Navigation

KARPA’da “İş Kazası” ve Açığa Çıkardıkları

Gebze’de yaklaşık dört ay önce üretime başlamış sunta kaplama fabrikası olan Karpa’da 25 Mayıs günü mesai saatinin bitmesine beş kala, çalışır halde bulunan merdane makinesini temizleyen bir işçi kaza geçirdi. Fabrikada çalışan işçi arkadaşların anlattığına göre, kaza geçiren işçi, yaklaşık beş dakika boyunca merdane makinesinin içinde parmaklarından omzuna kadar sıkışmış durumda kaldı. Diğer çalışanlar makineyi ters yönde çalıştırarak sıkışmış durumda olan kolu merdanenin arasından kurtarıyorlar. Kaza geçiren işçinin makineden kurtarılmasından sonra, işçiler tepkilerini yükseltiyorlar. Patronun “ne yapalım kaza olmuşsa, ben ne yapabilirim ki” şeklindeki ilk tepkisi işçilerin daha da öfkelenmesine yol açıyor.

Ancak yirmi dakikalık bir karşılıklı bağırış-çağırıştan sonra patronun kaza geçiren işçiyi hastahaneye götürmeyi kabul etmek zorunda kalması, onun tedirginliğinden kaynaklanıyor. Nitekim, yaklaşık 35 işçinin çalıştığı fabrikada çalışanların tümü sigortasız durumda. Ve iş kazasının açığa çıkması durumunda ne tür bir cezayla karşılaşabileceği hususunda bir fikri olsa gerek.

Kapitalizm varlığını sürdürdükçe onun organik parçası olan işsizlik ve iş kazaları devam edecektir. Bu noktada sorun, bizlerin buna karşı nasıl tepkiler vereceğimizde yatıyor. Karpa’da çalışanlar kendilerinin de aynı risklerle karşı karşıya olduklarının farkındaydılar. Ancak bu durumu ifade ederken kullandıkları “ya patron bizim sigortamızı yaptırır ya da işten ayrılırız” düşüncesi, gerçekte bir bilinçsizliği yansıtır. İşçilerin aklına ilk gelen önlemin işten ayrılmak olması aslında bu tip küçük işyerlerinde çalışanların genel ruh halini göstermesi bakımından anlamlı bir örnektir. Nitekim, sigortalarının yapılması ve kazaları önlemek için gerekli tedbirlerin alınması talebiyle işi durdurmak ve bu talepler yerine getirilinceye kadar fiili bir “grev” girişiminde bulunmak yerine bu işyerinden ayrılıp bir başka iş bulmak düşüncesi tümüyle yanlıştır. çünkü sorun tek tek işçilerin değil, bir bütün olarak sınıfımızın sorunudur. Bu tehlikeli işyerinden ayrılıp, aslında aynı koşullarda bir başka işyerine girmek ne bu tepkiyi gösteren işçiler açısından bir güvence anlamına gelecektir, ne de onların yerine eski işyerlerine alınan yeni işçiler açısından bir kazanım sağlayacaktır. Mesele, işyerini değiştirmek değil, çalışma koşullarını düzeltme mücadelesidir. Ne var ki, diğer işyerlerinden, büyük fabrikalardan yalıtık kalıp kendi içlerinde de atomize olmuş bireyler olarak kaldıkları sürece, küçük işyerlerinde çalışan işçilerin bu bilince varıp o temelde bir mücadele vermesi pek kolay gözükmüyor.

Buna rağmen böylesi durumlarda, bilinçli işçilerin öne çıkartması gereken talepler de yok değildir. üzerinde durulması gereken en acil ve en yakıcı sorun, kaza geçiren işçinin tüm tedavi masraflarının eksiksiz biçimde patron tarafından ödenmesi, tedavi süresi boyunca çalışamaz durumda olsa bile ücretinin tam olarak ödenmesi ve işe geri dönebilecek duruma geldiğinde aynı işyerinde tekrar çalışması garantisinin verilmesidir. Bu her işçi tarafından rahatlıkla anlaşılıp savunulabilecek acil talepler temelinde verilecek bir mücadelenin başarıyla sonuçlanması, sigorta ve sendikalaşma hakkının kullanılabilmesi gibi daha ileri adımların atılması açısından da bir temel oluşturacaktır.