Navigation

Milliyetçilik Kazanacak!

Hepiniz, “Dünya ve Milliyetçilik” konulu konferansımıza hoş geldiniz. Ben Profesör Doktor Lütfettin Börekliçatır (Mühim adamım yani).

Milliyetçiyim. Hem de Türk milliyetçisi. Zaten başka türlü de olamazdı ya. Benim gibi asil biri başka bir ulusun mensubu olamaz; hayır efendim asla. Öyle üstünüz ki nitekim (netekim demişken aklıma büyük ve değerli Türk büyüğümüz, saygın ve üstün insan Kenan Evren geldi de gözlerim yaşardı) evet netekim yani, bu kadar üstün olunamaz yani. Tamam yani üstünlük bize has be kardeşim. Neden? Neden diye sorarsanız, demem o ki, bi kere Türküz. Bi kere bu dünyada Türk gibi ad var mıdır yani. Adı yeter be, heyt be. Türk be, Türk.

Şimdi bu Türklerin, yani bizim, Türklerden başka dostu yok, anladınız mı? Gerçekten mesele ve sorun, bu sorun ve mes’ele, yani çok mühim bir mesele ve sorundur. Çünkü niye? Çünkü be kardeşim, Türkün Türkten başka dostu yoktur, olamaz, olmamıştır ve de olmayacaktır. Türk adam kendi başına, kendi ayakları üzerinde durabilen adam değilse nedir peki? Demem o ki, “düşmanımın düşmanı dostumdur” özdeyişi Türklüğe karşı sinsi mi sinsi bir saldırıdır. Her taraf düşman yahu. Dost yok kardeşim yok. Biz ne dost geçinenler gördük. Dost ayağına Türklüğe açıktan saldırılmasına göz yumamayız canım kardeşim. Bi kere olaya bir de diğer türlü bakmak lazım. Neden bir tek bizim ismimiz Türk de diğerlerinin değil. Eeeee, düşünmek lazım. Mesela, şu dünyada Türkten başka Türk olmadığına göre yani diğerleri Türk olmadığına göre, yani Türkler Türk olduklarına göre, o halde demektir ki Türk olmak başka bir şeydir. Üstünlüğümüz de oradan geliyor, netekim.

Tek amaçları bu olduğu içindir ki, yani bize düşmanlıkta bir adım bile geri atmazlar. Zaten bunlar, bu Türklükten nasibini alamamış güruhlar milletten sayılamaz hani. Söyleyiniz Allah’ınız aşkına bu dünyada milli onuruna, haysiyetine, şerefine ulaşılamayan, ulaşılamayacak olan kimdir yahu? Türklerdir tabi. (Ne güzel konuşuyorum, ya Rabbi!) Şimdi yani, Türkler milletse, diğerlerinin millet olmaması gerekir. Hadi diyelim, varsayalım ki diğerleri millettir –ki sayamayız; çünkü biz öyleyiz diyorlar diye, yanlışa yanlışla gidemeyiz– hadi gene de saydık diyelim (hatırlarını kırmayayım, gönüller hoş olsun) o zaman bizlerin görevi diğerlerini millet olmadıklarına, olamayacaklarına ikna etmek ve onların eskiden olduğu gibi neyseler yine öyle kalıp öylece yaşamalarına önayak olmaktır. Netekim doğanın ve toplumun dengeleriyle kimsenin oynamaya gücü yetemez, yani. Yani her şey muntazamken doğada, her şey dengedeyken yani, bu dengeyi bozmak hangi dinde var be kardeşim yahu be. Amma ve lakin illaki de “biz millet olacağız” derseler, biz de deriz ki “hay hay baba, ama bir küçük şartımız var.” Nedir o şart? Tahmin ettiğiniz üzre, olmayacak bir şey değil. Herkesin çok rahat yapabileceği bir şey; çünkü herkes Türk doğar da sonradan aslına yabancılaşmaz mı, yani diği mi ifendim. Evet şartımız, tek şartımız Türk olmak! Irkımız kolaylıklar ırkıdır, netekim. Ama bu kadar kolaylık varken Türklükte –ki dinimizde de aynı kolaylıklara rastlanır ve o yüzdendir ki zaten Türk denince akla hemen yüce dinimiz gelir– evet Türklükte bu kadar kolaylıklar varken neden bunlar Türk adını kullanmaz, Türklük denen o üstünlüğü sindiremez, pes vallahi.

Demem o ki netekim Türkten başka millet olamaz. Bu milli onur, şeref, onur, gurur, haysiyet Türkten başkasında olamayacağına göre, bu böyledir. Türk düşmanlarının gücü milleti dejenere etmeye yetmez, yetemez yani, Allah’ın izniyle yetmeyecektir de. Millet bölünemez bir bütündür. Türklük ulaşılamaz bir üstünlüktür. (Şiir gibi oldu valla!) Eh artık ne diyeyim ki. Kıskananlar çatlasın, patlasın.

Şimdi, bir de sorsalar ki dünyanın en mutlu insanları kimlerdir diye. Hiç gözümü bile kırpmadan büyük, asil ve hatta tek millettir diyebileceğimiz Türklerden başkası değildir. Neden? (Güzel soru) Neden diye sorarsanız, aziz kardeşlerim, derim ki, yahu dünyanın en büyük milletinin eşsiz komutanı, yüce insan, düzeyine ulaşılamamış biricik bilge insan, her şeyi herkesten daha iyi bilen, tartan, ölçen, biçen, kesen, doğrayan, ufalayan, herkesin önünde diz çöktüğü büyük insan Atatürk’ümüzün dediği söz her şeyi kanıtlamaktadır, netekim. Ne demiştir diye sormama gerek yoktur sanırım. Hepiniz bilirsiniz. Demiştir ki: “Ne mutlu Türküm diyene!”

Her şey apaçık ortadayken yani gerçekleri altüst etmek isteyenler de çıkmıştır, çıkacaktır ve her an çıkabilir de. Ama asıl mesele, bu mutlu insanları, yani bizleri, Türkleri üzmek ve yine belirtiyorum ki aşağılık kompleksinden kurtulmak isteyenlerin oyunlarını mutlu olarak, Türklüğün gurunu inadına yaşayarak bozabiliriz. Hatta ve hatta böylece onların oyunlarını bozarken, bir yandan da onları kıskandırarak çatlatıp etkisizleştirebiliriz de netekim. Yani be kardeşlerim, mutluluğumu tarif etmem gerekir ki bu da bilirsiniz ki imkansızdır. Çünkü Türklük tarif edilmez yaşanır, yani. O kadar mutluyum ki karnım da fena ağrıdı. (Açlıktan da olabilir mi? Yok, asla. Türk asla aç kalmaz, bir simitle de doymasını bilir. Açlık bize ters, mutluluğa ters. Türklük yeter bize.)

Türklük meselesini de böylece kapatırken, çürütülemez tezlerime milliyetçiliğin ehemmiyetine binaen yapacağım konuşmayla devam etmek isterim. Şimdi aziz dostlarım, can-ciğer köfteciklerim (açlığın belirtisi olsaydı bu Türklüğüme Allah korusun halel malel gelebilirdi). Pardon canlar, özür diliyorum. Köfte möfte yok. (Bu tür kelimeleri fazla sarfetmemeli. Ülküdaşlarımın da canları çekti simdi, yazık çocuklara) Evet ülküdaşlarım, kafanız dağılmasın, köfteden mühim mes’elelerimiz var burada diği mi yani. Nerede kalmıştık. Evet. Milletin millet olarak, Türkten başkası, yani Türkü Türkten çıkartırsak ya da kendimizi kendimizden çıkartırsak ortada millet de matematik de kalmayacağına göre, yani demek istiyorum ki. Neyse mes’eleyi siz anlıyorsunuz zaten. Fazla teknik terimlerle kafanızı ağrıtmayacağım. (Az daha rezil oluyordum be yahu. Neyse ucuz kurtardık yani)

Milliyetçilik, Türkçülük demek midir? Cevabımız ne olmalıdır? Evet olmalıdır. Çünkü niye, niye çünkü? Çünkü yukarda bu böyle açıklandığı için böyledir. Milliyetçiyiz, fakat diğerleri, yani Türklükten nasibini almamış olanlar milliyetçi olamazlar mı yani? Bana göre aziz Türk kardeşlerim ve tabii ki size göre de öyle olmalıdır ki, kanımca (ki kanım saf Türk kanıdır) bu böyledir. Onların milliyetçiliği sahtedir, netekim. Öyle olmak zorundadır. Yine tekrarlıyorum (ben de hep tekrarlıyorum. Bi’şeycik olmaz, pekiştirmiş oluruz bilgileri netekim) bu Türk düşmanlarının düşmanlıkları Türk olmadıklarından kaynaklandığı için onlar Türklüğü ortadan kaldırıp dünyayı yok oluşun eşiğine getirme cehaletini ve gözü dönmüşlüğünü sırf Türk olmadıkları için, evet sırf Türk değiller diye yani (cümle de uzadı, gel de bağla. Peh) onlar insanlığı, evet, Türk insanlığını, yani aslında kendilerinin Türk olduğunu bir bilseler o zaman kendileri de dahil tüm Türk insanlığını tehlikeye atmak isterler miydi? Bu bakımdan (arabayı da bakımdan geçirmek lazımdı. Hele bu konferansı bitireyim de) milliyetçilik aslına dönmektir, kardeşler. Bunlar kendilerini ne zannediyorlar. Bunların milliyetçilikleri kime karşıdır. Yahu bir kere bunlar millet sayılamaz ki milliyetçilikleri olsun be. Ama yine de sormuşken, daha doğrusu laf buraya gelmişken cevap veriyim. Bunların milliyetçiliği esasında, milli duygulara sahip olamadıkları için, yani esasında bu yaşanası dünyada tek millet olarak Türk olduğuna göre, bunların da bundan haberi olmadığına göre bunların milliyetçiliği sade ve sadece aşağılık komplekslerinin aşırı komple komplike yapısının bilinçaltına bilinçdışından sızan derin odipus ve diğer komplekslerin ve ayrıca diyebiliriz ki (kitaptakinden daha iyi anlatıyorum, namussuz olayım ki) çocukluk hezeyan ve cereyanları onları, yani düşmanlarımızı özlerinden, Türklüklerinden, her şeylerinden, yani bizden, yani asıl insanlardan koparıp milli insanlığın geleceğini sahte milliyetçilikleriyle ve millet olduklarına inanmışlıklarıyla ya da veya kandırılmışlıklarıyla (ya hakketten bunları ilk kim kandırdı yahu?) tehlikeli bir yolculuğa iteklemişlerdir.

Arkadaşlar, canlar, ülküdaşlar. Bir arkadaşımız şöyle bir soru sordu. Diyordu ki kendisi: “Hocam, bu millet olamamışlardan bir kesimi teknolojide ve birçok şeyde çok çok ileri. Bunları ilkin bizim bulmamız ve onların bizden alması gerekmiyor muydu?” Bunu ve bunun gibi bir çok can alıcı soruyu yakında çıkacak olan “Mutluluğun Sırrını İlk Kim Buldu” adlı kitabımda da bulabileceksiniz. Şimdi bu konu üzerinde dururken birazcık teknik terimler kullanacağım ve fakat bu terimlere derinlemesine girmeyeceğim vallahi; çünkü anlatacaklarımı, milliyetçiliğimizin temel klasik eserlerini okumuş olan herkes anlayabilecektir. Bu teknolojik buluşların sahipleri kendilerine ne kadar biz Türk değiliz deseler de, onlar öyle diyorlar diye siz de hemen sazan gibi atlamayın yani. Şimdi, bu teknolojinin ve aslında her değerli ve üstün olan şeyin, nasıl Türklüğüne yabancılaştırılmış kimseler tarafından yapıldığını –hani hatırlayın, herkes Türk doğar demiştik ya. Yani özünde bunlar da Türktür. Mes’eleyi aslında bir de bilimsel veriler ışığında bir irdeleyelim. Sosyo-etnolojik ve de Etno-sosyolojik metoda göre incelememize başlayalım, netekim. Buna göre bir kişinin hangi millete ait olduğu çok kolay anlaşılabilir, yeter ki bu işte biraz uzmanlaşın, yani yorum gücünüzün fazla olması gerekmektedir. Ne diyor?

1-Yaşayış Biçimleri

a) Oturuş Biçimleri

b) Kalkış Biçimleri

c) Yürüyüş Biçimleri

d) Yatış Biçimleri

2-Düşünüş Biçimleri

a) Yatay Düşünüş Biçimleri

b) Dikey Düşünüş Biçimleri

c) Yatay ve Dikey Düşünüş Biçimleri

d) Dikey ve Yatay Düşünüş Biçimleri

Belirttiğim gibi bunların açıklamasını yapmayacağım. Temel klasik eserlerimizi okumuş herkesin bunları anlayacağı kesindir, velhasıl. Okumak için geç kalmayın sakın. Ülkücü teori olmadan ülkücü eylem olmuyor, biliyorsunuz.

Şimdi sıra komünistlerle bölücülerin işlerine geldi dediğim anda evet kardeşler, dediğim anda süremizin sonuna da gelmişiz. Bu hainleri, yani üzerlerinde en çok uğraşılıp öze döndürülmesi gereken hainleri yani, bir sonraki konferansımızda etraflıca ele alıcaz inşallah. Bu gözü dönmüşlerin en dönmüşleri olan bu hainler hakkında da geniş bilgilere kitapçılarda mevcut durumda bulunan ve adı “Keşke Herkes Mutlu Olsa” olan kitabımdan ulaşabilirler.

Hepinizin gözlerinden öpüyorum. Bu mukaddes ve de kutsal görevinizin bilincinde olarak yetişin. Öğrendiklerinizi başkalarını aydınlatmak için gayret gösterin. Anlamadılar mı? Gelin büyüklerinize sorun ne yapılacağını. Onlar daha iyi bilir. Engin tarihsel birikime sahibiz –hatırlayın 12 Eylül, öncesi ve sonrası– ve bundan her zaman yararlanmasını bilmeliyiz, bilmek zorundayız ve de bileceğiz de.

Hadi görev başına! Yayılın!