Navigation

Uluslararası hukuk ve sonrası

Irak'ta emperyalist operasyon tüm şiddetiyle devam ediyor. Bu savaş bize pek çok şey öğretiyor aynı zamanda. Savaşın ne kadar dehşet verici, saçmasapan ve akıldışı olduğunu göstermesinin yanı sıra, uluslararası hukuk denilen şeyin pervasız ve ahlâksız bir kandırmacadan ibaret olduğunu, BM ve benzeri örgütlerin de büyük emperyalist güçlerin borazanı olduğunu açığa çıkarıyor.

Ekonomisi uzun yıllardan beri daralmakta olan ABD, askeri teknolojisi hariç eski dönemlerine oranla oldukça zayıflamış durumda. Önceden BM içerisindeki rakiplerine de pay çıkararak hegemonyasını sağlayabilen ABD artık bu şekilde sürdüremiyor. Hem rakipleri -özellikle de SSCB'nin dağılmasından sonra Almanya ve Çin- daha güçlü ve giderek de büyüyorlar hem de ABD ekonomisi küçülüyor. Dolayısıyla artık BM'ye ihtiyaç kalmadı.

Ayrıca AB'nin de ne kadar hassas ve zayıf bir kurum olduğu ortaya çıkıyor. ABD'nin başını çektiği bu savaşta dağılma noktasına geldi. Her devlet kendi ulusal çıkarlarına göre tutum takınıyor. Hal böyleyken hala ulus devletlerin kendi kendine ortadan kalkacağına inananlar var. Bu daha az, büyük bir paylaşım söz konusu olduğunda birbirlerine bile gireceklerdir. Ulus devlet kapitalizmin örgütlenme biçimidir. Dolayısıyla böyle ulusüstü kavramlarla AB'yi yüceltmeye çalışanlar ağızlarının payını alacaklardır, almaya da başlamışlardır.

Sonuçta tüm uluslararası örgütlenmeler ilgili ulusların karşılıklı çıkarlarına ve emperyalist hiyerarşideki sıralamalarına göre varolan kurumlardır. Doğaldır ki bu ulusların çıkarları ne devamlı aynı kalacaktır ne de güçleri aynı kalacaktır. Dengelerin fazla değişmediği dönemlerde bu örgütler reforme edilerek süreklilik kazanabilirler. Ancak hiyerarşinin basamaklarında hoplamalar sıçramalar meydana geldiğinde bu kurumlarda çatlamalar meydana gelir. Örneğin bu dönem ABD'nin gerilediği bir dönemdir. Diğer emperyalist güçler giderek daha fazlasını istemekte, ABD ise kendi hegemonyasına dayanan bu statükoyu korumaya çalışmaktadır. İşte ABD'nin tüm saldırganlığı bu durumun sonucu.

Süreç aynen devam ederse kutuplaşmalar belirginleşecek ve bir dünya savaşı söz konusu olacaktır. Büyük bir facianın eşiğindeyiz. Eğer işçi sınıfı bu savaşı durdurup dünya çapında iktidarı ele geçiremezse, insanlık eşi görülmemiş bir kıyımla karşılaşacaktır. Bunu engelleyebiliriz. Nasıl ki burjuvazinin çıkarı ulusal çıkarlarla eşdeğerse, işçi sınıfının çıkarı da kendi ulus devletinden başlamak üzere tüm ulus devletlerin ortadan kaldırılmasında yatmaktadır. Bu yüzden çıkacak bir savaşta işçi sınıfı olarak asıl düşmanın içerde olduğunun bilinciyle hareket etmeli ve burjuvazi için savaşmayı reddedip bizzat ona karşı savaşmalıyız. Çünkü önümüzde iki seçenek var:

Ya barbarlık ya sosyalizm!

SAVAŞ

yakında

hem de çok yakında

Hüznü de yaklaştıran bir yalanla

ihtirasla

vur da duyma oyunu oynuyor

Yıldızlar her yanında

"Sonsuz adalet"

isteyen bir kilise çanı

"operasyonu" kutsuyor

esmer

çocuğun kan şarabıyla