Navigation

Beyazıt ve Halepçe Katliamları Eylemlerle Anıldı

16 Mart 1978’de İstanbul üniversitesi’nde ve 1988’de Halepçe’de gerçekleştirilen katliamlarda ölenleri anmak üzere Beyazıt Meydanında iki farklı eylem yapıldı. Eylemlerden ilki 12:30’da İstanbul Gençlik Federasyonu tarafından gerçekleştirildi. Bu eyleme “16 Mart’tan bugüne katliamların sorumlusu devlettir” yazılı pankartla katılan öğrenciler, Merkez Kampüsten çıkarak katliamın gerçekleştiği Eczacılık Fakültesinin önüne yürüdüler. Burada ölen yedi devrimcinin anısına saygı duruşunda bulunup karanfiller bıraktılar. Basın açıklamasının okunmasının ardından bir süre marşlar söylendikten sonra eylem bitirildi.

İkinci anma eylemi, saat 13:30’da BAGEH ve Barış Anaları İnsiyatifi’nin de aralarında bulunduğu diğer devrimci öğrenci grupları tarafından gerçekleştirildi. Bu eyleme yaklaşık bin kişi katıldı. Sirkeci tramvay durağı, Merkez Kampüs ve Vezneciler Kampusünden üç ayrı kol halinde yürüyüşe geçen öğrenciler Beyazıt Meydanında buluşarak, üzerinde “Emperyalizm Kaybedecek, Direnen Halklar Kazanacak!”, “Beyazıt ve Halepçe Katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız” sloganlarının yer aldığı üniversite öğrencileri imzalı pankartların arkasında, Eczacılık Fakültesine doğru yürüdüler. Kitlenin büyük bölümünü DEHAP’lılar oluşturdular. Eylem boyunca “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Katiller Halka Hesap Verecek”, “Eşitlik, Kardeşlik, Kürt Ulusuna özgürlük”, “Disa Disa Serhildan, Disa Disa Berxwedan”, “şehit Namirin”, “Em Halepçe Jîbirnakim” sloganları atıldı. Eczacılık Fakültesinin önünde toplanan kitle kapının önüne karanfiller bırakarak Beyazıt ve Halepçe katliamlarında ölenlerin anısına saygı duruşunda bulundu, ardından Beyazıt ve Hernepeş marşları okundu. Burada okunan basın metninde katliamların tarihçesi kısaca anlatıldı, son dönemde devrimci öğrencilere yönelik artan baskılar teşhir edildi. Beyazıt Marşı’nın bir kez daha okunmasından sonra Merkez Kampüsün içine girilerek eylem bitirildi.

Eylemlere katılımı azaltmak için polis her zamanki gibi ortamı terörize etmeye çaba gösterdi. Eylemden saatler önce Beyazıt Meydanına ve çevreye panzerlerden ve çevik polislerden oluşan bir yığınak yapıldı. Beyazıt Meydanının etrafı bariyerlerle kapatıldı. Polisin bu hazırlığını gören ve saldıracağını düşünen kimi öğrenciler eyleme katılmadılar. Her 16 Mart’ta genelde saldıran polis bu defa eyleme müdahale etmedi. Bunda 6 Mart’taki eylemde sergilediği saldırgan tutumun Avrupa basınında ve kısmen de Türk medyasında malzeme olmasının etkisi olduğu anlaşılıyor.

Bu eylem uzun zamandır Beyazıt Meydanında yapılan eylemlerin en kitlesel olanıydı. Bunda DEHAP’ın önemli bir katkısı oldu.

Eylem öncesi yürüyen tartışmalarda Beyazıt Katliamı anması ile Halepçe Katliamını ortaklaştırmak gayesinde olan BAGEH, gündemlerinde yer alan ve “barış, tecrit, önderlik” olarak formüle ettikleri başlıklarla ilgili sloganların da atılmasını, aksi halde bu sloganların kitle tarafından kendiliğinden atılabileceğini belirttiler. Bunu belirtmelerine sebep olan ise kimi siyasal grupların belirlenen ortak sloganların dışına çıkılmaması yönündeki kaygılarıydı. Tam da bu noktada eylem birlikteliklerine dair hatırlamamız gereken önemli iki noktayı yinelemekte yarar var. İlkin, yapılan eylem birlikleri genelde geçici gündemler üzerinden sürekliliği olmayan bir biçimde yapılıyor. Bu tür birlikler için uzun soluklu ve farklı biçimlerde ortaklaşmaların önünü açacak bir çalışma yürütmek yerine kısa zamanda ve her grubun mutabakata vardığı en geri noktalarda ortaklaşmalar hedefleniyor. Buna günü kurtarmayı amaç edinmek desek yanlış olmaz. Bu da zaten verimsiz ve kendini tüketen bir hal alıyor. İkincisi, hiç de gerçekçi olmayan bir biçimde, solun dağınık yapısını eylemlerde yeknesakmış gibi göstermek kitlelerin güvenini kazanmak için doğru bir tarz değildir. Tersine dünyayı değiştirme hedefinde olan farklı politik anlayışların aynı eylemlerde kendilerini de ifade edebilmeleri, ayrımların üzerini örtmemeleri, ayrı durdukları halde birlikte vurabildiklerini göstermeleri kitlelerin güveninin yeniden kazanılabileceği bir tarzdır. Ulusal mücadele yürüten politik grupların sahip oldukları farklı politik talepleri dillendirmek istemelerinin önüne engel koymak açıkçası şovenist bir yaklaşımın ürünüdür, yanısıra ulusların kendi kaderini tayin hakkından bir şey anlaşılmadığını da göstermektedir.

Sınıf hareketinin dipte seyrettiği bugünlerde cılız da olsa gerçekleşen eylemler deneyim kazanmak için birer araç durumundadırlar. Beyazıt katliamının yaşandığı dönemde faşist saldırılara karşı nasıl yanıt verilmesi gerektiğinin ipuçlarını da bulmak mümkün. Kısa zaman önce İstanbul üniversitesi de dahil olmak üzere birçok üniversitede gerçekleşen faşist saldırılara karşı sonuç alıcı bir yanıt verilememesi tarihsel hafıza kaybının neden olduğu deneyim eksikliğinden kaynaklanıyordu. Marksist gençler mücadelenin ancak teorik ve pratik birikimin yanısıra doğru bir tarih bilincinin de edinilmesiyle geleceğe doğru ilerletilebileceğinin farkındadırlar.

Katliamların Sorumlusu Kapitalist Devlettir!

Yaşasın Devrimci Dayanışma!

sonraki yazı ...
1919 Macar Devrimi