iki işsiz işçinin daha intihar etmesiyle bir anda kitlesel bir patlamaya dönüştü. Üç gencin işsizlik nedeniyle intihar etmesi, işsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığı girdabındaki emekçi kitlelerin öfkelerini dışa vurmalarında bir kıvılcım işlevi gördü. 22 Aralıktan itibaren, tabandan binen basınç sonucunda sendikaların da destek verdiği büyük protesto gösterileri organize edildi. Tunuslu egemenleri “hırsızlar sürüsü” olarak nitelendiren emekçiler, “iş, özgürlük, onur” sloganıyla sokağa döküldüler.

Muhammed Buazizi’nin 4 Ocakta yaşamını yitirmesinin ardından kitlesel bir cenaze töreni düzenlendi. “Elveda Muhammed, intikamını alacağız. Bugün senin için gözyaşı döküyoruz ve ölümüne neden olanlara da gözyaşı döktüreceğiz!” diyen emekçiler, Muhammed’e intikamını alma sözü verdiler. Ülkedeki 8 bin avukatın neredeyse tamamı emekçilerin taleplerinin karşılanması ve polis şiddetinin son bulması için 6 Ocakta greve giderken, öğrenciler de gösterilere aktif bir katılım sergiliyorlar. 10 Ocakta öğrencilerin başkent Tunus’ta polis şiddetini protesto etmek üzere gösteri düzenlemesi karşısında, hükümet, bu gösterileri “terörist eylemler” olarak niteleyip okulları ve üniversiteleri süresiz kapattığını ilan etti. 12 Ocakta ise akşamları sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Bu arada kitlelerin üzerine saldığı polis emekçileri katlederken, devlet başkanı Bin Ali, isyan nedeniyle Tunus’un yabancı yatırımcılar ve turistler nezdindeki itibarının zedeleneceğini söyleyerek, göstericileri “parayla satın alınmış aşırılıkçı provokatörler” olmakla suçluyordu. Ona göre, uygulanan polis şiddetinde bir anormallik yoktu. Önemli olan ükeye yapılan yatırımların ve gelen turistlerin kesilmemesiydi! Nitekim ülkedeki gelişmelerin dışarıya sızdırılmasını olabildiğince engellemek amacıyla, Bin Ali rejimi, facebook ve e-mail bağlantılarını bir hafta boyunca bloke etti.

Avrupa emperyalizmince bölgenin en istikrarlı ülkelerinden birisi gözüyle bakılan Tunus, her yıl kendi nüfusunun (10,5 milyon) yaklaşık üçte ikisi kadar turist ağırlarken (7 milyon), turizm ve hizmet sektörü yabancı sermayenin en büyük yatırım alanını oluşturuyor. Bin Ali’nin zarar görmemesine özen gösterdiği şey, işte yerli ve yabancı sermayenin bu tatlı kâr kaynağıdır.

Devlet kapitalizminin ağırlıkta olduğu ekonomik yapının 90’lı yıllardan itibaren çözülmeye başlamasının ardından Tunus hızlı bir dönüşüm süreci içine girdi ve işsizlik hızla arttı. Ekonomik krizden olumsuz etkilenen Tunuslu emekçilerin yaşam koşulları daha da zorlaştı. İşsizliğin son altı yılda 8 puan birden artarak yüzde 22’ye tırmandığı ülkede, bundan en çok etkilenenler gençler oldu. Genç işsizliğinde Cezayir’le yarışan Tunus’ta, iş bulma şansına sahip olanların büyük bir bölümü ise 130 euroluk asgari ücrete, yani sefalet ücretine mahkûm durumdalar.

İfade özgürlüğünün alabildiğine engellendiği, eğitim ve sağlık hizmetinin iyileşmek yerine kötüleştiği, yoksulluğun arttığı Tunus’ta, emekçi sınıfların gençleri son derece büyük bir öfkeyle dolular. Üç gencin intiharının kısa süre içinde kitlesel bir isyana dönüşmesi de bu öfkenin bir ürünü. Emekçi gençler, yoksulluklarının sorumlusu olan kapitalist sömürü düzeninin sembol kurumları olan devlet binalarına, bankalara, karakollara ve iktidar partisinin ofislerine saldırarak tepkilerini dile getiriyorlar. Ayaklanmaya dönüşen protestolar karşısında, hükümet çeşitli reformların gerçekleştirileceği ve işsizlere iş olanaklarının arttırılması için yatırımlar yapılacağı sözü vererek kitleleri yatıştırmaya çalışsa da, gösteriler hız kesmeden devam ediyor.

Cezayir: Doğal zenginlik, doğal olmayan yoksulluk

Tunus’ta işsizlik ve yoksulluğa karşı patlak veren isyan, komşu Cezayir’e sıçramakta gecikmedi. Son aylarda şeker, yağ gibi temel gıda maddelerinin fiyatında fahiş artışların yaşandığı ülkede, ağırlıklı bölümünü gençlerin oluşturduğu emekçiler 5 Ocakta sokaklara döküldüler.

Cezayir’de de, tıpkı Tunus’ta olduğu gibi, bankalar, devlet binaları ve polis karakolları emekçi kitlelerin öfkesinden nasiplerini aldılar. Polis saldırısı sonucunda en az 5 kişi hayatını kaybederken çok sayıda emekçi yaralandı. Çoğu gençlerden oluşan 1000’e yakın kişiyse gözaltına alındı. Hükümet göstericilere tehditler savurup gösterileri yasadışı ilan ederken, kitlelerin bir araya gelmesine vesile olması dolayısıyla futbol maçlarını yasaklamayı da ihmal etmedi.

Gösterilerin kitleselleşmesi üzerine hükümet 8 Ocakta şeker ve yağ gibi temel gıda maddelerinin vergilerinin geçici olarak %41 oranında düşürüleceğini açıkladı. Ancak bunun fiyatlarda sadece yüzde 5 oranında bir indirime yol açacağı ifade ediliyor.

Nüfusun yüzde 75’inin 30 yaş altındaki gençlerden oluştuğu Cezayir’de, işsizlik oranı yüzde 30’a ulaşmış bulunuyor. Petrol ve doğalgaz açısından zengin bu ülkede GSYH son on yılda üç katına çıkarken, emekçilerin payına sadece işsizlik ve yoksulluk düşüyor.

Geçtiğimiz yıl pek çok grevin yaşandığı Cezayir’de, burjuvazi, kitle eylemlerinin daha da yayılıp süreklileşmesi tehlikesi karşısında çareyi sürekli tahkim ettiği polis ve ordu gücüne sığınmakta bulmaktadır. Uyguladıkları kaba şiddet ve terörün kitle hareketini geriletememesi onları endişelendirmiştir. Bu yüzden de ilk günlerdeki esip savurmalar yerine, şimdi kitle hareketini yatıştırmanın yollarını aramaya başlamışlardır.

Tunus ve Cezayir’de yaşananlar geniş emekçi kitlelerin mücadele ve isyan potansiyellerini hiç de yitirmemiş olduklarını bir kez daha gösteren örneklerdir. Yıllarca sınıf mücadelesinin bittiği vaazlarını vermiş olanların suratında patlayan yeni tokatlardır bu isyanlar. Üstelik bu ülkeler demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlı olduğu, açık baskı rejimleri altındaki ülkelerdir. Tunuslu ve Cezayirli emekçiler baskıların emekçi kitleleri sonsuza dek yıldıramayacağını bir kez daha göstermişlerdir. Ayrıca, egemenlerin şimdiden taviz vermeye başlamış olmaları olgusundan da anlaşılacağı üzere, belirleyici olanın her zaman sınıf mücadelesi olduğunu da göstermişlerdir.

Sınıf mücadelesi heyulası, yeryüzünden kovulmuş göründüğü kısa bir dönemin ardından, 2000’li yıllarla birlikte yeniden dirilmiş ve özellikle Latin Amerika ülkelerini kasıp kavurmuştu. Aynı yıllarda aralıklarla Avrupa ülkelerini de ihmal etmeyen sınıf mücadelesi, Avrupa’daki mesaisini halen sürdürmekte. Özellikle Akdeniz’e kıyısı olan Güney Avrupa ülkelerinde. Şimdi ise anlaşılan Akdeniz üzerinden Kuzey Afrika ülkelerine geçmiş durumda.

Kapitalizm var olduğu müddetçe egemenler bu heyuladan kurtulamayacaklar. Ama asıl mesele, sınıf mücadelesini kapitalizmin saltanatına son verecek noktaya ulaştırabilmekte kuşkusuz. Bunun için emekçi kitlelerin kendiliğinden patlamaları ne yazık ki yeterli olmuyor. Egemenler duruma göre hiç şüphesiz tavizler vererek bu dalgaları savuşturabiliyorlar. Ancak bu bir kader değil. Bu döngüyü kırabilecek olan şey, kitle hareketinin düzeyini bilinç ve örgütlük bakımından yükselterek, onu düzenin temellerine yöneltecek bir önderliktir. Bu kilit etmen ne yazık ki tüm dünyada olduğu gibi Tunus ve Cezayir’de de henüz eksiktir.