Navigation

İşçi Hareketinden: Mayıs-Haziran 2004


Dünya işçi sınıfı yaşadığımız topraklarla karşılaştırıldığında epey yoğun birkaç ayı daha geride bıraktı. Sermayenin uluslararası planda işçi sınıfına ve onun örgütlülüklerine olan saldırılarının devam ettiği bir konumda, işçi sınıfı da boş durmadı. Uzunca bir dönemdir kaynamakta olan Latin Amerika’nın yanı sıra sorunsuz denilen Avrupa ülkeleri ve kapitalizmin iğrenç yüzünün en acımasızca hissedildiği Asya ve Afrika ülkeleri işçi sınıfı da militanlığı ve mücadele azmiyle dünyayı değiştirebilecek yegâne güç olduğunu bir kez daha gösterdi.

İngiltere, İskoçya, İrlanda

18 Mayısta Salford’daki itfaiye işçileri kullanılacak yeni teçhizatlar için ek ücret talebiyle gayri resmi greve çıktılar. Kararlaştırılan ücreti almamalarından ötürü yeni “anti-terör” teçhizatlarını kullanmayı reddeden işçiler, böylelikle bir önceki hafta yine aynı uzlaşmazlıktan ötürü greve çıkan Gallerli işçilerin yolunu tutmuş oldular. İşin daha önemli yanı, mücadele bu kadarıyla sınırlı kalmadı ve yalnızca 36 çalışanla başlayan iş bırakma eylemi, kısa sürede İngiltere’nin diğer köşelerine ve İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın bazı bölgelerine de yayıldı. Sonuç olarak İngiltere’de tam 11 farklı kent eyleme katıldı. Birçok işçi grev esnasında sadece acil çağrılara cevap verdi.

Bunun yanı sıra, hapishanede aşçılık, elektrikçilik, tesisatçılık gibi teknik işleri yapan işçiler kendilerine önerilen %1’lik zamma karşı 28 Mayısta bir günlük uyarı grevine çıktılar. 1500 işçinin katıldığı bu grevin önemli tarafı, kapitalizmin mevcut işçi haklarına yaptığı saldırının 25 yıldır greve çıkmayan bu işçileri de greve çıkartmasıydı.

Öte yandan demiryolu sendikası işçileri on yıl aradan sonra ilk kez ülke çapında greve gidilebileceğini açık açık dile getirdiler. Ücret, emekli maaşları ve ödenekler hususunda anlaşmaya varılamaması durumunda greve çıkılacağını beyan eden işçiler, halihazırda birkaç uyarı grevine gittiler. Ayrıca kütüphane işçileri de yazı boş geçirmemeye kararlı görünüyorlar. Kütüphane çalışanları, kütüphane hizmetlerinin yeniden düzenlenmesi adı altında yürütülen saldırılar karşısında Haziran ve Temmuz ayına yayılacak üç aşamalı bir eylem kararı aldılar.

İskoçya’daysa, Edinburgh’daki 400 kreş çalışanının bir yılı aşkın süredir devam ettirdikleri mücadele, Mayıs ayının son gününde, işçilerin belirli kısıtlamalar hariç ücret konusunda isteklerini kabul ettirmeleriyle noktalandı. Grev sonucu işçilerin elde ettiği kazanımlar, son yirmi yılda ulaşılan en büyük başarılardan biri olarak görülüyor.

İrlanda Cumhuriyeti’nin başkenti Dublin’de bulunan ve Avrupa’nın en büyük çinko madeni konumundaki Tara Madeninde çalışan işçiler uzun süren görüşmelerden sonra 1 Haziranda greve gitme kararı aldılar. 220’den fazla işçiyi ilgilendiren görüşmelerde işçiler hastalık yardımı, emeklilik haklarının iyileştirilmesi ve yıllık iznin artırılması gibi talepleri dile getirirken, başka telden çalan maden sahipleriyse geçen seneki 2,5 milyon tonluk üretimi artırmak gerektiği “uyarısında” bulundular.

Fransa

Fransa’da 12 Mayısta demiryolu işçileri 36 saatlik greve çıktılar. Üç gün süren grevin nedeni, ulusal demiryolu işletmelerindeki nakliye sektörünün yeniden örgütlenmesi planlarıydı. Söz konusu üç yıllık planın en az 2500 işçiyi işinden edeceği söyleniyor.

25 Mayıstaysa eğitim çalışanları ülke çapında bir günlük greve gitti. Eylem, eğitim bütçesindeki kısıtlamaları, ademi merkeziyetçiliği ve işten çıkarmaları protesto eden eğitim emekçilerinin bu seneki ikinci büyük eylemiydi. Bu yıl daha şimdiden 6000 öğretmen kapının önüne konmuş durumda ve önümüzdeki yıl buna 4000 öğetmenin daha eklenmesi bekleniyor.

Jules Verne Kolejinde çalışan işçilerin 26 Martta başladığı grev Mayıs ayında da devam etti. Öğretmenlerin de desteğini arkasına alan işçiler, %50’ye varan tensikatlara karşı grev karar almıştı. Ayrıca enerji santralinde çalışan işçiler grev ve protestolarına Mayıs ayında da devam ettiler. 19 Mayısta kamuya ait ana enerji işletmelerinin anonim şirketlere çevrilmesiyle ilgili bir yasa tartışılırken, konfederasyonlar iki saatlik grev ve çalışmayı aksatma türünden eylemlerde bulunma kararı aldı. Nitekim 27 Mayısta enerji santralinde çalışan işçiler ülke çapında bir günlük greve çıktılar. Hükümetin iki önemli elektrik şirketi olan Electricité de France ve Gaz de France’ı özelleştirme çabalarına karşı halihazırda sürdürülen protestolar grevle noktalandı. Sektördeki işçilerin dörtte üçünün katıldığı grevi, işçiler ülkenin her yerinden gelerek Paris’te yaptıkları bir eylemle taçlandırdılar. Grev nedeniyle elektrik kesintileri yaşandı ve yalnızca Paris’te 80.000 işçinin katıldığı protestolar yapıldı. Demiryolu işçileri ve havaalanları işçileri de onlara destek verdiler. Eylemin sonucunda Maliye bakanı Nicholas Sarkzy, özelleştirme gelirlerinden elde edilen 500 milyon euronun, bütçesini toparlaması için EDF’ye geri verileceğine dair söz verdi. Ayrıca burada çalışan kamu işçilerinin iş güvenliği dahil hiçbir haklarına dokunulmayacağı sözünü verdi. Tabi bunların yanı sıra, bu hakları vermek için fiyatları biraz arttırmamız gerekecek demeyi unutmadı. Yani halka, enerji fiyatlarındaki artışa bu işçilere verilen haklar yol açıyor dedi. Haziran ayında da geniş katılımlı bir greve gidildi.

Enerji şirketlerinin devlet kuruluşu statüsünden çıkartılması, AB’nin, Avrupa enerji pazarının liberalleşmesi için aldığı bir tedbir. 2007 yılında Avrupa’da ulusal enerji kaynakları rekabete açılacak. Yaptıkları eylemlerle şu anda haklarını korumayı başaran enerji işçilerine, kapitalistler, 2007 yılında rekabet nedeniyle yeni saldırıların geleceğinin mesajını şimdiden verdiler. 1968’lerde dünya işçi sınıfı mücadelesinin en ön saflarında yer alan Fransız işçiler, enerji sektöründe 75 bin işçinin greve çıkması ve diğer işyerlerinden gelen desteklerle, bu saldırıları suskun karşılamayacaklarını şimdiden gösterdiler. Kazanılmış haklara yönelik saldırılar, işyerleri ister devlet sektöründe olsun ister özel sektörde olsun her gün hızlanarak artıyor. Bu yüzden işçi sınıfı mücadelesini sadece günü kurtaracak eylemlerle sınırlamamalıdır.

Norveç

Kimilerince “sosyalist” statüsüne sokulan, sosyal devlet anlayışının en üst tepeye çıktığı ülkeler diye bahsedilen kuzey ülkelerinde işlerin hiç de öyle olmadığı otel ve restoran işçilerinin grevi ile kendini bir kez daha belli etti. Mayısın 12’sinde iki işyerinde başlayan iş bırakma eylemi, 15 Mayısta önemli şehirlerden Oslo, Bergen ve Torndaim’daki 1600 işçiye ve 40 işyerine yayıldı. İşverenlerin ülke çapında yapılan toplusözleşmelerde pazarlığa yanaşmaması üzerine, işçiler patronlara kim olduklarını hatırlattılar. Sendikalı işçilerin %80’i patronların önerdiği %3,5’lik artışı kabul etmeyerek eylemi ülke çapına yaydılar. Sekiz yıl içerisinde dört kez greve çıkan bu sektörde patronların amacı sendikal örgütlülüğü zayıflatmak olduğundan pazarlık çetin geçti. 14 Mayısta işçilerin taleplerinin karşılanması ile grev sona erdi.

Norveç Grafik Federasyonun 560 üyesi, 10 Mayısta kabul edemeyecekleri kadar düşük ücret teklifi nedeniyle greve çıktı. Norveç’in birçok popüler dergisi yayınlanamadı. 84 medya şirketindeki 3000 muhabir, emekliliğe dair kimi kazanımlarının işçilere danışılmadan kırpılması üzerine ve ücret ile geçici çalışma konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden 9 Mayısta greve çıkmış, birçok büyük gazete basılmamıştı. 11 gün süren grev, işçilerin ücretler ve geçici çalışma konusundaki taleplerini patronlara kabul ettirdi. Emeklilik konusunda ise patronlar işçilere iki tarafın anlaşması olmadan emeklilik haklarına 2006 yılının Haziran ayına kadar dokunmayacaklarına dair söz verdiler. Norveç’te gazeteler normal baskılarına döndüler.

Nisan ayının sonunda taşıma sektöründe başlayan ve 1800 işçinin katıldığı grev 5 hafta devam ettikten sonra 25 Mayısta sona erdi. Grev, sendika üyesi işçilere fazladan %1,4 ücret artışı ve kazandıkları hakların güvence altına alınması talebiyle başlamıştı. Bu grev sırasında gıda marketlerindeki mallar boşalmıştı. Bu durum Norveç’te genel bir sıkıntıya yol açmıştı. Sadece sendikalı işçileri kapsayan özel artış patronlara kabul ettirilemedi ama bu grev sayesinde genel olarak işçiler %3,5’lik bir artış elde ettiler. Ayrıca işverenler sendikal faaliyetlerin teşviki için kullanılacak bir fon oluşturmayı da kabul ettiler.

Norveç işçi sınıfının Mayıs ayına sığdırdıkları faaliyetler bununla da kalmadı. 2560 bira fabrikası işçisi 19 Mayısta greve çıktı. Bu fabrikalar arasında ülkemizde de bira pazarında bulunan Danimarka kökenli Carlsberg firmasının büyük bira fabrikaları da var. Sektörel bazdaki grev, ülkede %96-97 gibi muazzam bir katılım sonucu işverenlere kendini hızla hissettirdi. Grev, biranın yanı sıra soda ve maden suyu üretimini de vurdu. Norveç bunları ithal edemedi, çünkü taşımacılık sektöründeki kamyon çalışanları da grevdeydi.

Greve çıkan işçilerin talebi ise göçmen işçilerle bağlantılıydı. Norveç’teki bira fabrikaları, Doğu Avrupa’dan gelen göçmen işçileri geçici akitlerle daha ucuza çalıştırıyorlar. Norveç AB üyesi bir ülke değil, ama yaptığı anlaşmalar sonucunda AB üyesi ülkelerin işçileri bu ülkede çalışabiliyor. Özellikle de AB üyeliğine yeni alınan Doğu Avrupa ülkelerinden gelen işçiler buraya akın ediyor. Norveçli işçilerin talebi ise göçmen işçilerin iş akitlerinde ve özellikle akitlerin sürelerinde kendilerinin de söz haklarının olması, yani Norveçli işçiler patronlara kafanıza göre adam alıp çalıştıramazsınız diyorlar.

Grev sonucunu üç gün içinde verdi ve patronlar geçici işçilere dair çalışma şartlarında, işçilerin şartlarını kabul ettiler ve geçici işçilere verilen asgari saat ücretini arttırdılar. Norveçli işçiler, ucuz göçmen işçilerin kendi işlerini tehdit etmesine karşılık böyle bir önlem aldılar. Patronlar ise bu meselelere çalışanların burnunu sokturmayız diye köpürmüşlerdi. Bu davranış işyerlerinde patronların kafasına göre iş yapamayacaklarını hatırlatması açısından ileri bir adımken, bu adımın kaçak işçilerin ücretlerini ve haklarını yükseltmek ve korumak amacı ile değil de onların yanında sadece kendilerini korumak amacı ile yapılması bir olumsuzluk. Unutulmamalı ki işçilerin ekonomik, politik ya da ideolojik çıkarlarının milliyetçi, etnik ya da ırksal temelde bölünerek bir kesim adına korunmaya çalışılması her zaman işçi sınıfının aleyhine olmuştur. İşçilerin mücadele etmesi gereken kendi sınıf kardeşleri olan göçmen işçiler değil, göçmen işçiyi diğerlerine karşı kullanan sınıfsal düşmanları kapitalistlerdir. Bu yüzden ister Norveç’te olsun, ister Zambiya’da olsun, ister Türkiye’de olsun, sınıf bilinçli işçiler işçi sınıfının sadece bir kesiminin çıkarlarını değil tüm kesimlerinin çıkarlarını gözeterek hareket etmelidir.

İsrail

İsrail’de ilköğretim öğretmenleri 20 Mayısta bir günlük greve gittiler. Hükümetin 200 öğretmeni kapı önüne koyacak yeni planları hayata geçirmeye hazırlandığını belirten öğretmenler, eylemlerinin devam edeceğini duyurdular. Kudüs’teyse belediye işçileri iki aydır maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle genel greve gitme tehdidinde bulundular. Şubatta greve gitmiş olan belediye işçileri, grev dönemine ilişkin maaşları hâlâ ödenmeyince sokağa çıktılar. Almaları gereken ücretlerin üstüne yatılması üzerine harekete geçen işçiler kavşaklarda yol keserek trafiği aksattılar.

Avustralya ve Yeni Zelanda

Avustralya’da posta işçileri 13 Mayısta üç ayrı eyalette 24 saatliğine iş bıraktılar. 30 bin işçiyi ilgilendiren uyuşmazlıkta işçiler iki yıla yayılan %8’lik artış ve ikramiye vs. önerilerini reddetmiş durumdalar. Ayrıca, 500 inşaat ve lağım temizleme işçisi 18 Mayısta çalıştıkları bölgede hiç doktor olmamasını protesto etmek amacıyla gösteri düzenlediler. Yakındaki bir helikopter üssüne yürüyen işçiler hükümetin duyarsızlığına işaret ettiler.

Fakat asıl eylem haberi, şu anda dünya çapında en hareketli sektörlerden birisi olarak göze çarpan sağlık sektöründen geldi. Burjuvazinin işçi sınıfının kazanılmış haklarına yaptığı saldırıların özellikle sağlık, eğitim ve emekli ödeneklerinde yoğunlaşmış olması, gerek faal gerekse de emekli işçileri mücadeleye itmiş durumda. İşte Batı Avustralya’daki eylemde de, 100’ü aşkın hemşire işçi, iş yüklerinin azaltılması talebiyle 18 Mayısta parlamento binası içinde protestoda bulundu. Hemşire başına düşen hasta oranının bazen %20’lere varan artış göstermesinden şikayetçi olan hemşireler, hastalara da gerekli ilginin haliyle gösterilemediğini belirttiler. Yeni Zelanda’da da ülke çapında 20 binden fazla hemşire ve ebe, ücret ve çalışma koşullarıyla ilgili anlaşmazlıklar yüzünden masaya oturmama kararı aldı. 20 bin çalışanın neredeyse oybirliğiyle aldığı karara karşın, sendika iş yavaşlatma kararı almadı. Ancak hemşireler hükümete baskı uygulanması konusunda kararlılar.

Yine Batı Avustralya’da posta işçileri de 21 Mayısta sözleşmeli veya geçici işçi çalıştırılmasını protesto etmek amacıyla greve çıktılar.

27 Mayısta ise Yeni Güney Galler’de 60 bin öğretmen bir günlük iş bırakma eylemi yaptı. Yapılan mitingden sonra binlerce öğretmen Sidney’deki Parlamento Binasına yürüdü. Hükümetin öğretmenlerin maaş artışı isteğine verdiği yanıt, yapılacak zammın eğitim bütçesini etkileyeceği şeklinde. Öğretmenlerse daha şimdiden 1000 işçinin işine son verilmiş olmasından şikayetçi. Devlet okulundaki meslektaşlarına destek veren Katolik öğretmenler de ertesi gün greve çıktılar.

Latin Amerika

Bolivya’da işçiler yine ayakta! Bolivya’nın Colquiri şehrinde kalay madeninde çalışan binden fazla işçi 10 Mayısta maden ocağını işgal etti ve yönetimi defedip idareyi ele aldı. Devlet mülkiyetinde olan maden, eski başkan Sanchez de Locada’nın sahibi olduğu COMSUR Şirketi tarafından işletiliyordu. İşçiler, geçtiğimiz yıl yarım kalan devrimde ülkeden defettikleri Locada’nın şirketiyle yapılan kontratın hükümet tarafından yırtılıp atılmasını talep ediyorlar. Üstelik bu, COMSUR’un başına gelen ikinci işgal; ilki bu işgalden bir hafta önce gerçekleştirilen Caracoles madeninin işgaliydi.

Arjantinli işçiler haftalık çalışma saatlerinin kısaltılması talebiyle mücadeleye giriştiler. Buenos Aires metro işçileri sendikasının delegeleri, Arjantin emek federasyonlarına, ücret kaybı olmaksızın haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesi için mücadeleye katılmaları çağrısında bulundu. Kampanyanın amacının çift haneli sayılara ulaşan işsizlikle savaşmak olduğu belirtiliyor. Delegelerden biri yaptığı açıklamada, mücadelelerinin metro işçilerinin Nisan ayında yaptıkları grev sonucunda elde ettikleri büyük kazanımdan (6-saatlik iş günü) feyzaldığını söyledi. Yine Arjantin’de, 22 Mayısta 300’den fazla işsiz işçi boş propan tankları taşıyarak Buenos Aires sokaklarında yürüdü. Gösteri ülkenin en büyük petrol şirketi Repsol-YPF’nin önünde son buldu. İşçiler söz konusu şirketin propan gazının fiyatını işsiz aileler için aşağıya çekmesini istiyorlar.

Brezilya’daysa Volkswagen fabrikasında çalışan 25 bin işçi 10 Mayısta çalışma saatleri ve ücret sorunu nedeniyle greve gitti. Çalışma saatlerinin haftada 42 saatten 40’a düşürülmesini isteyen işçiler, ayrıca ikramiye talebinde de bulundular.

Meksika’da sosyal güvenlik kurumunda çalışan işçilerle hükümet yetkililerinin boğaz boğaza gelmesine ramak kaldı. Emekli maaşlarının korunmasını talep eden işçilere hükümetin verdiği cevap, özel sektörde çalışan işçilerden daha yüksek emekli maaşı alamayacakları şeklindeydi. Özel sektör çalışanlarının emekli ücretleri 1986’daki özelleştirmelerden bu yana sürekli olarak kayba uğramış bulunuyor. Fox hükümetinin özelleştirme listesinin en başında, kamu sağlığı alanından sorumlu olan Sosyal Güvenlik Kurumu yer alıyor. Hükümet emekli maaşlarını düşürmenin ve primleri arttırmanın yanı sıra emeklilik yaşının yükseltilmesini de dayatıyor.

Kolombiya’da 22 Nisanda başlayan petrol işçilerinin grevi Mayıs ayında da sürdü. İki rafineride devam eden greve 4000 işçi katıldı. Grevin ilk üç haftasında 288 işçinin işten atılmasına karşın grevden vazgeçmeyen işçiler, on yedi aydır müzakereleri sürdürüyorlar. Amaç yine aynı: özelleştirmeleri durdurmak. Ayrıca üretimin “iyileştirilmesi” planları da işçilerin tepkisini çeken unsurlar arasında. Şirket rafinelerinden ikisi askeri denetim altında tutuluyor. Kolombiya başkanı Alvaro Uribe ise grevi yasadışı ilan etti.

Şili’de de sağlık işçileri ayaktaydı. 21 bin kamu sağlık işçisini temsil eden CONFUSAM, kamu sağlık sistemini özelleştirecek yasa taslağını protesto etmek amacıyla 20 Mayısta 48 saatlik grev başlattı. Sendika %80 oranında katılım gerçekleştiğini belirtti.

Latin Amerika’daki en büyük çelik fabrikası olan Sidor’da 20 gündür devam eden grevi sonlandırmak için Venezuela hükümeti devreye girdi. Chavez hükümeti işçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve ikramiyeler için 6,2 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Bu para işçilere doğrudan verilecek. Hükümet, aynı zamanda, sahip olduğu Sidor hisselerini (%40) doğrudan oradaki sendikaların kontrolüne devretmeyi önerdi. Bunun yanı sıra, Misiones diye adlandırılan toplumsal programlarla sermayenin tepkisini iyice üzerine çeken Chavez hükümetine işçi ve emekçilerin desteği sürüyor. 2002 Nisan ayında darbe girişimine maruz kalan Hugo Chavez’i işçi ve emekçilerin ayağa kalkışı kurtarmıştı. Muhalefetin yeterli sayıda imzayı toplamasının ardından 15 Ağustosta yapılacağı kesinleşen referandumda, Chavez’in başkanlığa devem edip etmeyeceği oylanacak.

Nijerya, Zimbabwe, Kenya

Nijerya’daysa Haziran ayına benzin fiyatlarındaki artış damgasını vurdu. Nijerya İşçi Sendikaları Birliği (NLC) 9 Haziranda, petrol fiyatlarının Mayıs öncesi fiyatlara çekilmesi talebiyle ülke çapında grev tehdidinde bulundu ve hükümete 7 gün süreli bir ültimatom verdi. NLC aynı zamanda, başkan Obasanjo’nın koltukta kalacağı 2007 yılına kadar bu fiyatların sabitlenmesi taahhüdünde bulunmasını da istedi. Yakıt fiyatları temel yiyecek ürünleri, ulaşım ve diğer hizmetleri de fevkalâde etkilemiş durumda. 3 günlük iş bırakma eyleminden sonra benzin fiyatlarının aşağıya çekilmesi kabul edilince sendika liderleri hedeflerine “ulaştıklarını” ve grevin sona erdiğini açıkladılar. Ancak, sendika yöneticilerinin grevi “evde oturmak” formülüne başvurarak uygulamak istemesi ve en az 21 günlük zarar verme planlarına karşın grevi bitirmesi tabanda tepkilere neden oldu. NLC yalnızca son dört yılda, tam yedi kez kitlesel grev çağrısında bulundu. Geçen sene artan benzin fiyatlarını protesto için yapılan 10 günlük grevde polis 12 kişiyi öldürmüştü.

Nijerya’nın iki büyük petrol sendikasının katıldığı grev, bankaların, okulların ve perakende satış merkezlerinin kapanmasına yol açarken, otobüs seferlerini ve taksi taşımacılığını da durdurdu. Afrika’nın en nüfuslu ülkesi olan Nijerya dünyanın en büyük yedinci petrol ihracatçısı konumunda ve ABD’nin petrol ithalinin beşte birini karşılıyor. Ancak asgari ücret ayda sadece 30 dolar. Polisin grev sırasında beş öğrenciyi ve başka bir yerde de iki göstericiyi öldürdüğü haberleriyse “yalanlandı”.

Hemşireler Zimbabwe’de de boş durmadı! Ocak ayında aldıkları %100’lük ücret artışından sonra bir kez daha kolları sıvayan hastane ve poliklinik işçileri şehir konseyinden bir %100’lük artış talebinde daha bulundu. İşçi sınıfının bir kez mücadeleye atıldığında döngeri edilemeyeceğine iyi bir örnek teşkil eden işçiler, enflasyonun %600’lerde uçtuğundan ve ocak ayı artışının okyanusta bir damla olduğundan şikayet ettiler. Hemşirelerin çoğu yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ayrıca, Zimbabwe telekom işçileri de grevdeydi. 5000 işçinin 17 Mayısta başlattıkları süresiz grev 30 Haziranda sona erdi. Grev, en düşük ücretin resmi açlık sınırına getirilmesi için alınan hakem kararını şirketin tanımaması üzerine patlak verdi. Altı sendika üyesi greve katılmalarından ötürü ilk birkaç gün içerisinde tutuklandı.

Kenya’da elektrik santralinde çalışan grevdeki işçiler tehditlere rağmen grevi terk etmediler. Mevcut toplu sözleşme anlaşmasının gözden geçirilmesi, ücret değişikliği, 1992’den beri ödenmeyen kaza sigortası sorunun çözümü gibi problemler ön plana çıkıyor. KenGen şirketi Kenya elektriğinin yüzde 70’inden fazlasını sağlıyor. KPLC şirketinde çalışan işçiler de, sınıf kardeşlerinin mağduriyeti durumunda kendilerinin de greve çıkacaklarını belirttiler. Diğer yandan, yerel hükümet işçileri de işe dönmedikleri takdirde kovulacakları tehdidine pabuç bırakmadılar. Henüz mart ayı maaşlarını bile almamış olan işçilerin ödenmemiş ücretlerinin toplamı 3,5 milyon doları buluyor.

Lübnan

28 Mayısta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta hükümetin ekonomi politikalarını protesto için toplanan göstericilerle askerler arasında son on yıl içerisindeki en şiddetli çarpışma gerçekleşti. Lübnanlı askerlerin açtığı ateş sonucu 6 kişi ölürken, en az altmış kişi de yaralandı. Ordunun yaptığı açıklamada, taşlarla karşılık veren göstericilerin yirmi askerin yaralanmasına yol açtığı belirtildi. Gösteriler, sendika konfederasyonunun ekonomik politikaları protesto ve benzin fiyatlarında indirim talebiyle yaptığı grev çağrısını takiben patlak verdi. Çoğunluğunu minibüs ve taksi şoförlerinin oluşturduğu göstericilerin sayısı 40 ile başlayıp, 2000’i buldu. Cinayet haberlerinin duyulmasından sonra, kitle, Çalışma Bakanlığını basıp ateşe verdi. Ayrıca iki askeri araç da yakıldı. Ülkenin 1975-90 arasında süren iç savaştan sonra ekonomisinin gittikçe kötüye gittiği ve 32 milyar dolarlık bir borç batağına saplanmış olması gösterilerin militan boyutunun arkasında yatan bir gerçeklik. Yapılan grev çağrısına Lübnanlı Sanayiciler Birliğinin de destek vereceğini açıklaması, hükümetin ne kadar zor bir durumda olduğunu gösteriyor aslında. Güneydeki varoş mahallerinde iki gün boyunca barikatların kurulduğu greve 500 binin üzerinde işçi ve emekçi katıldı. Lübnan’ın nüfusu göz önünde bulundurulduğunda bu muazzam bir sayı. Katılanlar arasında, başta özel okul öğretmenleri olmak üzere banka çalışanları, sarraflar, tarım işçileri, çiftçiler, inşaat işçileri de bulunuyordu.

Hindistan, Pakistan, Kore, Sri Lanka

Hindistan Markapur’da 100 farklı fabrikadaki 5000’i aşkın kiremit işçisi greve çıktı. %20’lik ücret artışı talebiyle greve giden işçilere patronların önerisi sadece %6 oldu. Goa eyaletindeyse, Panaji Kamu İşleri Departmanındaki 1000’e yakın sözleşmeli işçi, 19 Mayısta bakanlık binası önünde toplanıp protestoda bulundu. Yeni düzenlemeler bu sözleşmeli işçilerin daimi işçiler haline gelmesini engelliyor.

Pakistan’da telekom işçileri özelleştirmelere karşı greve gitti. 12 Mayısta şehir merkezine yürüyen emekli işçiler özelleştirme kurbanı olduklarını ve kendilerine ödeme yapılacağının garanti edilmesini istediler. Zira yeni şirket eski işçilerin emekli maaşlarını ödemeyeceğini açıklamıştı. Böylece dünyanın birçok bölgesinde son birkaç yıldır aktif olarak mücadeleye katılmış emekli işçiler safına Pakistan işçi sınıfı da katıldı.

Kore’deyse 120’den fazla hastaneden yaklaşık 2000 işçi, çalışma koşulları ve ücret artışı uyuşmazlığından ötürü iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Yönetimle masaya defalarca oturdukları halde bir sonuç alamayan işçiler, çalışma saatlerinin düşürülmesini istiyorlar. Aynı hafta içinde taksi ve metal işçileri sendikası da sağlık işçilerine destek vermek amacıyla greve gideceklerini açıkladı. Ayrıca, Sri Lanka’da da 250 sağlık kuruluşunda ve hastanede çalışan 20 bine yakın işçi 19 Mayısta iki günlük greve çıktı. İşçiler, yerel hükümetlerin Şubatta geçen yasaya uygun olarak maaş artışlarını ödememesini veya geciktirmesini protesto ettiler.

ABD

Iowa eyaletinin Des Moines şehrinde 9000 inşaat ve 400 demir işçisi kontratlarının yenilenmemesi üzerine 1 Mayıstan itibaren greve gittiler. Kontratları 30 Nisanda biten işçiler bir gün sonrasında işi bırakarak 62 Milyon dolarlık Iowa Bilim Merkezi ve 8 Milyon dolarlık Pappajohn Yüksek Eğitim Merkezinin ve bunlar gibi birçok inşaatın yapımını etkilediler. Yaklaşık 300 bin işçiyi temsil eden toplam 8 farklı sendikada örgütlü işçiler işverenle farklı farklı anlaşmalara girdiler. Birbirleri ile dayanışma olmadığı için inşaat işindeki diğer 6 sendika müteahhitlerle anlaştı. En son demir işçilerinin bitirdiği grevde, işverene yaklaşık 10 günlük bir gecikme yaşatıldı.

19 Nisanda, Colombia Üniversitesindeki master öğrencileri sendikalaşma haklarının tanınması için greve çıktılar. Yaklaşık 1900 master öğrencisinin bulunduğu üniversitede öğrencilerin %80’i grev için oy kullandılar. 6 Mayısta 300 grevci işçi üniversitenin kampüsünde bir de eylem yaptılar. Türkiye’de de yaygınlaşan ve asistan-öğrenci diye adlandırılan bu çalıştırma yönteminde, üniversite yönetimleri işlerinin bir kısmını bu öğrencilere ya parasız ya da çok cüzi bir paraya yaptırıyorlar. Master öğrencileri üniversitelerde derslere giriyor, laboratuarlarda çalışıyor, profesörlere yardım ediyorlar, not veriyorlar ve sınav yapıyorlar. Yani üniversite hocalarının yaptığı işlerin hepsini yapıyorlar. Hatta normal bir eğitimci açısından haftalık 20 saat gibi ağır bir ders yükü yüklenen öğrenciler var. Çalışma koşullarının kötülüğünden şikâyetçi olan öğrencilerin talebi ise üniversite yönetiminde söz sahibi olmak, yani kendilerini ve üniversiteyi ilgilendiren kararlarda yetkilerinin olması. Fakat üniversite yönetimi öğrencilerin bu faaliyetlerini, yani çalışmalarını mesleğe yönelik bir eğitim faaliyeti olarak kabul ediyor ve bundan dolayı onları çalışanlar kategorisine sokmuyor. Bu sebepten dolayı da master öğrencilerinin sendikalaşma hakkını kabul etmiyor. Sendikalaşma talebi mücadelesi birçok ABD üniversitesine yayılmış durumda. Fakat bu mücadele de işçilerin diğer tüm hak arama mücadelesinde olduğu gibi işçi sınıfının diğer kesimlerinden destek almadığı sürece başarıya ulaşma yolunda bir adım geriden başlamış demektir.