Navigation

AKP’nin Körüklediği Polis Terörü Bir Can Daha Aldı

AKP’nin her türlü toplumsal muhalefeti daha doğmadan boğma gayretkeşliği bir can daha aldı. Gezi protestoları sırasında beş kişiyi katletmiş olan devlet, şimdi de Hatay’da bir genci katletti. ODTÜ’de ağaç katliamına neden olacak yol yapımına karşı geliştirilen direnişe destek vermek ve polis saldırısını kınamak amacıyla Türkiye’nin çeşitli kentlerinde olduğu gibi Hatay’da da protesto gösterileri gerçekleştirildi. 10 Eylülde yapılan gösteriye polis her zaman olduğu gibi bu kez de gaz ve tazyikli suyla saldırdı. Bu saldırı esnasında 22 yaşındaki Ahmet Atakan hayatını kaybetti. AKP hükümeti ise her zaman olduğu gibi, polisi aklamak için her türlü yalana ve çarpıtmaya başvuruyor ve Ahmet’in kendi kendine çatıdan düştüğünü söylüyor. Oysa ister doğrudan gaz fişeği isabet etsin, isterse polis saldırısı sırasında çıktığı çatıdan düşmüş olsun, her halükârda Ahmet’in ölümünün sorumlusu, kitleye azgın bir şekilde saldıran ve ortalığı savaş alanına çeviren polis ve AKP hükümetidir.

Polis terörüne Ahmet Atakan’ın cenaze töreni sırasında bile son verilmediği gibi, sonrasında da çeşitli kentlerde düzenlenen protesto gösterileri hedef alınmaktadır. Gezi protestoları sırasında katledilen gençlerin acısı tüm tazeliğini korurken, Erdoğan’ın “kahraman” polisleri “destanlar” yazmaya devam ederek her türlü protesto gösterisine vahşi bir şekilde saldırıyorlar. Hükümet, Gezi protestoları sürecinde uyguladığı polis terörünü daha da arttırarak, iyice tahammülsüz ve saldırgan bir tutum almış durumda. ODTÜ’ye yol açılarak ormanın katledilmesi, Tuzluçayır’a Alevilerin asimilasyon projesi olarak gördükleri “cami-cemevi”nin inşa edilme kararının alınması, tüm protesto gösterilerine azgın bir polis terörüyle saldırılması, AKP’nin otoriter yönelişinin iyice zıvanadan çıktığını gösteriyor. Ancak saldırıyla muhalefeti bastırma politikası, AKP’nin umduğu gibi protestoları sindirmeye değil öfkeyi daha da arttırmaya neden oluyor. İçeride ve dışarıda savaş politikalarını tırmandıran, ekonomide sıkışmaya başlayan AKP, aslında bu öfkenin işçi ve emekçi sınıfların daha geniş katmanlarına yayılmasından fazlasıyla korkuyor ve bu nedenle daha bir saldırganlaşıyor.

Baskıların, yasakların, anti-demokratik uygulamaların, Alevilere yönelik ayrımcılığın, Kürt halkının esaret zincirleri altında tutulmasının, işçi sınıfının kölelik koşullarının her geçen gün daha da ağırlaştırılmasının, yoksulluğun, açlığın, doğa tahribatının sorumlusu, kâr ve güç uğruna her şeye azgınca saldıran burjuvazidir ve AKP bu sömürücü sınıfın temsilcisi olarak işbaşındadır. Dolayısıyla işçi ve emekçilerin kurtuluşu, sadece AKP iktidarından değil bir bütün olarak burjuvaziden ve onun tüm siyasi temsilcilerinden kurtuluştan geçmektedir. Bunu başaracak olan yegane güç ise örgütlü işçi sınıfıdır ve bu güç, burjuva devletin döktüğü her bir damla kanın hesabını soracaktır.