Navigation

Marx’ın Kapital’ini Okumak /7

Bölüm 6: Değişmez Sermaye ve Değişir Sermaye

Üretim sürecinin farklı unsurları, üretilen ürünün değerinin oluşumunda farklı paylara ve rollere sahiptir. Üretim için kullanılan üretim araçları (ham madde, yardımcı malzemeler, iş aletleri) yeni değer yaratmazken, üretim sürecine katılan emek (işçi) ise yeni değer yaratır. İplik üretiminden örnek verecek olursak, kullanılan pamuğun, iğin değerleri üretilen ipliğe aktarılır; bunlar yeni değer yaratmaz fakat sadece değerleri korunmuş olur. Bu cansız emeğin yeni ürüne aktarımına, üretim sürecine katılan canlı emek aracılık eder. İşçi üretim sürecinde yeni değer yaratırken, eski değeri de (daha önce üretilmiş olan pamuk ve iğin değeri) ürüne katar. Ürüne yeni değer katılması ve eski değerlerin üründe korunması tümüyle farklı iki sonuçtur ve bu çift yönlülük ancak işçinin emeğinin bu iki farklı sonucu yaratma özelliği ile açıklanabilir.

Her bir işçi, kendisine özgü üretici çalışma ile üretilen ürüne değer katar. Örnekse, iplik yapımcısı iplik eğirerek, kumaş dokumacısı kumaş dokuyarak, demirci demir döverek ürüne emek-zaman ve dolayısıyla değer katar. Üretilen ürün için kullanılan üretim araçlarının kullanım değerlerinin eski biçimleri yok olur. Mesela pamuk, iplik üretimi neticesinde pamuk biçiminden sıyrılır ve yeni bir kullanım değeri biçimine (iplik) bürünür. Üretim sürecine giren canlı emek, yok olanın yerine yeni bir yaratık doğurur.

Üretim sürecinde tüketilen bir kullanım değerinin (örneğimizde pamuk) üretimine ait gerekli emek-zaman, yeni kullanım değerinin (örneğimizde iplik) üretimi için gerekli emek-zamanın bir kısmını oluşturur. Bu kısım, tüketilen pamuğun değerinden yeni ürün ipliğin değerine aktarılan emek-zamandır. İşçinin üretimde kullanılan üretim araçlarının değerlerini koruyup üretilen yeni ürüne aktarması yeni bir değer yaratmaz. Bu aktarma emeğin özel bir yararlılığa (iplikçilik, dokumacılık, demircilik vb. gibi) sahip olması sayesinde gerçekleşir. Amaca uygun bir üretici faaliyet olarak bu canlı emek, “ölü” üretim araçlarını üretim sırasında ölüm uykularından uyandırır ve onlarla birleşerek yeni ürünleri oluşturur. Fakat öte yandan, işçinin emeği, emeğinin özel yararlılığı (iplikçilik, dokumacılık vb.) nedeniyle değil ama toplumsal emek gücünün harcanmış olması nedeniyle, üretim araçlarının değerine belirli büyüklükte bir yeni değer ekler. İşte en başta vurgulandığı üzere, üretim sürecinde emeğin iki yönlü sonuç yaratan özelliğinin anlamı budur.

Üretim sırasında emeğin üretim araçlarının değerini ürüne aktarma özelliği ve yeni değer yaratma özelliği temelden farklıdır. Bunu bir örnekle somutlayalım. Diyelim yeni teknik buluşlar nedeniyle, iplikçi eskiden 36 saatte eğirebildiği 36 libre ağırlığındaki pamuğu şimdi 6 saatte eğirmeye başlasın. Bu durumda iplikçinin üretken bir faaliyet olarak emeğinin gücü altı katına çıkmış olur. 36 libre pamuk aynı miktar ipliğe dönüşürken, eskiden emdiği 36 saat emek-zaman yerine şimdi yalnızca 6 saat emek-zaman emmektedir. Fakat diğer yandan, şimdi 6 saat içinde yine 36 libre pamuk aynı miktar ipliğe dönüşmekte, o halde üretilen 36 libre ipliğe bir üretim aracı olarak aktarılan pamuk değeri değişmemektedir. Görülüyor ki, verimliliğin artması durumunda, emeğin iki yönlü özelliğine bağlı olarak, aktarılan ve yaratılan değerler değişmektedir. Ama asıl önemlisi, eskisiyle aynı süre içinde (36 saat) eskisinin altı katı ürün elde edilebilmektedir.

Şimdi de iplik işçisinin emeğinin üretkenliğinin değişmediği, fakat kullanılan üretim araçlarının (örneğin pamuğun) fiyatının arttığı bir durumu varsayalım. Bu durumda üretilen ipliğe pamuktan doğru aktarılan değer artacaktır; pamuk fiyatının ucuzlaması durumunda da aktarılan değer azalacaktır. İplik eğirme sürecinin teknik koşullarında ve üretim araçlarının değerlerinde hiçbir değişme olmaması halinde ise, üretilen iplik değeri değişmeyecektir. Örnekse, bu durumda iplikçi diyelim iki hafta içinde bir haftada eklediğinin iki katı kadar yeni değer ekleyecek, değerleri aynı kalan ham madde ve makinelerden de iki katı kadar eski değer aktaracak ve sonuçta birim değer aynı kalacaktır.

Değişim değerinin bir kullanım değerinde var olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, örneğin ceket biçimindeki bir kullanım değerinin tüketilip yok olması halinde, onunla var olan ceket-değişim değeri de yok olur. Ancak özellikle dikkat edilmesi gerekir ki, üretim aracı (örneğin pamuk) kendi kullanım değerinin yeni üründe (iplikte) tüketilip yok olmasıyla değişim değerini yitirmez! Pamuğun değişim değeri üretilen ipliğe aktarılır.

Üretim araçlarının üretim sırasında kendi kullanım değerlerini yitirmeleri olgusuna daha detaylı bakılabilir. Ham maddenin üretim sırasında kendi kullanım değerini yitirmesi, gerçekte yalnızca yeni üründe başka bir kullanım değeri biçimini almak içindir. Örneğin pamuk iplik ürününün özünü oluşturur, fakat üretim sırasında biçim değiştirir ve iplik haline gelir. Yardımcı maddeler açısından ortaya çıkan sonuçlar farklıdır. Örneğin eritme kazanında enerji olarak kullanılan kömür ya da makineleri yağlamak için kullanılan yağ üretim sırasında kaybolur gider. Boya ve benzeri yardımcı maddeler ise kendileri kaybolurken izlerini ürünün özelliklerinde gösterirler. Kısacası, ham maddeler ve yardımcı maddeler üretim sürecinde kendi kullanım değerleri olarak sahip oldukları bağımsız biçimlerini (pamuk ve yağ örneği) yitirirler.

Ne var ki iş (emek) araçları açısından durum farklıdır. Bir alet, bir makine, bir fabrika binası vb. ancak üretim sürecinde başlangıçtaki biçimini koruması ve daha sonraki üretim süreçlerine de aynı biçimiyle girmesi koşuluyla iş görür. Bu iş araçlarını, işyerine girdiği ilk günden hurda deposuna gitmek üzere buradan çıktığı güne kadar, iş gördüğü bütün bir süre bakımından ele almak gerekir. Bu süre, demirbaşlar, makineler, binalar gibi emek araçlarının amortisman hesaplarına esas teşkil eder. Bunların kullanım değeri bir seferde değil toplam kullanım süresi içinde emek tarafından taksit taksit tüketilir ve bunlara ait değişim değeri de toplam süre üzerinden taksit taksit ürüne aktarılır. Örneğin bir iplik bükme makinesinin ömrünün 10 yıl olduğunu varsayarsak, on yıllık üretim süreci içinde bunun toplam değeri on yılın ürününe aktarılmış olur.

İş (emek) araçlarının taşıdığı bu özellikten hareketle, Marx bunların ömrünü insan ömrü ile kıyaslar. İnsan, her biten gün neticesinde bir 24 saat daha ölmektedir. “Ama bir insanın yüzüne bakarak, ömrünün ne kadarını tüketmiş olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz. Bununla beraber, bu durum, hayat sigortası şirketlerinin ortalama insan ömrüne dayanarak çok güvenilir ve daha da önemlisi çok kârlı sonuçlara varmalarını engellemez.” İş araçları için de durum böyledir ve bir iş aracının ortalama ömrünün ne olduğunu deneyimlerimiz sayesinde biliriz. Örneğin 6 yıllık kullanım ömrü olan bir makine her yıl ortalama olarak kullanım değerinin 1/6’sını kaybetmekte ve dolayısıyla değerinin 1/6’sını bir yılın ürününe vermektedir. İşte her tür iş aracının aşınıp yıpranması, yani üretilen ürüne kattığı amortisman payı bu tür bir hesaplama üzerinden belirlenir.

Bir iş aracı bir üretim dönemi sırasında üretilen ürüne, kendi kullanım değerinde meydana gelen yıpranmayla kaybettiğinden daha büyük bir değer aktaramaz. Örnekse, 1000 sterlin değerinde ve 1000 günde hurdaya çıkacak bir makine varsayalım. Bu durumda, her gün makinenin değerinin 1/1000’i kendisinden ayrılıp bir günlük ürüne geçer. Fakat gittikçe azalan bir yaşam gücüyle de olsa, makinenin tamamı o 1000 gün tamamlanana kadar emek sürecinde iş görmeye devam eder. O halde bu iş aracı üretim sürecine bir bütün olarak katıldığı halde, değerlenme sürecine ancak hesaba konu kısmıyla (örneğimizde 1 gün) katılmaktadır. Demek ki kendi mübadele değerini ürüne taksit taksit aktaran iş araçları açısından, üretim süreci ve değerlenme süreci arasında fark vardır.

Marx, derinlere inildiğinde bazı hususların yanlış anlaşılmaması için bu noktada bir uyarıda bulunur. Şöyle ki, burada sözü edilen iş araçlarının tamir edilmeleri değildir. Çünkü üretim sürecinden çekilerek tamire giden bir makine, tamir süreci boyunca artık emeğin aracı değil emeğin konusu (malzemesi) olarak işlev görür. Tamir süreci içinde o makineyle iş yapılmamakta, makine biçimindeki o kullanım değerini tamir etmek için bizzat makinenin kendisi üzerinde çalışılmaktadır. Bu tür tamir işleri için harcanan emek, ilgili iş araçlarının (diyelim söz konusu makinelerin) üretiminin gerektirdiği emeğin bir parçası sayılmalıdır.

Üretim sürecine bir bütün olarak katılmakla birlikte, değişim değerinin oluşumuna ancak taksitler halinde katılan makine örneğini görmüş bulunuyoruz. Üretimde bunun tersi yönde özellik arz eden bir durum da söz konusudur ve Marx buna açıklık getirir. Bir üretim aracı üretim sürecinde fire vererek azaldığı halde, değerlenme sürecine hiç kaybı yokmuş gibi bir bütün olarak katılıyor olabilir. Örneğin iplik üretilirken, her gün diyelim 115 libre pamuğun 15 libresi iplik yerine “devil’s dust”a (“şeytan tozu”na; pamuk döküntüsüne) dönüşmektedir. Ancak bu 15 librelik fire (ziyan) pamuk işleme faaliyetinin ayrılmaz bir parçası olduğundan 100 librelik ipliğin değerine girer. Bu durum, bu atıklar yeni kullanım değerlerine dönüşmedikleri sürece geçerlidir. Marx, yeni kullanım değerlerine dönüşen atıklar için ayrıca örnek verir. “Manchester’daki büyük makine fabrikalarında dev makineler tarafından demir talaşına dönüştürülen dağ boyu demir döküntüleri birikir, bunlar akşamları büyük vagonlarla fabrikalardan dökümhanelere taşınır, ertesi gün demir kütleleri olarak dökümhanelerden tekrar fabrikalara dönerler.” Bu tür döküntüler fire değil, üretilecek yeni bir ürünün ham maddesidir.

Üretici emeğin daha önce yaratılmış eski değerleri yeni ürüne aktarması konusu önemlidir ve Marx bunu veciz biçimde şöyle tasvir eder: “Üretici emek üretim araçlarını yeni bir ürünü oluşturan unsurlara dönüştürürken, bunların değerleriyle birlikte bir ruh kayması olur. Ruh, tükenmiş bedenden yeni oluşan bedene geçer. Ama bu ruh kayması sanki gerçek emeğin haberi olmadan gerçekleşir.” İşçinin üretilen ürüne yeni değer katarken, ürüne giren eski değeri koruması canlı emeğin doğal bir özelliğidir. Bu özellik işçiye hiçbir şey kazandırmaz fakat kapitaliste çok şey kazandırır ve sermayenin değerinin korunmasını ve arttırılmasını sağlar. Üstelik kapitalist, kendini parasını büyütme hırsına kaptırmış bir kişi olduğundan emeğin bu bağışını fark etmez bile.

Üretim sürecinde bir üretim aracı kullanılırken aslında tüketilen şey onun kullanım değeridir; emek bu kullanım değerini tüketerek yeni ürünler meydana getirir. Üretim sırasında makinelerin tüketiminde olduğu gibi, bir metanın tüketimi yalnızca üretim sürecinin bir parçası ise bu tüketim “üretici tüketim” olarak nitelenir. Üretim sürecine katılan faaliyet halindeki işgücünün durumu ise üretim araçlarının durumundan farklıdır. “Emek, belirli bir amaca yönelik olması sayesinde, üretim araçlarının değerlerini ürüne aktarır ve korurken, hareketinin her anında ek değer, yeni değer yaratır.” Daha önceki bölümde üzerinde durulduğu üzere, örneğin 12 saatlik bir işgününde işçinin ücretinin karşılığı 6 saatlik ürüne eşitken, diğer 6 saatlik kısımda işçinin yarattığı değer ise yeni değerdir. Üretim araçları ancak kendi değerlerini ürüne katar, oysa işçi yeni bir değer üretir. İşçinin yarattığı bu artı-değer, ürünün üretiminde kullanılan üretim araçları ile işgücü değerinin toplamının ötesinde bir fazlalığı oluşturur. O halde artı-değer, üretim sonucunda elde edilen yeni toplam değerin, başlangıçta yatırılmış olan toplam sermaye değerini aşan kısmıdır.

Yukarda açıklanan hususlardan hareketle, sermayenin değişmeyen ve değişen kısımları da tanımlanabilir. Açık ki, sermayenin üretim araçlarına, yani ham maddelere, yardımcı maddelere ve iş araçlarına çevrilen kısmı üretim sürecinde değer büyüklüğünü değiştirmez. Bu nedenle bu kısmı değişmeyen sermaye diye tanımlar Marx. Buna karşılık, sermayenin işgücüne yatırılan kısmı ise üretim sürecinde değerini değiştirdiğinden bunu değişen sermaye diye niteler. Değişmeyen sermaye kavramı, kuşkusuz onu oluşturan unsurların değişim değerlerindeki bir değişmeyi (artış ve azalışları) hiçbir şekilde dışlamaz. Şöyle ki, üretime giren üretim araçlarının değerlerindeki artış neticesinde elbette ki değişmeyen sermaye tutarı artar, tersi olursa azalır.

Örneğin yeni bir buluş sonucunda aynı tip makineler daha az emek harcanarak üretilecek olsalar, eski makineler az çok bir değer kaybına uğrar ve bu nedenle de ürüne eskiye oranla daha küçük bir değer aktarırlar, yani değişmeyen sermaye miktarı azalır. Ayrıca, üretim aracının değerindeki bir değişme nasıl ki onun değişmeyen sermaye olma niteliğini ortadan kaldırmıyorsa, değişmeyen sermayenin değişen sermayeye oranındaki bir farklılaşma da bunlar arasındaki işlevsel farkı ortadan kaldırmaz. Diyelim teknik gelişmeler neticesinde aynı sayıda işçi daha gelişkin ve pahalı bir makineyle daha fazla ürün üretirse, yatırılan toplam sermayenin bileşiminde değişmeyen sermaye diğerine göre büyür ve ikisi arasındaki oran da haliyle değişir. Ancak bu sayısal değişikliğe rağmen, her iki sermaye kesimi arasındaki işlevsel fark (değişmez ve değişir olma özelliği) aynen devam eder.

Bölüm 7: Artı-Değer Oranı

1. Emek Gücünün Sömürülme Derecesi

Artı-değerin niteliğini açıklığa kavuşturduktan sonra, Marx matematiksel formüller eşliğinde artı-değer oranını açıklamaya girişir. Bu bağlamda öncelikle sermaye ve onun bileşenleri ilgili formüllerde yer alacak bazı sembollerle ifade edilecektir. Marx’ın kullandığı İngilizce kavramların baş harflerinden türettiği sembollerle ilerleyecek olursak, sermaye büyük harf “C” ile gösterilir. Bu sermaye iki kısma ayrılır: üretim araçları için harcanan değişmeyen sermaye küçük harf “c”, işgücü için harcanan değişen sermaye küçük harf “v” ile temsil edilir. Buradan hareketle üretim sürecinin başındaki durumu ifade eden formül şu olur:

C = c + v

Marx bunu rakamsal bir örnekle de somutlar. Örneğin başlangıçta yatırılmış sermaye 500 sterlin (C) = 410 sterlin (c) + 90 sterlin (v). Üretim sürecinin sonunda ise, bu kez değeri “c + v + m” olan daha değerli bir meta elde edilir. Burada “m” sembolü artı-değeri temsil eder. 500 sterlinlik sermaye üretim sürecinde üzerine eklenen 90 sterlinlik artı-değer ile büyümüş ve 590 sterlin olmuştur. Başlangıçtaki sermayeyi C sembolüyle ifade ettiğimize göre, üzerine artı-değer eklenerek büyüyen sermayeyi ise C' sembolüyle ifade ederiz. Bu açıklananların formülü de şöyle olur:

C' = c + v + m

Şimdi başlangıçtaki durumla bu sonuncu durumu karşılaştıralım. Başlangıçta yatırılan değişmeyen sermaye (c), üretilen üründe aynen kendi değeriyle yeniden ortaya çıkmıştır. Daha önce de açıklandığı üzere, üretim süreci sonunda elde edilen değer artışı (artı-değer) değişmeyen sermayeden kaynaklanamaz. Biliyoruz ki, değer artışı toplam sermayenin yalnızca değişen sermayeye yatırılan (işgücüne harcanan) kısmının ürünüdür. İşte bu değişen sermayenin üretimin sonunda artı-değerle büyümüş halinin formülü ise “v+m”dir ve (m) sembolüyle ifade ettiğimiz artı-değeri şimdi de değişen sermayenin artışı olarak Δv sembolüyle gösterebiliriz. (Burada anlatılanlar matematikle sorunu olan bir okuyucuya biraz karmaşık gibi gelse de, Kapital’in ilerleyen bölümlerinde Marx’ın matematiksel formüller ve semboller eşliğinde açıkladığı çok daha karmaşık konulara hiç değilse bir giriş mahiyetinde kabul görmelidir.)

Bir diğer güçlük ise değişen sermayenin başlangıçtaki biçiminden doğar. Üretim sürecinin başında değişen sermaye için yapılan harcama da sanki durgun bir büyüklükmüş gibi görünebilir (örneğimizdeki 90 sterlin). Fakat üretim süreci işlemeye başladığında bu 90 sterlinin yerini faaliyet halindeki işgücü, yani ölü emeğin yerini canlı emek, dolayısıyla durgun bir büyüklüğün yerini akan bir büyüklük, kısacası değişmeyen bir şeyin yerini değişen bir şey alır. Üretim sürecinde başlangıçta 90 sterlin olan değişen sermayenin (v) üzerine sonuçta 90 sterlinlik bir artı-değer (m ya da Δv) eklenmiş olur. Göz ardı edilmemesi gereken nokta şudur ki, kapitalist üretimin mantığı açısından bakıldığında, sonuçta ortaya çıkan artışı (Δv kadar artı-değer) sanki toplam sermaye (yani değişmeyen ve değişen sermaye toplamı) sağlamış gibi görünür ve artış bu toplama atfedilir. Bu görünüm aldatıcıdır ama artı-değer aslında yatırılmış toplam sermaye bakımından da büyük bir iktisadi önem taşımaktadır. Marx bu konuyu üçüncü kitapta kapsamlı şekilde incelediğini vurgular.

Artı-değer yaratmamasına rağmen, değişmeyen sermaye üretim sürecinde kuşkusuz işlevsiz değildir. Çünkü değişen sermayenin görevini yapabilmesi için, üretimin gerektirdiği teknik koşullara göre, uygun oranlarda değişmeyen sermaye yatırılması gerekir. Değişmeyen sermaye harcamalarının kalemlerini oluşturan üretim araçları, yani değişmeyen sermayenin maddi biçimleri, yalnızca değer yaratan akıcı gücün sabitlendiği maddeyi sağlar. Bu maddenin ne olduğunun (pamuk, demir vb.) önemi yoktur; bu maddenin değerinin şu ya da bu büyüklükte olmasının da kendi başına bir önemi yoktur. Yalnızca, üretim süreci sırasında harcanacak olan emek miktarını yutabilmek için bunlardan yeterli bir miktarda mevcut olması gerekir. “Bu miktar mevcutsa, ister değeri yükselsin veya düşsün, isterse toprak ve deniz gibi değersiz olsun, değer yaratımı ve değer değişmesi süreci bunlardan hiç etkilenmez.”

Buradan hareketle, artı-değer oranının hesaplanmasında değişmeyen sermaye harcaması rahatlıkla ihmal edilebilir. Hatırlayalım, yukarıdaki örneğimizde artı-değer 90 sterlindi. Artı-değeri yaratan yalnızca değişen sermaye olduğuna göre, artı-değerin göreli büyüklüğü, artı-değerin mutlak miktarının değişen sermayeye oranlanmasıyla bulunacaktır. Örneğimize göre bu oran hesaplandığında, sonuç 90/90 = %100 olacaktır. İşte artı-değerin bu göreli büyüklüğüne (bir başka ifadeyle değişen sermayenin göreli değerlenmesine) artı-değer oranı adını vermiştir Marx.

İşçinin üretim sürecinin bir bölümü boyunca yalnızca kendi işgücünün değerini, yani kendisi için gerekli geçim araçlarının değerini ürettiğini görmüştük. Kapitalizmde işçi toplumsal işbölümüne dayanan koşullar altında üretimde bulunmaktadır ve o nedenle de yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu geçim araçlarını (yiyecek, giyecek, barınak vb.) doğrudan doğruya kendisi üretmez. İşçi kendi geçim araçlarının karşılığını, ürettiği ürün neyse ancak o ürün biçiminde (iplik, çizme vb.) üretmiş olur. İşte işçinin diyelim 12 saatlik işgününün bu amaçla kullanılan kısmı, onun geçim araçlarının ortalama günlük değerine bağlı olarak daha büyük veya daha küçük olur. Şayet günlük geçim araçlarının değeri maddeleşmiş 6 iş saatini temsil ediyorsa, bu değeri üretmek için işçinin ortalama olarak bir işgünü içinde 6 saat çalışması gerekir.

İşçi kapitalist için değil de kendi hesabına bağımsız olarak çalışıyor olsaydı, kendi emek gücünün değerini üretmek için, diğer her şey aynı kalmak koşuluyla, ortalama olarak günün aynı uzunluktaki bir kısmını (örneğimizde 6 saat) çalışarak geçirmek zorunda kalacaktı. İşçi kapitalist için çalıştığında, örneğimize göre işgücünün karşılığını ürettiği 6 saatlik kısımda (ve ücret olarak bedeli de 3 şilin olsun) değişen sermayeye eşdeğer üretimde bulunur. Bir başka deyişle değişen sermayeyi yerine koyar, yani kendisi için harcananın karşılığını yeniden üretir. Marx, işgününün bu kısmına gerekli emek-zaman, bu sırada harcanan emeğe de gerekli emek adını verir.

Marx, Kapital’de bu noktaya kadar “gerekli emek-zaman” ifadesini, mevcut toplumsal koşullar altında bir metanın üretimi için gerekli olan emek-zamanı ifade etmek üzere kullandığını açıklar. Takiben “Bu andan itibaren bu ifadeyi özel bir meta olan emek gücünün üretimi için gereken emek-zamanı ifade etmek için de kullanacağız” der. Aynı teknik terimlerin farklı anlamlarda kullanımı yanıltıcıdır, fakat hiçbir bilimde bundan tümüyle kaçınmak da mümkün değildir.

Bir işgünü boyunca, işçinin gerekli emek sınırının ötesine geçerek çalıştığı kısım işçi için aynı şekilde bir işgücü harcamasına mal olur, fakat işçinin cebine giren bir değer yaratmaz. İşgününün bu ikinci kısmı kapitaliste yoktan yaratmanın bütün güzelliklerini sunan artı-değeri oluşturur. İşgününün bu kısmına ise artı emek-zaman ve bu kısımda harcanan emeğe de artı-emek adını verir Marx. (Orijinalinde “surplus labour” olarak geçen bu adlandırmayı, biz nasıl ki çevirideki artık-değer yerine artı-değer deyişini tercih ettiysek, artı-emek olarak kullanacağız.)

Genel olarak değerin anlaşılması için, onu yalnızca emek-zamanın katılaşması, yalnızca maddeleşmiş emek olarak kavramak can alıcı bir önem taşır. Bunun gibi, artı-değerin anlaşılması için de onu yalnızca artı emek-zamanın katılaşması, yalnızca maddeleşmiş artı-emek olarak kavramak o denli önemlidir. Marx bu noktada son derece önemli bir açıklamada bulunur. “İktisadi toplum biçimlerini birbirinden, örneğin, köleliğe dayanan toplumu ücretli emeğe dayanan toplumdan ayırt eden şey, sadece, bu artı-emeğin, dolaysız üreticisinden koparılma (sızdırılma) biçimidir.”

Nasıl ki tüm sınıflı toplumlarda egemenler sömürüyü haklı çıkartmak için birtakım gerekçeler icat etmişlerse, kapitalizmde de burjuva iktisatçılar bu göreve soyunmuşlardır. Kapitalistin mevcut artı-değere el koymasını haklı çıkarmak için burjuva iktisatçılar tarafından ileri sürülen gerekçeler muhteliftir. Marx, bu gerekçelerin ardında gerçek cehaletin yanı sıra, değerin ve artı-değerin dürüstçe çözümlenmesinden ve bunun toplumda doğurabileceği kuşkulu (artı-değere kapitalistçe el konulmasının yasadışı bir soygun olarak görünmesi) sonuçlardan duyulan ve özürcülere has bir korkunun yattığına dikkat çeker.

Değişen sermayenin değeri, kapitalist tarafından satın alınan işgücünün değerine eşittir ve bu değer işgününün gerekli kısmını belirlemektedir. Bu durumda artı-değer ise, kolayca anlaşılacağı üzere, işgününün fazla olan kısmıyla belirlenir. Böylece şu sonuç elde edilir: artı-emeğin gerekli emeğe oranı ne ise, artı-değerin değişir sermayeye oranı da odur. Ya da artı-değer oranı olan m/v formülünün eşdeğerini “artı-emek/gerekli emek” şeklinde de ifade edebiliriz. Artı-değer oranı, işgücünün sermaye tarafından ya da işçinin kapitalist tarafından sömürülme derecesinin kesin ifadesidir. Bununla birlikte, artı-değer oranı sömürünün mutlak büyüklüğünün ifadesi değildir. Marx bunu karşılaştırmalı bir örnekle açıklar. Örneğin gerekli emek 5 saat ve artı-emek 5 saat olsun; bu durumda sömürü derecesi %100 olur. Sömürü büyüklüğü bu örnekte 5 saattir. Diğer bir örnekte ise gerekli emek 6 saat ve artı-emek 6 saat olsa, sömürü büyüklüğü %20 artar ve 5 saatten 6 saate çıkar; fakat %100’lük sömürü derecesi aynı kalır. Her iki örnekte de, işçi, işgününün yarısında kendisi için, diğer yarısında ise kapitalist için çalışmaktadır.

2. Ürün Değerinin, Ürünün Orantılı Kısımlarıyla Gösterilmesi

Bu konuyu açıklamak için, kapitalistin parayı nasıl sermaye yaptığını bize gösteren örneğe geri dönelim. Hatırlayalım, iplik işçisinin gerekli emeği 6 saat tutuyordu, artı-değer de 6 saatti ve dolayısıyla emek gücünün sömürülme derecesi %100’dü. Marx’ın verdiği örnek üzerinden, onun kullandığı sembolleri, rakamları ve ölçü birimlerini değiştirmeden devam edelim. 12 saatlik işgününün ürünü 30 şilin değerindeki 20 libre ipliktir. Pamuk ve iğ şeklindeki üretim araçlarına (c) 24 şilin harcanmıştır. 3 şilin işgücüne ( v) ödenmiştir. İşçiye 12 saatlik işgününün ikinci yarısı için hiçbir şey ödenmediğinden 3 şilinlik artı-değer (m) elde edilmiştir. O halde üretimden çıkan 20 libre ipliğin toplam değerinin bileşimi şöyledir:

30 şilinlik iplik = 24 şilin (c) + 3 şilin (v) + 3 şilin (m)

Şimdi örneğimizi iş saatlerini hesaba katarak sürdürecek olursak, iplik işçisinin 12 iş saatinin (işgününün ödeme yapılan altı saatinin 3 şilin ettiğinden hareketle) 6 şilinde maddeleştiğini görürüz. O halde 2 iş saatinin 1 şilin tarafından temsil edildiğini buluruz. Bunu esas alırsak, 30 şilinlik iplik değerinde 60 iş saati maddeleşmiş olur. Üretim araçları için yapılan harcamanın toplam değerdeki oranı 24/30 yani 8/10’dur ve bu oranı 60 saate uygularsak, üretim araçlarında maddeleşmiş olan emeğin 48 iş saati (60/10=6 ve 6x8 =48) olduğunu buluruz. Buna karşılık işçilik için yapılan ödeme oranı ise 3/30’dur (yani 1/10) ve bunun 60 saat içindeki karşılığı 6 saattir. Aynı şekilde artı-değere karşılık düşen de 6 saattir. Ürün bu şekilde, emek-zaman üzerinden biri yalnızca değişmeyen sermayeyi ve diğeri değişen sermayeyi ve nihayet bir diğeri de yalnızca artı-emeği (veya artı-değeri) temsil eden ürün miktarlarına ayrılmış olur. Marx bunun, daha sonra karmaşık ve henüz çözülmemiş problemlere uygulanmasıyla görüleceği gibi, basit olduğu kadar önemli olduğunu vurgular.

Ne var ki kapitalizmi barbarca savunan çıkarcılar, gerçeklerin üzerini en çirkin biçimlerde örtüp, işçinin bir işgünü boyunca “son saat” hariç kendisi için çalıştığını ve kapitaliste bıraktığı değerin ise ancak “son saat”te üretildiğini savunmuşlardır. Açgözlülüğün kişiyi bu tür mucizelere inandırdığını ve kapitalistlerin bunların doğruluğunu kanıtlayan doktriner dalkavuklardan hiçbir zaman yoksun kalmadığını tarihsel üne sahip bir örnek ortaya koymaktadır.

3. Senior’ün “Son Saat”i

İktisat bilgisiyle tanınan ve kendisi için İngiliz iktisatçılarının esprili kişisi denen Nassau W. Senior, 1836 yılının güzel bir sabahında, Oxford’da ekonomi politik öğretmek yerine onu öğrenmesi için Manchester’a çağırılmıştır. Fabrikatörler, onu yeni çıkartılmış bulunan Fabrika Yasası ve bunun da ötesine geçmeyi amaçlayan on saatlik işgünü projesine karşı baş savaşçı olarak seçmişlerdir. Profesörümüz neticede kendi payına düşeni yapmış ve Manchester’da fabrikatörlerden aldığı dersi 1837 tarihli broşüründe aktarmıştır. Fabrikanın tüm net kârının “son saat”ten elde edildiği zırvasından hareketle, şayet iş saatleri günde 1 saat azaltılacak olsa net kârın tamamının, 1,5 saat azaltılacak olsa brüt kârın tamamının yok olup gideceğini uydurmuştur.

Ancak İngiltere’de, dönemin işçi haklarından yana fabrika müfettişleri bu zırvalara karşı mücadele ederek “vahşi kapitalizm” gerçeğini gözler önüne sermişlerdir. 31 Ekim 1848 tarihli bir fabrika raporunda şu satırlar yer almaktadır: “Çocukların çalıştırıldıkları keten dokuma fabrikalarının havaları tozla ve ham madde tozları zerrecikleri ile o derece yüklüdür ki, iplikhanede 10 dakika durmak bile olağanüstü bir gayreti gerektirir; gözleriniz, kulaklarınız, ağzınız ve burun delikleriniz derhal keten tozu ile dolduğu için, dayanılmaz bir acı hissetmeden burada uzun süre duramazsınız.”

4. Artık Ürün

Ürünün artı-değeri temsil eden kısmına Marx artı-ürün (artık ürün) adını vermiştir. Artı-değer oranı nasıl ki artı-değerin yalnızca değişen sermaye kısmına oranlanmasıyla belirleniyorsa, artı-ürün oranı da, artı-ürün değerinin yalnızca gerekli emeği temsil eden ürün değerine oranlanmasıyla belirlenir. Örneğimizden hareketle verili değerleri şimdi de artı-ürün ve gerekli ürün değerleri olarak düşünürsek sonuç: 90/90 = %100 olacaktır. Artı-değer üretimi kapitalist üretimin belirleyici amacıdır; zenginliğin yükseklik derecesini ölçen şey de ürünün mutlak büyüklüğü değildir, artı-ürünün bu göreli büyüklüğüdür. Vaktiyle Ricardo bu hususa dikkat çekmiş ve yıllık kârın değişmemesi durumunda, çalıştırılan işçi, üretim ve satış miktarının artmasının kapitalist için hiçbir şey fark ettirmeyeceğini belirtmiştir. Netice olarak, artı-değer üretimi kapitalist üretimin başlıca amacı ve hedefidir. O nedenle, kapitalizmde bir insanın ya da ulusun servetinin büyük­lüğünün, ürünün mutlak miktarı ile değil de artı-ürünün nispî bü­yüklüğü ile (artı-ürün oranı) ölçülmesi bu üretim tarzının mantığı gereğidir.