Navigation

Emek Dünyasından


ABD

ABD’deki göçmen işçilerin başlattıkları büyük yürüyüş eylemi devam ediyor. Boston, Chicago, Las Vegas, Los Angeles, Miami, Minneapolis, Portland ve Seattle’dan otobüslerle hareket eden işçi kolları, 1-2 Ekimde Washington’a ulaşacak ve Kongre üyeleriyle yapılacak görüşmenin ardından New York’a hareket ederek 4 Ekimde orada büyük bir gösteri düzenleyecekler. Göçmen İşçiler Özgürlük Yürüyüşü adı verilen bu yürüyüş, göçmen işçilerin içinde yaşadıkları zorluklara, adeletsiz göçmen politikalarına ve hak ihlallerine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Yürüyüşe, çeşitli insan hakları örgütlerinden, dini örgütlerden, göçmen savunucularından oluşan bir koalisyonun yanı sıra AFL-CIO önderlik ediyor. Uluslararası Hizmet İşçileri Sendikası (SEIU) göçmen işçileri örgütleme çalışması yürütüyor ve ülkeye kaçak giren işçilerin yasal statü kazanmaları için uğraş veriyor. Bu sektör sendikalılık oranının en düşük olduğu sektörlerden biri.

Göçmen işçilerin büyük çoğunluğu geçici işçi olarak görülüyor ve ancak bu tür işler bulabiliyorlar. Normal işçilerin sahip oldukları haklardan yararlanamıyor, tatil izni kullanamıyor, hastalık hallerinde hiçbir güvenceleri bulunmuyor ve çok düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar. ABD’de 1990’da 19 milyon (yaklaşık 8 milyonu ülkeye kaçak giren) göçmen işçi varken, 2000 verilerine göre bu sayı 32,5 milyona çıkmıştı. Dil sorunu, ülkeye kaçak giriş gibi pek çok neden, göçmen işçilerin örgütlenmesini daha da zorlaştırıyor.

ABD’de 1953’te %27’lerle en yüksek noktasına ulaşan sendikalılık oranı, 2002’de %14,6’ya düştü. Amerika’da 1929’daki Büyük Bunalımdan bu yana görülen en büyük işsizlik rakamlarına ulaşılmış durumda. Bush’un göreve gelişinden beri, özel sektörde 3,2 milyon işçi işini kaybetti. İş İstatistikleri Bürosunun (BLS) hazırladığı rapora göre, 2003 Temmuzunda ABD’de işsizlik oranı %6,2’ye, eksik istihdam oranıysa %10,2’ye ulaştı. 2001’de enflasyon artı %2’lik bir artış gösteren ortalama işçi ücretleri, 2002’de hiç artmadı. 

Sri Lanka

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Sri Lanka’da da, mevcut hükümet IMF programları doğrultusunda bütçe kesintilerine ve özelleştirmelere girişiyor ve zorunlu ihtiyaç maddelerinin fiyatları sürekli artıyor. Ücretlerinin adaletli bir şekilde arttırılması talebiyle sağlık sektöründe 80 bin işçi 17 Eylülde süresiz greve gitti. Birkaç ay önce de benzer taleplerle doktorlar başarılı bir grev yapmışlardı.

Grevdeki işçilerle görüşmeyi reddeden ve onları hastaların yaşamını tehlikeye atmakla suçlayan hükümet, grevci işçilerin görevlerini üstlenmek üzere orduyu hastanelere soktu. Sağlık Bakanlığı 1600 geçici işçiyi işten atarken onların yerini yüzlerce grev kırıcıyla doldurdu. Polis ise grevci işçileri korkutup sindirmek için, gözaltına almak da dahil her türlü yıldırma yöntemine başvurdu. Bütün bu baskı ve tehditlere rağmen, sağlık işçilerinin grevi, işten atılan geçici işçilerin geri alındığı 30 Eylüle kadar devam etti.

Hükümetle barış görüşmeleri yürüten Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanlarının (TEKK) greve yönelik tutumuysa oldukça dikkat çekici. Sri Lanka’da sayıları 3,5 milyonu bulan Tamillerin adanın kuzey ve doğusunu içine alan ayrı bir devlet kurmalarını savunan ve yirmi yıldır bunun için gerilla mücadelesi yürüten TEKK’nin liderleri, büyük bir devlet hastanesi olan Jaffna Hastanesinde düzenledikleri bir toplantıda, işçilere “insancıl zeminlerde” grevi bırakmaları çağrısında bulundular. TEKK’in ileri sürdüğü argümanlar hükümetinkiyle aynı: hastaların sağlığıyla oynamak, sağlık sistemini zaafa uğratmak vs. 

Etnik kökenine bakmaksızın Sri Lanka’daki tüm sağlık işçilerinin birlikte mücadeleyle yürüttükleri bu grev, işçilerin ortak çıkarlarının ortak mücadelede yattığının da bir kanıtı aynı zamanda.

Panama

Aralarında inşaat işçilerinin, öğretmenlerin, hemşirelerin ve sosyal güvenlik işçilerinin de bulunduğu işçiler, hükümetin IMF planları doğrultusunda sosyal güvenlik sistemini özelleştirme girişimlerini protesto etmek için 23 Eylülde 24 saatlik genel grev yaptılar. Polisin işçilerin yürüyüşüne katılmak isteyen öğrencileri engellemek istemesinin ardından polisle öğrenciler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu grev, Sosyal Güvenlik Fonu (CSS) müdürü Juan Jovane’nin 11 Eylülde görevden alınmasıyla başlayan bir sürecin doruk noktasını oluşturuyordu.

Hükümet, Jovane’yi, yolsuzluk yapması ve sistemi iyi yönetememesi nedeniyle görevden aldığını açıklamıştı. Ancak asıl neden Jovane’nin özelleştirme planlarına karşı çıkması ve öngörülen bütçe kesintilerini reddetmesiydi. Jovane’nin görevden alınması üzerine, aynı gün CSS işçileri 48 saat greve gideceklerini duyurdular. İnşaat işçileri de protestolara katıldılar ve CSS bürolarını işgal eden polisle aralarında ciddi çatışmalar çıktı. Bu sırada aralarında bir işçi önderinin de bulunduğu 50 işçi gözaltına alındı. İşçiler, sokaklar kan gölüne dönse dahi sağlık kurumlarının özerkliğini savunacaklarını haykırıyorlardı.

12 Eylülde 50 bin kişinin katıldığı büyük bir gösteri düzenlendi. Sendika liderleri, Jovane’nin göreve iade edilmesi için hükümete üç gün süre tanıdılar ve aksi halde genel greve çıkacaklarını belirttiler. 14 Eylülde sendikalar 23 Eylülde genel greve çıkma kararı aldılar.

18 Eylülde, sağnak yağmura rağmen on binlerce işçinin katıldığı bir yürüyüş düzenlendi, bunun ardından hükümet, sosyal güvenlik sisteminin özelleştirmek gibi bir planlarının olmadığını söylemek zorunda kaldı. Buna rağmen gerçekleştirilen grev, eğitim sisteminin %95’ini, inşaat sektörünün %75’ini ve özel sektörün %25’ini felç etti.

Avrupa’da Liman İşçileri Eylemde

Daha önce aldıkları karar doğrultusunda, çeşitli Avrupa ülkelerinden gelerek Hollanda’nın Rotterdam kentinde toplanan 8000 liman işçisi, Avrupa Birliği Ulaştırma Bakanları Konseyi tarafından hazırlanan ve liman işçilerinin haklarına ve çalışma koşullarına saldırı niteliği taşıyan “Liman Paketi”ni protesto eden coşkulu bir miting düzenlediler. Polisin provokatif tutumlarıyla sürekli gerginlik yaratmaya çalıştığı mitinge, Romanya, Belçika, İsveç, Almanya, Fransa, Danimarka ve İspanya’dan işçi delegeleri katıldılar.

Hazırlanan saldırı paketi, çalıştırılan işçilerin sendikalı olma zorunluluğunu kaldırıyor. Böylece kalifiye olmayan düşük ücretli işçilerin çalıştırılması yaygınlaştırılarak sendikalaşmaya ciddi bir darbe vurulacak ve tehlikeli işlerde hiçbir güvencesi olmayan bu işçiler çalıştırılacak.

Denizcilik sektöründeki çeşitli sendikaların bağlı bulundukları sendika federasyonları, Eylül başında bir eylem takvimi belirlemişler ve liman işçileri Avrupa’nın pek çok ülkesinde birkaç saatlik iş bırakma da dahil olmak üzere yaygın bir eylemlilik sürecine girmişlerdi. Eylem sürecinin nihai durağı ise Rotterdam’da gerçekleşen bu mitingdi. Mitingin olduğu gün Avrupa limanlarında genel greve gidildi ve Portekiz ve İspanya’dan gelen liman işçileri Barcelona’da da bir gösteri yaptılar.

İtalya

İtalya’da 11 milyon üyeyi temsil eden CGIL, CISL ve UIL sendika federasyonları, Berlusconi hükümetinin emeklilik reformu adı altında yürüttüğü sadırıları protesto etmek amacıyla, 24 Ekimde gerçekleştirilecek dört saatlik bir genel grev çağrısında bulundular. 

İtalya’da emeklilik yaşı erkekler için 65, kadınlar içinse 60. Buna rağmen hükümet, emekli giderlerinin bütçeye ağır bir yük oluşturduğunu iddia ederek saldırılarını artırmak istiyor.

Zambia

Altı aydır ücretlerini alamadıkları için, Luanshya kentinde gösteri yapmak isteyen 500 maden işçisinin şehir merkezine girişleri polis tarafından engellendi. IMF direktifleri doğrultusunda bakır ve kobalt madenlerinin özelleştirilmesi sonucu binlerce işçi işini kaybetmişti. Şu anda Luanshya’daki madenlerin %85’i bir Hintli şirketin elinde bulunuyor. Zambia’nın toplam ihracat gelirlerinin %80’i bu madenlerden elde ediliyor. 

Angola

Angola’da hemşirelerin 28 Ağustosta başlattıkları grev halen devam ediyor. 14 bin üyeye sahip Angola Hemşireler Sendikası önderliğinde yürüyen grevde, hemşireler, iş koşullarının iyileştirilmesini, ücretlerinin artırılmasını, fazla mesai ücretlerinin ödenmesini ve görevdeyken HIV virüsü kapan hemşirelere sağlık yardımında bulunulmasını istiyorlar. Hemşireler ayrıca, son üç yılda çeşitli hastanelerde yönetimin kaçak işçi olduklarını iddia ederek ücretsiz çalıştırdığı 3000 hemşirenin yasal statülerinin tanınmasını ve ücretlerinin ödenmesini istiyorlar. Angola’da hemşirelerin aylık ortalama ücreti 50 dolar.