Navigation

Savaşı durdurabilecek tek güç örgütlü işçi sınıfıdır!

Irak’ta Savaşa Hayır Koordinasyonu’nun “Savaşa Karşı İstanbul Buluşması” adı altında düzenlediği mitinge katılmak üzere pazar sabahı erken saatte yola koyulduk.

İstanbul’da savaş karşıtı kitlesel eylemlerin ilk adımı geçtiğimiz 1 Aralıkta atılmıştı. Fakat bu eylem 20 bin kişiyle sınırlı kalmıştı ve sendikaların katılımı da oldukça zayıftı. Oysa 6 Nisan mitingi gerek kitleselliği, gerek sendikaların sahiplenmesiyle, gerekse coşkusu ile aradan geçen süre içinde savaşa karşı tepkilerin artarak sürdüğünü gösterdi. Mitinge katılanların toplam sayısı 40 bin civarındaydı.

Saat 10’dan itibaren sendikalar ve meslek örgütleri Şişli girişinde, siyasi partiler ve dergilerse Perpa önünde kortejlerini oluşturmaya başladılar. Mitinge, Türk-İş, DİSK, KESK, Hak-İş konfederasyonlarının yanı sıra, TMMOB, İstanbul Tabipler Odası, Eczacılar Odası, Diş Hekimleri Odası gibi meslek odaları, Irak’ta Savaşa Hayır Koordinasyonu, çeşitli okullardan öğrenciler ve çeşitli sol siyasi parti ve dergi çevreleri katıldı.

Alanda genel olarak çok ciddi bir hazırlık ve disiplin yoktu, ama coşku vardı. Kürsü 1 Mart Ankara mitingindeki kadar olmasa da alana hakimdi. Kitlesellik ve coşku alandan erken ayrılmaları engelledi. Konfederasyon başkanlarının sıkıcı konuşmaları yerine kürsüden ortak bir metnin okunması, şiirlerin seslendirilmesi, müzik gruplarının yer alması eskiye göre daha iyi oldu. Kürsüdeki konuşmacılar sürekli olarak alandaki tüm insanları ortak sloganlar atmaya ve tek ses olmaya çağırdılar ve bu da kitlelerin yapılan eylemi daha fazla sahiplenmesini sağladı. Kuşkusuz bu işi sendikalardan katılan öncü işçilerin sahiplenerek organize etmeleri çok daha iyi olacaktır.

İşçi sendikaları arasında kortejleri, pankart ve dövizleri ile dikkat çeken sendikalar ise Petrol-İş, Hava-İş, Belediye-İş, Haber-İş, Tez-Koop-İş, Yol-İş, Deri-İş, TÜMTİS, Nakliyat-İş, Çelik-İş, Dev-Sağlık İş, Birleşik Metal-İş ve Limter-İş’ti.

Mitinge katılan bütün kortejler gençlerden oluşan coşkulu kalabalıklara sahipti. Adeta önümüzdeki dönemin belirleyeni olacaklarını şimdiden haber veren genç işçi ve emekçiler ile öğrenciler, kortejlerin yaş ortalamasının da 25-30’a düşmesini sağladılar.

Bu mitingin diğer bir güzel yanı da, katılanların hep birlikte ve coşkulu bir şekilde dağılmasıydı. İnsanlar alanı terk ederken adeta yeni bir miting havası esiyordu. Caddelerde marşlar, sloganlar ve ufak gösterilerle dağılan coşkulu kalabalıklar, sanki bu dört saatin kendilerine yetmediğini gösteriyorlardı.

Fakat aynı gün akşam televizyonlarda, alanda hiçbirimizin fark etmediği olaylar gösterildi. Verilen haberlere göre “savaş karşıtları” bir hastanenin camlarını kırmış, mitingi savaş alanına çevirmişti. Her miting sonrasında temcit pilavı gibi tekrarlanan bu tür teraneler, aslında egemen sınıfların hareketin güçlenmesinden korktukları için kitleleri pasifize etme çabalarının bir ifadesidir. Mitinge katılmayan insanlar televizyonlarda bu haberleri izleyince, bu olayların tüm mitinge damgasını bastığını sanıyorlar. Burjuva basını ve televizyonları mitinge katılanların yaşayıp hissettiği kitlesel coşkudan ziyade kavga-dövüş haberleri dolduruyor. Oysa yaratılmak istenen bu havanın tam tersine, emperyalist savaşa karşı toplumsal muhalefet giderek yükseliyor, işçiler, emekçiler ve gençler daha büyük sayılarla miting alanlarına akmaya başlıyorlar. Her yeni eylemde coşkumuz ve sayımız artıyor. Tüm baskı, engelleme ve yalan haberlere rağmen 1 Aralıkta 20 bin, 1 Martta 100 bin ve 6 Nisanda 40 bini bulan katılımlarla yolumuza devam ediyoruz.

Benim de içinde yer aldığım KESK, son iki gün içinde yakın illerdeki şubeleri de mitinge çağırdığı halde, ne yazık ki kitlesi oldukça az, düzensiz ve hazırlıksız bir görünüm çiziyordu. Alanda bulunan Eğitim-Sen, SES, Yapı-Yol Sen, Tarım-Orkam Sen, BES şubelerinin pankartlarının arkasında da çok fazla insan yoktu. KESK kortejleri içinde hem sayıca hem de dövizleri ve kokartları ile en hazırlıklı olarak gelmiş olan Eğitim-Sen 3 no’lu şubeydi. Ancak Açık Öğretim sınavlarının aynı güne rastlamasından dolayı, hem pek çok öğretmenin görevli olması hem de sınava giren kamu çalışanlarının mitinge katılamayışı KESK’in katılımını önemli ölçüde zayıflattı. Yine de miting öncesi KESK Genel Başkanı Sami Evren’in “gayri resmi” bir açıklamasında söylediğinin aksine, ne mitinge katılımda ciddi bir sorun yaşandı ne de mitingin bütün yükü KESK’in omuzlarına kaldı... Tersine sendikalar cephesinde mitingin yükünü omuzlayanlar İstanbul Sendikalar Birliği’ni oluşturan sendika şubeleriydi.

Henüz yeni kurulmuş olan İstanbul Sendikalar Birliği’nin miting öncesinde gösterdiği yoğun çaba katılımın yüksek olmasında etkili olmuştur. Sonuncusu 1 Nisanda yapılan ortak toplantıya katılan KESK’li, DİSK’li ve Türk-İş’li 30’u aşkın sendika şubesi hem birlikte mücadele hattını örmenin adını koymuşlar, hem de 6 Nisan eylemine kitlesel katılım sağlamayı kararlaştırmışlardı. Sonuçta bu işin başını çeken sendika şubelerinin aldıkları kararın arkasında durmaya çalıştıklarını somut olarak görüyoruz. Umuyoruz önümüzdeki süreç böyle gelişmeye devam eder.

Son olarak şimdiden hatırlatalım, bir sonraki buluşmamız 1 Mayıs Uluslararası Mücadele günüdür. Bugünden örgütlenmeye başlamalıyız işyerimizde, okulumuzda, mahallemizde ve sendikamızda.... 1 Mayıs’ta işçi sınıfı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de savaşa ve burjuvaziye karşı, kendisine yapılan saldırılara karşı “ben varım ve kavgaya hazırım!” diye haykırmak için alanları doldurmalıdır.

Katalım ve katılalım, mücadeleyi örelim. Gücümüzü dosta düşmana gösterelim. Umudu büyütelim, umudu örgütleyelim. İşçi sınıfı tüm dünyada barışı ve toplumsal kurtuluşu sağlayabilecek tek güçtür, yeter ki örgütlenebilsin.

EMPERYALİSTLER İÇİN DÖKECEK KANIMIZ YOK!

EMPERYALİST SAVAŞA HAYIR!

YAŞASIN İŞÇİLERİN ULUSLARARASI MÜCADELE BİRLİĞİ!