Navigation

Devlet Bireysel Emekliliği Neden Teşvik Ediyor?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

2012 yılı Haziran ayında çıkan ve bireysel emekliliği teşvik eden yasa 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi. Sigorta şirketleri aylardır “müjdeli haberi” reklâmlarla kitlelere duyuruyor: 18 yaşından büyük her vatandaşın bireysel emeklilik için bir özel sigorta şirketine yatıracağı her 100 TL için devlet de 25 TL katkıda bulunacak! Yani 100 TL tasarruf edip sigorta şirketine yatırdığınız anda bireysel emeklilik hesabınızda ve tabii ki sigorta şirketinin kasasında 125 TL birikmiş olacak. Reklâmlarda öne çıkarılan vurgu bu yönde olsa da gerçekte devlet katkısından yararlanabilmek belirli şartlara bağlanmış durumda. Bireysel emeklilik sisteminden ilk 3 yıl içinde ayrılmak isteyenler %25’lik devlet katkısından yararlanamayacak. 3 ilâ 6 yıl arasında sistem içinde kalanlar devlet katkısının sadece %15’ini, 6 ilâ 10 yıl arasında sistemde kalanlar desteğin %35’ini alabilecek. %25’lik devlet katkısının tamamını alabilmek için sistemden emekli olmak, vefat veya maluliyet gerekiyor. Emekli olabilmek için en az 10 yıl prim ödemek ve 56 yaşını doldurmuş olmak gerekiyor. Devletin yıllık katkısı kişi başına en fazla 3 bin TL olacak. 2013 bütçesinden 1,25 milyar TL bireysel emekliliğe katkı için ayrılmış durumda.

Devletin katkı payı uygulamasının arefesinde, yani 2012 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 4 milyon kişinin katıldığı bireysel emeklilik sistemine bağlı fonlarda 20 milyar TL birikmiş durumda. Devlet teşviki ile bireysel emekliliğin yaygınlaştırılması ve fonlarda biriken paranın 2023’te 400 milyar TL’ye ulaşması hedefleniyor. Orta sınıfın yanı sıra işçilerin de bireysel emekliliğe özendirilmesi sistemin en önemli ayağını oluşturuyor. İşveren çalışanın maaşının %15’ini bireysel emeklilik şirketlerine yatırırsa, bu rakamı vergi matrahından düşebiliyor.

Nihai amaç kamusal emekliliğin tasfiyesidir!

Devletin emeklilik sisteminden tamamen çekilmesi ve emeklilik sisteminin tümüyle özel sektöre devredilmesi, dünya burjuvazisinin uzun yıllardır gündemindedir. Kamusal sağlık ve emeklilik sistemlerinin tasfiyesi burjuvazinin küresel saldırısının parçasıdır. Sosyal güvenlik sistemleri ve emeklilik sistemi işçi sınıfı mücadelesinin en önemli tarihsel kazanımlarındandır. Özellikle II. Dünya Savaşının ardından işçi sınıfının soluğunu ensesinde hisseden burjuvazi, devrim tehlikesini bertaraf etmek üzere giriştiği “sosyal devlet” uygulamaları çerçevesinde kamusal emeklilik sistemini geliştirmek zorunda kalmıştı. 80’li yıllarla birlikte dünyada siyasal dengeler işçi sınıfı aleyhine değişti. Tüm dünyada kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi gündeme gelirken mevcut emeklilik sistemleri de yeniden masaya yatırılmıştır. İşçi sınıfının ağır bir yenilgi yaşadığı ve faşist diktatörlüğün kurulduğu Şili’de kamusal emeklilik sisteminin tasfiye edilmesi ve yerini bireysel emeklilik fonlarına bırakmasının çok daha erken bir dönemde, –1973 faşist darbesinden sonra– 1981’de gerçekleştirilmiş olması da bunun kanıtıdır.

“Şili’de bireysel emeklilik fonlarını yöneten sigorta şirketlerinin varlıkları gayri safi milli hasılanın %70’ine yaklaşmıştır, ne var ki «özgürleştiği» iddia edilen işçilerin hali pür melali hiç de parlak değildir. Yeni çalışmaya başlayanlar için zorunlu tutulan bu sistemin yirmi yıl içinde görülen ilk sonucu, sisteme dahil olan işçilerin oranının giderek düşmesi ve nüfusun önemli bir bölümünün emeklilik güvencesinden mahrum hale gelmesi olmuştur. Emekliliği hak etmenin zorluğu ve prim yükünün ağırlığı karşısında çok sayıda işçinin sisteme kaydolmadığı Şili’de, sisteme dahil olanlar da primlerini düzenli ödeyememektedir. Emekliliği hak edenlerin gelirlerinin kaderi ise borsa spekülasyonlarına ve piyasa dalgalanmalarının seyrine terk edilmiştir.” (İlkay Meriç, Kamusal Emeklilik Sisteminin Tasfiyesine Doğru, MT, Eylül 2012)

1994’te Dünya Bankası “Yaşlılık Krizinin Önlenmesi” başlıklı bir rapor yayınladı. 1995’te ise Türkiye’de Çalışma Bakanlığı, sosyal güvenlik sisteminde değişiklikler öneren bir rapor hazırladı. Rapor, emeklilik yaşının çok düşük olduğunu, nüfusun giderek yaşlandığını, sosyal güvenlik sisteminin kamu harcamalarına ve bütçe açığına sebep olduğunu öne sürüyordu. Hükümetler bir yandan sosyal güvenlik sisteminin açık verdiğinden söz ederlerken öte yandan patronların kayıt dışı işçi çalıştırmasına göz yummaya ve işverenler lehine prim afları çıkarmaya devam ettiler. Sosyal sigorta fonu düşük faizli devlet tahvillerinde ya da düşük faizlerle bankalarda değerlendirildi. Kısacası bu fonlar zarara uğratıldı, yağmalandı, biriken değer devlet tarafından gasp edildi. Ama bu süreçte burjuvazi emeklilik sisteminin bütçe açığına neden olduğu tezini işlemeye devam etti.

1999’da emeklilik yaşı kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a, prim ödeme gün sayısı ise 5000’den 7000’e yükseltildi. Bu da yeterli görülmedi. AKP döneminde emeklilik yaşının kademeli olarak 65’e yükseltilmesini ve prim gün sayısının kademeli artışını öngören yeni düzenlemeler de yapıldı. Ayrıca aylık bağlama oranları indirilerek emekli maaşları da otomatik olarak düşürüldü.

Bireysel emekliliği teşvik ederken finans kapitali de ihya eden son yasa, OECD’nin bireysel emekliliğin yaygınlaştırılması gerektiğini belirten raporuyla aynı dönemde ortaya çıktı. Kalkınmakta olan ülkelerde yatırımların finansmanı için sigorta fonlarının güçlendirilmesi özel bir önem taşıyor.

Sermayenin sömürecek kaynak ihtiyacı

Türkiye, ekonomisi hızla büyüyen, yatırımları sürekli artan, alt-emperyalist konuma gelmiş bir ülkedir. Türkiye’de gelirlerin %14’ü tasarruf edilmektedir. Mevcut tasarruf oranı burjuvazi tarafından yeterli görülmemektedir. Avrupa’nın en güçlü ekonomisi olan Almanya’da tasarruf oranı %26’dır. Çin’de ise %50’nin üzerindedir. Türkiye içerisindeki tasarrufların yetersizliği bankaları dış kaynaklara yöneltmektedir. Uzun vadede yatırımları sürdürebilmenin ve istikrarlı ekonomik büyümenin güvencesi, iç tasarruf oranının arttırılabilmesine bağlıdır. İşte bu noktada sigorta fonlarının güçlendirilmesi kritik bir önem kazanmaktadır. Sigorta fonları mali sistemin önemli kaynaklarından biridir. Çünkü sigorta fonlarında uzun vadeli tasarruflar birikmektedir. Tasarruflarını bireysel emeklilik fonuna yatıran bir kişi, en az on yıl beklemeden parasını geri çekmek isterse büyük zarara uğrar. Milyonlarca kişinin 56 yaşına gelip emekli oluncaya kadar tasarruflarını emeklilik fonlarına bahşetmesi, burjuvazi için muazzam bir kaynak yaratacaktır. 2023 yılına kadar 400 milyar TL’ye ulaşması hedeflenen emeklilik sigortası fonları, bankaları ve borsayı ihya edecek, böylelikle de burjuvaziye düşük faizli ucuz kredi olarak sunulabilecektir. Emeklilik fonlarının yönetimi finans kapitalin elinde olacaktır.

Kısacası devletin bireysel emekliliği özendirmek için %25’lik katkı payı vermesindeki amaç işçi ve emekçilerin emekliliklerinde rahat etmesi değildir. Bir yandan kamusal emekliliğin tasfiyesinin yolu döşenmektedir, öte yandan burjuvaziye muazzam bir kaynak aktarılmaktadır. Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Recep Koçak, “Kıdem tazminatları fona aktarılırsa tasarruf oranı artar” diyor. Burjuvazinin sermaye ihtiyacını hangi tasarruflarla karşılamak istediği ortadadır.

İşçi ve emekçiler on yıllarca çalışsın, kıdemleri tasarruf fonlarında birikip burjuvaziye kaynak olsun; ücretlerinden kesilen emeklilik payları burjuvazinin fonlarında biriksin, kredi olarak efendilerin emrine sunulsun; ücretlerden kesilen gelir vergileri, KDV ve ÖTV gibi vergiler devletin silahı olsun, büyük sermayeye teşvik olarak sunulsun, işsizlik sigortası fonu patronlara peşkeş çekilsin. Sermaye tüm iştahı, arsızlığı ve saldırganlığıyla işçi sınıfının karşısına dikilmektedir. Burjuva hükümetler sermayeyi ihya etmek için emekçilerin tüm kazanımlarına pervasızca saldırıyor. Kamusal emeklilik sistemi işçi sınıfının tarihsel kazanımıdır. İşçi sınıfının bu kazanımı savunmak için mücadele etmekten başka yolu yoktur.

“Sermaye için önemli olan, insanların sağlığı, mutluluğu ve refahı değil kârdır. Burjuvazi, daha çok kâr için 5 yaşındaki çocuğu da, 85 yaşındaki ihtiyarı da kanını kurutana kadar çalıştırmaktan kaçınmamaktadır. Bir zamanlar «emeklilikte rahat edeceğiz» diyerek zorlu çalışma koşullarına katlanan işçilerin çocukları ve torunları bugün böyle bir umuttan da yoksun durumdadırlar. Onları yaşlandıklarında bekleyen şey emeklilik değil, iş bulma kaygısı, bulduklarında da o yaşta saatler boyunca çalışmaya mecbur edilme işkencesidir. Çoğunluğun çıkarları değil küçük bir azınlığın kârı temelinde işleyen kapitalizm yıkılmadıkça, sermayenin gözünde çocuklarımızın da, yaşlılarımızın da hayatının hiçbir kıymeti olmayacak, yüz milyonlarca emekçi sömürücülerin çıkarlarına kurban gitmeye devam edecektir.” (İlkay Meriç, age)


Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 95, Şubat 2013