Navigation

"Irak'ta işgale son, Filistin'e özgürlük" mitinginin gösterdikleri

Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu'nun, "Irak'ta İşgale Son, Filistin'e Özgürlük" mitingi 27 Eylülde Şişli Abide-i Hürriyet meydanında, yaklaşık beş bin kişinin katılımı ile gerçekleştirildi. Miting için, ikinci Filistin İntifada'sının başladığı 27 Eylül tarihi seçilmişti. Mitinge çeşitli dernekler, siyasi partiler ve dergi çevreleri katıldı. KESK'e bağlı birkaç Eğitim-Sen ve SES şubesi dışında, mitinge Koordinasyon'dan çekilen sendikalar katılmamıştı.

"Filistin'de intifada, Irak'ta direniş kazanacak", "Filistin halkı yalnız değildir", "Katil ABD Irak'tan elini çek" slogan ve pankartlarının olduğu mitingde, konuşmacılardan 90'a varan yaşıyla Mihri Belli ve dinci kesimin popüler ismi Abdurrahman Dilipak dikkat çekti. Konuşmalarda Irak'taki işgalin son bulması ve Filistin halkı ile dayanışmanın altı çizildi. Konuşmacıların ardından çeşitli sanatçıların söyledikleri şarkılarla eylem sona erdi.

Bir bütün olarak bakıldığında hem nicel hem de nitel bakımdan eylemin son derece zayıf kaldığı tartışmaya yer bırakmayacak denli açıktı. Sanki havanın kasveti katılımcılara yansımış gibi kortejler de kasvetli, coşkudan uzak ve yavandılar. Mitinglerde genellikle canlı olan yürüyüş safhasında dahi bu hava kırılmış değildi. Kortejler adeta o yolu ve alanı dolduramamanın ezik havasını yansıtıyorlardı.

Günler öncesinde gündeme mitingin kendisi değil ama Irakta Savaşa Hayır Koordinasyonu'ndan ayrılan ve "Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu" adıyla oluşturan yeni bir organizasyonun Ankara'da yine aynı konulu ayrı bir miting düzenlemesi damgasını vurmuştu. Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu'nda gerçekleşen bu kopuş, dünya çapında savaş karşıtı cephede gerçekleşen bölünmenin Türkiye'deki yansımasıydı. Irak savaşının bitmesinin ardından bir kesim, savaş bittiği için yeni bir organizasyonun gerektiği fikrinden yola çıkarak "Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu" adlı yeni bir koalisyon oluşturmuştu. Türkiye'de, daha düne kadar aynı çatı altında olan ama bugün iki ayrı yerde aynı amaçlı miting düzenleyen iki organizasyonun birbirlerini suçlayan açıklamaları, mitingin içeriğini ve önemini geri iterek, bu günün iki kesimin "gövde gösterisi" olarak yansımasını sağladı. Bu durum, ertesi gün grupların kendi medya organlarında çıkan haberlerde de görülebiliyordu. Kendi gruplarının katıldığı eylemi daha coşkulu yansıtma çabasında iken diğer eylemi daha kuru aksettiriyordu haberler. Fakat her iki eylem de bir "gövde gösterisi" olmaktan çok, büyük bir zayıflığın göstergesiydi.

Aslında bu zayıflık sadece Türkiye için geçerli değildir. Savaş başlamadan önce, sendikaların da o ya da bu ölçüde dahil olmak zorunda kaldıkları büyük bir kitlesellik yakalanmıştı ve bu eylemlere de yansımıştı. İngiltere, İspanya, İtalya, Fransa gibi pek çok ülkede milyonlarca kişinin katıldığı protesto gösterileri düzenleniyordu. Fakat yaratılan pasifist ruh hali, Bağdat'ın düşmesiyle birlikte yerini yılgınlığa bıraktı. Daha çok küçük-burjuva bir anlayış ve kitlenin hakim olduğu bu eylemlerde, işçi sınıfı, tabanın ve o anki atmosferin basıncıyla alanlara gelen reformist sendika önderlikleri ne kadar isterse o kadar vardı. Ne var ki hava tersine döndüğünde sendikalar eylemlerden tümüyle çekildiler ve böylece örgütlü işçi katılımı asgari düzeye indi. Ardından da eylemlere katılım giderek yok denecek noktaya düştü.

Son eylem, dünya çapında yapılacak bir eylemdi. Ama savaş öncesinde katılımın milyonlara vardığı Londra'da bile, eyleme en iyimser tahminlere göre 100 bin kişi katıldı. Fransa, Yunanistan, Almanya, İspanya gibi ülkelerde ise sayıları birkaç bini (on bin bile değil) aşmayan bir kitle söz konusuydu. İşçi kitlelerinin ve onların yığın örgütlerinin örgütlü ve militan bir şekilde bu mücadelenin içinde yer almasının önemini kavramayan ve bunun için çaba harcamayanların, bu yaşananlardan alması gereken pek çok ders bulunuyor. Yüzünü gözünü boyayıp, palyaçoluk yaparak dikkat çekmeye çalışan, ama medya dışında kimsenin dikkatini çekemeyen, savaş gibi bir olayın ciddiyetini kendileri dahi hissetmeyen ve bu nedenle de eylemleri bir panayır havasına sokanlarla ciddi bir sonuç alınabileceğini ummanın aymazlık olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. Bir kez daha görülmüştür ki, emperyalist savaşa karşı mücadele, sınıf savaşının bir parçası haline getirilmedikçe ve işçi sınıfı bu mücadeleye çekilmedikçe yenilgi kaçınılmazdır.