Navigation

Burjuvazinin Saldırılarına İşçi Sınıfı Ancak Militan Bir Mücadele İle Yanıt Verebilir!

Burjuvazinin “devletin küçülmesi” olarak ifade ettiği, kimilerinin de “sosyal devlet” elden gidiyor diye eleştirdiği Kamu Yönetimi Kanun Tasarısını hazırlayan AKP hükümeti, soğuk havaya ve kar yağışına rağmen Ankara'da buluşan yüz bini aşkın işçi tarafından protesto edildi. Sendikalar, meslek odaları ve kitle örgütlerinin çağrısı üzerine, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geri çekilmesi istemiyle 6 Martta Ankara'da toplanan emekçilerin büyük coşku ile gerçekleştirdikleri eylem, üzerinde durdukları zemin ayaklarının altından çekildiğinde sendikal bürokrasinin alanları nasıl doldurabildiğinin de göstergesi oldu.

Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarısı ile tümüyle işlevsizleşecek olan Yol-İş Sendikası, üyelerinin neredeyse üçte ikisini mitinge taşırken, Türk-İş'e bağlı kimi sendikalardan da katılımlar güçlü oldu. Yol-İş Sendikası yaklaşık 40 bin kişilik kortejiyle mitinge en kitlesel katılımı sağladı. KESK’e bağlı sendikalar arasında Eğitim-Sen yaklaşık 20 bin kişilik kitlesiyle dikkat çekerken, onu 4 bin kişilik katılımıyla SES takip etti. Zayıf bir katılım sağlayan DİSK kortejini ise ağırlıklı olarak Birleşik Metal-İş ve Genel-İş sendikalarına üye işçiler oluşturdu. DİSK kortejinde ayrıca direnişteki çukurova Tekstil işçileri de yerlerini aldılar.

Türk-İş’e bağlı sendikalarda Yol-İş’i bin kişilik kitlesiyle Petrol-İş Sendikası takip ederken, devletin özel sektöre yatırım alanı açabilmek için giriştiği tasfiyenin sonucu işten atılan TASİş işçileri de örgütlü oldukları Tez Koop-İş Sendikasının pankartı arkasında miting alanının en coşkulu kortejlerinden birini oluşturdular. Direnişteki Eskişehir şişe-Cam işçilerinin de kitlesel katılım sağladığı eylemde, TüMTİS’in dışında Genel Maden-İş, Türkiye Haber-İş ve Basın-İş Sendikaları temsili düzeyde yer aldılar. Mitinge TMMOB ve bağlı odalar 2 bin 500 kişiyle katılırken, TTB de bin kişilik kortejiyle eylemdeki yerini aldı.

Sendikada örgütlendikleri için işten atılan işçilerin bir bölümü de kendi taleplerini seslendirerek mitinge katıldı. İzmir'den gelen Kimmet (Maktek) işçileri “Sendikalı çalışacağız. İnadına sendika inadına DİSK” sloganlarını atarken, BMS işçileri “İşimizi istiyoruz, sendikalı çalışmak istiyoruz”, Tarsus'tan çukurova Tekstil işçileri “İşimizi ve haklarımızı istiyoruz”, liman işçileri ise “çukurova Tekstil işçileri ve Gemport Liman işçileri yalnız değildir” pankartlarını açtı.

Saldırının adı Kamu Yönetimi Reformu olunca, sendikal bürokrasinin ve reformist siyasi grupların temsilcilerinin ağırlığını oluşturduğu konuşmacıların devletçi duyguları da konuşmalarına yansıdı. “Sosyal devlet elden gidiyor!” yaygarası ve emperyalist tekellerin ülkemize dayattıkları politikalar söylemi konuşmacıların çarpılmış bakış açısını ortaya koyuyordu. Sanki burjuva devlet “sosyal”miş ve sanki Kamu Yönetimi Kanun Tasarısı Türkiyeli patronların da çıkarlarının gereği olarak yasalaşmıyormuş gibi!

Marksistler gayet iyi bilirler ki, işçi sınıfının var olan her türlü sosyal hakkının ve kazanımlarının gasp edilmesi anlamına gelen ve bu çerçevede uluslararası sermaye ile tam bir işbirliği içinde hazırlanan bu ve benzeri saldırılara karşı çıkmak için hiç de devletçi olmak gerekmez. Aksine devlet burjuvazinin devleti olduğu sürece devletçiliği savunmak işçi sınıfının burjuvazinin değirmenine su taşımasından başka bir şey ifade etmez. Asıl karşı çıkış noktası ve mücadele ekseni, işçi sınıfının örgütlülüğünü, sosyal hak ve kazanımlarını savunma ve geliştirme doğrultusunda olmalıdır. Bu saldırıya kapitalist devlet işletmeleri özelleştirildiği için değil, işçi sınıfının elindeki haklar gasp edilmeye çalışıldığı için, işten atılmalara yol açacağı için, zaten dar olan sendikal örgütlülüğü dağıtmayı ve böylelikle işçi sınıfının örgütlü mücadelesini geriletmeyi hedeflediği için karşı çıkmalıyız. Bunun için de işçi sınıfının bütün örgütlerinde bu bilinçle donanıp mücadeleye girişecek militan işçilerin yetişmesini sağlayacak hazırlıklara ihtiyacımız var. çünkü işçi sınıfının militan bir mücadele içine girmeden kazanabileceği hiçbir hak ve koruyabileceği hiçbir kazanımı yoktur. Geçmişte zorlu mücadeleler ile kazandıklarımız ikiyüzlü sendikal bürokrasinin pısırık ellerine teslim edilemeyecek kadar kıymetlidir.

Ulusalcı, devletçi anlayışların ve sendikal bürokrasinin egemen olduğu sınıf hareketinin içinde bulunduğu tıkanıklığı aşabilmesi ve burjuvazinin sonu gelmeyen saldırılarına karşı koyabilmesi için militan bir sınıf sendikacılığı perspektifini sendikalar içinde yaymak kaçınılmaz bir görevdir. Bu görev, işçi sınıfına hakim olan burjuva ideolojisiyle ve burjuvazinin işçi sınıfı içindeki ajanları olan bürokrasi ile mücadele etmeden başarılamaz.

Burjuvazinin ulusalcı bakış açısı yerine işçi sınıfının enternasyonalizmi, bürokrasinin ve reformistlerin devletçi anlayışı yerine de sendikaları ve sınıf hareketini burjuva devletin güdümünden kurtaracak bağımsız sınıf politikaları üretilmeden dönüp dolaşıp varacağımız yer burjuvazinin şu veya bu kanadının kuyruğuna takılmaktan öteye geçmeyecektir. İçinden geçtiğimiz türden gericilik dönemlerinde yüz binlere varan sayıda işçinin meydanlara dökülmesi her şeye rağmen sevindiricidir. Ancak unutmayalım bugün işçi sınıfını burjuva sloganlarla yanıltanlar, yarın toplumsal hareket yükselişe geçtiğinde işçi sınıfının karşısında en ön saflarda yerlerini alacak olanlardır.

DEVLETÇİLİK VE ULUSALCILIK BURJUVAZİNİN SLOGANLARIDIR!

YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ ULUSLARARASI MüCADELESİ!

SENDİKA BÜROKRASİSİ DEĞİL İŞÇİ DEMOKRASİSİ İSTİYORUZ!

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!