Navigation

Esnek Çalışma ve Güvencesizlik

Kapitalist sistem çürüdükçe ve krizi derinleştikçe daha da saldırganlaşıyor. İnsanlığa ölümü, acıyı, açlığı, yoksulluğu olağan durumlar olarak sunuyor. Sermayenin bekçileri olan hükümetlerse, işçilere, yaşam ve çalışma koşullarını daha da geriye götürecek yasal düzenlemeleri dayatıyorlar azgınca.

İşçi sınıfının çalışma yaşamını altüst eden esnek çalışma sistemi 90’lı yıllardan önce istisnai bir durum iken bugün sermaye sınıfı için vazgeçilmez ve yerleşik bir çalışma biçimi halini almış bulunmaktadır. Esneklik kavramı, “uzlaşmacılık, alttan alma, değişen durumlara uyarlanma” anlamlarını içinde barındırmaktadır. Hatta esnek çalışmayı konu alan makalelerde burjuva ideologların esnekliğe bu temelde yaptıkları vurgu hiç de az değildir. Oysa bazılarının kulağına hoş gelen bu kavramlar, işçiler için daha fazla sömürü, kuralsızlık ve daha derin sefalet koşulları anlamına gelmektedir.

Esnek çalışma, patronlar ve onların ideologları tarafından, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayan, modern ve faydalı bir çalışma biçimi olarak sunulmaktadır. Esnek çalışma ile metropollerin trafik sorununun çözülebileceğini, işe geç gelme oranlarının düşürüleceğini, aşırı yorgunluğun önleneceğini, çalışanların biyolojik saatlerine göre çalışmaya başlamalarına olanak sağlanacağını savunan sermaye ideologları, yalanda sınır tanımamaktadır. Kapitalist sistemde sermayenin dayattığı esnek çalışmanın kuralsız çalışmadan başka bir şey olamayacağı yolundaki itirazlar ise bu kesimler tarafından “dar kafalılık” olarak nitelendirilmektedir.

Esnek çalışma denince akla ilk olarak çalışma sürelerindeki esneklik gelse de, bu uygulama, esnek işgücü kullanımı, esnek ücret uygulanması gibi geniş bir çeşitliliği içinde barındırmaktadır.

Çalışma saatlerinin belirlenmesindeki esneklik, esnek çalışma uygulamalarından birisidir. İşe giriş çıkış saatlerinin ya da vardiya saatlerinin belli olduğu çalışma biçiminden, gün içine yayılan esnek işbaşı ve bitiş saatlerine geçiş pek çok sektörde gittikçe yaygınlaşmaktadır. Gecenin geç saatlerine kadar uzanan çalışma saatlerinin yanı sıra, çoğu fabrikada 8 saatlik üç vardiyanın yerini günde 12 saate varan ikili vardiya sistemi almıştır.

Patronlar, işgücünün esnek kullanımı adı altında, iş yoğunluğunun olduğu saatlerde daha fazla işçi çalıştırarak olası fazla mesai yükünden de kurtulmayı hedeflemektedirler. Çalışma sürelerindeki bu esneme iş yasasında belirtilen çalışma sürelerinin tam ihlali ve kuralsızlaştırmayı getirmektedir. İşçiler çok çeşitli vardiya sistemlerinde ve muazzam bir tempoda çalışmaya zorlanmaktadırlar. Daha az işçiyle daha çok iş mantığıyla da beslenen bu uygulama ile işçilerin posası çıkarılmaktadır.

Esnek çalışma yöntemleri

Esnek çalışma yöntemleri, part-time çalışma, evde çalışma, çağrı üzerine çalışma, sıkıştırılmış haftalık çalışma, iş paylaşımı gibi çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’de ilk önce akla gelen ve en yaygın esnek çalışma biçimi part-time çalışmadır. İş yasasında “düzenli çalışma” kategorisine sokulan part-time çalışma, “işçinin normal haftalık çalışma süresinin tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yasaya göre, part-time işçilerin, çalıştıkları işyerlerinde tam süreli olarak çalışan işçilerin aldıkları haklardan “çalıştıkları süre kadar” yararlanmaları öngörülmektedir. Part-time çalışma önceleri esasen üniversite öğrencilerinin tercih ettiği bir çalışma biçimiydi. Özellikle market ve fastfood sektöründe yaygın olan bu çalışma biçimi gittikçe diğer sektörlere de girdi ve yaygınlaşmaya başladı.

Yasada düzenlenmiş olan ve tam bir kuralsızlaştırma getiren “çağrı üzerine çalışma”nın yaygınlaşması halinde ise işçiler tam anlamıyla patronların keyfinin cenderesine sokulacaklardır. Her ne kadar yasada işçiye çalıştırılacağı günün dört gün önceden bildirilmesi şartı konmuş olsa da pratik uygulamada yasalara kimsenin sadık kalmadığı bilinen bir gerçektir. Günler boyunca telefon başında işe çağrılacağı günü ve saati bekleyen işçilerin sayısı Batı ülkelerinde hiç de az değildir.

Yine Avrupa ve Amerika’da yaygın olan fakat Türkiye’de henüz uygulanmayan diğer bir esnek çalışma biçimi de “iş paylaşımı”dır. Bir işte birden fazla işçinin dönüşümlü olarak çalıştırıldığı bu çalışma biçimiyle, burjuvazi, işin görülmesinde hiçbir aksama yaşanmamasını, maksimum verimin ve sıfır işgücü kaybının gerçekleşmesini hedeflemektedir. Herhangi bir işte bir hafta bir işçi, sonraki hafta diğer işçi çalışmakta ya da hafta ortasına kadar bir işçi haftanın diğer yarısında ise başka bir işçi çalışmaktadır. İşçiler sadece çalıştıkları süre kadar ücret almakta ve sosyal haklarından yine bu süre oranında yararlanabilmektedirler.

Patronların her fırsatta, işçilerin çok izin kullandığına ve bunun azaltılması gerektiğine dair yaygara koparttıkları bilinen bir gerçekliktir. Sermaye, bu çalışma yöntemine, işçilerin mazeret izinlerinin, hastalık izinlerinin, yılık izinlerinin, doğum izinlerinin vb. üretimi aksatmamasını sağlamak üzere de başvurmaktadır. Esnek çalışma ile ilgili makalelerde, patronların pazartesi ve cuma “sendromları”nın ve haftalık yorgunluğun yarattığı verim düşüklüğünden kurtulmak amacıyla esnek çalışma saatlerini tercih ettiği de yazılıp çizilmektedir.

Yine esnek çalışma çerçevesinde mevsimlik, sezonluk, iş yoğunluğuna göre belirlenen iş sözleşmeleriyle çalıştırma da gittikçe yaygınlaşmaktadır. Örneğin okullarda sözleşmeli öğretmenler ve diğer çalışanlar okul dönemi boyunca çalıştırılmakta, dönem sonunda ise işten çıkarılmaktadır. Çalışanlar yaz dönemi boyunca işsiz ve güvenceden yoksun bırakılmaktadırlar. Türkiye’de uygulamaya konulan 4-B/C gibi çalışma biçimleri de esnek çalışma ve ücretlendirmeyi içinde barındıran yeni saldırı şekilleri olarak yaygınlaşmaktadır.

Esnek çalışma biçimlerinden çağrı üzerine çalışma ve evde çalışma da güvencesiz çalıştırma biçimleridir. Çağrı üzerine çalışmada haftalık 20 saat ve bunun üzerinden sosyal güvence öngörülmektedir. Son dönemlerde gittikçe yaygınlaşan evde çalışma sistemi ise tamamen sosyal güvence dışı bir çalışma sistemidir.

İşçilerin patronun belirlediği saatlerde çalışmaya mecbur bırakıldığı, bunun karşılığında komik ücretlere ve sınırlı sosyal haklara mahkûm edildiği bu tür esnek çalışma yöntemlerinde, işçilerin sigorta primleri çalıştıkları süre ile orantılı yatırıldığından, emekli olabilmeleri için gerekli olan prim gün sayısını tamamlayabilmeleri imkânsızdır. Dolayısıyla emekliliğin onlar için hayal olduğu işçiler ömür boyu çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar.

Örgütlü mücadele ertelenemez!

Ekonomik krizin dünya ölçeğinde derinleştiği mevcut dönemde esnek ve güvencesiz çalıştırma yöntemlerinin gittikçe yaygınlaşacağı ve çeşitleneceği açıktır. Kısa süreli, kuralsız çalışmalar, düşük ücretler, kısmi sosyal haklar ve sosyal güvencesizlik önümüzdeki dönemde işçi sınıfına çok daha yakıcı olarak dayatılacaktır. Zaten örgütlenmenin önünde devasa engellerin olduğu bir ortamda, bir de kuralsız ve güvencesiz çalışma ile örgütlenmenin önüne fiilen geçilmek istenmektedir. Çünkü sermaye sınıfı gücünü ve cesaretini işçi sınıfının örgütsüzlüğünden almaktadır.

Burjuvazi, kapitalizmin tarihi boyunca, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını, sosyal haklarını, kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek istemiştir. Ancak egemen sınıfın dayatmalarının ve saldırılarının ulaşacağı noktayı belirleyen esas faktör, işçi sınıfının örgütlülük düzeyidir. Sınıf hareketinin durumunu ve sınıf mücadelesinde ibrenin kimden yana olacağını da bu temel faktör belirlemektedir. Tarih, işçi sınıfının burjuvazinin karşısına bilinçli ve örgütlü bir güç olarak dikildiği durumda, saldırıların püskürtülmesinin önünde hiçbir engel kalmayacağının sayısız ispatıyla doludur. Bugün de başarıya ulaşmak için yapılması gereken şey bellidir: Örgütlenmek ve mücadeleyi yükseltmek!

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no:39, Haziran 2008