AKP’nin “Cem” Oyunu


AKP hükümeti, “makul Alevi” yaratma gayesini kimi zaman Gülen cemaatiyle, kimi zaman da burjuva Alevi temsilcileriyle ortaklaşa yürüttü. Kirli asimilasyon politikasını, sorunun çözümüne dair adım atılıyor ambalajıyla sundu. “Alevi Açılımı”, “Alevi Çalıştayları”, “Alevi İftarları”, “Alevi Cemleri” gibi örtülerle gerçek niyetinin üzerini örttü.


Hz. Ali’nin doğum günü vesilesiyle Mart ayının sonlarında Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma ve Sultan Nevruz Cemi etkinliği düzenlendi. AKP Hükümeti tarafından 1 milyon liralık bütçeyle organize edilen, başbakan ve pek çok bakanın katıldığı etkinliğe dünyanın dört bir tarafından Aleviler de katıldılar. Referandum öncesi düzenlenen etkinlikte sık sık kardeşlik mesajları verildi. 12 Eylül döneminden bu yana ilk kez düzenlenmiş olan etkinlikte konuşan Başbakan Binali Yıldırım; Bu kardeşiniz Alevi kültürüne çok yakın ve çok sıcak bir komşudur. Bu kültürün içinde büyüdüm. Biz iç içe yaşadık, birlikte yaşadık, bundan sonra da ilelebet birlikte yaşamaya devam edeceğiz. Fitne odaklarına karşı çok uyanık olmalıyız” diyerek dirliğe ve birliğe işaret etti. Yıldırım ayrıca “Geçmişle avunarak, ya da her fırsatta geçmişin içinde dolaşarak, bugünü kuramayız. Aramızdaki itilaflar varsa, bunu çözmek bizim en önemli görevimizdir, en önemli sorumluluğumuzdur” diyerek yeni bir Alevi açılımının sinyalini verdi.

Yukarıdaki paragraf, Saray medyasının haberlerinden derlenen ifadelerden oluşuyor. Dolayısıyla tamamen süslü, yanlı ve yalan! Bırakalım meselenin içyüzünü irdelemeyi, yapılan etkinliğin içeriği bile AKP’nin böyle bir derdi olmadığını ortaya koyuyor. “Sultan Nevruz Cemi”, Ali’nin resmi dahi kullanılmadan, Alevilerin ezilmişliklerine ve sorunlarına dair tek kelam edilmeden, taleplerinin üzerinden atlanarak, üstelik “Alevi geleneğinde Cemevi diye kurumsal bir yapı yoktur, bu politik Aleviliğin ürettiği bir kavramdır” diyen bir şahsın organizatörlüğünde gerçekleşti. Fakat iddia odur ki, AKP Alevi sorununu çözecek!

Anadolu’da kimi zaman mırıldanarak, kimi zaman da yüksek sesle söylenegelmiş bir özdeyiş vardır. Asırlar boyunca Osmanlı madrabazlığına, oyunbazlığına, taht kavgalarına ve saray entrikalarına şahitlik etmiş Anadolu halkı durumu “Osmanlı’da oyun bitmez” diyerek özetlemiştir. 15 yıllık iktidar geçmişiyle ve “Yeni Osmanlıcı” fikirleriyle AKP için de bu özdeyişin taşıdığı anlam tastamam geçerlidir. Alevi sorununu çözmek bir yana daha da kanatan ve adeta kangrenleştiren AKP, oyun içinde türlü oyunlar kurma yolundaki politikalarını sürdürüyor!

Öncelikle belirtmek gerekir ki AKP’nin “Sultan Nevruz Cemi” etkinliğinin zamanlaması oldukça manidar! 16 Nisan referandumuna yönelik kitleleri evet demeye ikna sıkıntısı çeken AKP, “Benim çizgim dışındakilere her yol cehenneme çıkar” söyleminin cıvatalarını gevşeterek yumuşama mesajları vermeye başladı. Referandum çalışmalarına “Hayır diyen teröristtir” ile başlayıp, yeterli kitle desteğini göremeyince “Evet diyen de Hayır diyen de saygındır” söylemine dümen kıran AKP, işi kurmaylarının hayır çadırlarına yaptığı ziyaretlere kadar götürdü. Bu U dönüşü, iktidarın sıkışmışlığının apaçık göstergesi! İşte “Sultan Nevruz Cemi” de bu yönüyle AKP’nin bir imaj çalışması! İslami/Sünni kimliği herkesçe malûm olan AKP’li kadroların devlet desteğiyle bir “Alevi cemi” düzenlemiş olmasıyla kamuoyuna mesaj veriliyor. AKP, Türkiye’nin tamamını kapsayıcı bir politik hat izlediği, dolayısıyla söylenenin aksine tek adam rejiminde korkulacak bir taraf bulunmadığı mesajını kitlelerin bilincine işlemeye çalışıyor. Buna paralel olarak Türkiye’de toplam nüfus içerisinde önemli bir niceliğe sahip olan Alevilerin oyları da AKP’nin iştahını kabartmakta! 15 yıllık iktidarında, Alevi sorununun çözümüne dair kayda değer tek bir adım dahi atmamış olması, Alevilerin taleplerinin hâlâ talep düzeyinde kalması AKP’nin kardeşlik martavallarının içyüzüne fazlasıyla ışık tutsa da yapılan etkinlikle Alevilere hafifçe göz kırpıldı. Tonlarca para dökülerek ve istismar edici laf kalabalığı eşliğinde “Alevi ayrımcılığı yapmıyoruz, bu sorunu biz çözeceğiz” temasıyla düzenlenen etkinlikle AKP, açıkça “evet” oyu avcılığına soyundu. Ezilen kimliklerin yaralarını ve taleplerini umursamayan AKP, onları adeta seçimden seçime hatırlayarak salt bir oy deposu olarak görüyor. Dolayısıyla “Sultan Nevruz Cemi” bir yönüyle AKP’nin bir milyon liralık referandum yatırımı!

Alevileri ehlileştirme politikasında tam gaz!

“Sultan Nevruz Cemi” etkinliğini referanduma yönelik basit bir oy avcılığıyla sınırlı görürsek, AKP’nin önemli bir başka hedefini ıskalarız. AKP hükümeti, kendi Kürdünü yaratma girişiminden sonra, şimdi de kendi Alevisini yaratma peşinde. Elbette bu yeni bir şey değil. Daha önce de “Alevi açılımı ve çalıştayları” gündeme gelmiş ama fos çıkmıştı. Açıldığı gibi kapanan, taleplerin karşılanması bir yana “Devlet Alevisi” yaratma girişiminden başka bir yönü bulunmayan AKP’nin açılım kartı yeniden masaya sürülüyor. Niyet ve hedef açık! Kürt halkı gibi Aleviler de; ötekileştirilmiş inançlarıyla, belleklerinde tazeliğini koruyan kanlı tarihleri ve hâlâ diri korkularıyla Türkiye’deki toplumsal muhalefetin önemli bir ayağını oluşturuyorlar. Özellikle Alevi gençliği sol-sosyalist hareket içerisinde faal bir pozisyonda. İşte bu nedenledir ki burjuvazinin has partisi AKP, Kürtleri olduğu gibi Alevileri de bölmek ve tüm toplumsal muhalefet odaklarını dağıtmak istiyor. “Yoldan çıkmış” Alevileri ehlileştirerek (!) düzene yedeklemeye çalışıyor.

Bilindiği gibi AKP sözcüleri 2007 yılına dek Alevi kelimesini ağızlarına dahi almadan, TC’nin geleneksel inkârcı politikasını en basit haliyle uyguladılar. 2007 ve sonrası ise AKP’nin daha sinsi, daha tehlikeli bir politika ürettiği ve bu doğrultuda sihirli kavramları türettiği bir dönem oldu. Alevi toplumu ve Alevilik devlet eliyle yeniden şekillendirilmeye çalışıldı. İlk elden Aleviliğe, devlet tanımı getirildi. Devlet, ne haddineyse keşfettiği yeni tanımlama ile Aleviliği “Ali severliğe” indirgeyerek, Alevi sorununu kendince çözüme kavuşturdu! Öyle ki bu tanım üzerinden Erdoğan dahi kendisini “dört dörtlük Alevi” olarak, Davutoğlu ise “en büyük Alevi” olarak göstermişti! Kendisini, uydurulan tanımın içine sıkıştırmayan Aleviler ise “Alisiz Alevi”, “Marksist Alevi”, “Ateist Alevi” diye marjinalleştirilmeye çalışıldılar. Aleviliğin devlet lügatiyle tanımlanmasının ardından sıra Diyanet İşleri Başkanlığının mezhepçi tedrisatından geçirilmesine geldi. Bu aşamada Alevilik, İslam içinde Hanefiliğin bir alt versiyonu veya kültürel bir farklılık olarak lanse edildi. Zorunlu din dersi müfredatında tezleri çürütülerek, tarihi çarpıtılarak “Ehlibeyt Yolu” adıyla okutulmaya başlandı. AKP dümenindeki burjuva devlet, dedeler üzerinden Alevileri kıskaç altına almak için de epey mesai harcadı. Alevi dedelere maaş, gri pasaport, eğitim sertifikası, ücretsiz Hac ziyareti gibi rüşvetler verilmeye çalışıldı. Dedelere eğitim verileceği ve ancak bu eğitimden “başarıyla” geçebilen dedelerin dedelik yapabileceği, başarısız olanların ise yok sayılacağı açıklandı. Yönetiminde İslami kuruluşların olduğu “Alevi okulları”, cemevlerine ise Kuran kursları açılmaya başlandı. Hatırlayalım şimdilerde FETÖ ilan edilen Gülencilerin ortaklığında, zamanında Cami-Cemevi projesi de ortaya atılmış, fakat Alevilerin tepkisiyle karşılaşınca proje ortada kalmıştı.

AKP hükümeti, “makul Alevi” yaratma gayesini kimi zaman Gülen cemaatiyle, kimi zaman da burjuva Alevi temsilcileriyle ortaklaşa yürüttü. Kirli asimilasyon politikasını, sorunun çözümüne dair adım atılıyor ambalajıyla sundu. “Alevi Açılımı”, “Alevi Çalıştayları”, “Alevi İftarları”, “Alevi Cemleri” gibi örtülerle gerçek niyetinin üzerini örttü. Fakat her defasında yumuşak örtünün altındaki AKP’nin gerçek yüzü sırıtıverdi. Alevi sorununa yönelik çok konuşan iktidar, sorunun çözümü doğrultusunda tek adım dahi atmadı. Çünkü Osmanlı sevdalısı AKP kurmayları da bizzat ecdatları gibi bir hayli hazımsız ve çözümden uzaklar! Bizzat Erdoğan, Madımak katillerinin avukatlarını bakan yapan, cemevleri için “Cümbüş Evi” diyen, Sivas Katliamı davası zamanaşımından düşünce “Hayırlı Olsun” diyerek kutlama yapan, seçim meydanlarında Aleviliği yuhalatan, on binlerce Alevi-Kızılbaşı kılıçtan geçiren Yavuz Sultan Selim’in adını 3. köprüye veren bir şahıs! Alevileri fişleyen, işten atan, evlerini işaretleyen bir zihniyetin baş sözcüsü! Dolayısıyla Alevi işçi ve emekçilerin önemli kesimi, değil sempati duymak veya oy vermek, AKP ve sözcülerine nefretle bakıyor. Fakat nefret etmek yetmez. Egemenlerin mezhepçi, ayrıştırıcı, sömürücü zihniyetine duyulan nefret örgütlü bir güce dönüştürülmediği takdirde hiçbir anlam ifade etmez. Sadece AKP’nin değil, bir bütün olarak burjuvazinin, demokratik haklar konusunda, hiçbir kesim için atacağı tutarlı, kararlı ve köklü bir adım yoktur. Alevi işçi ve emekçiler, kendi sınıf örgütlerinde yerini alarak kapitalizme karşı mücadeleye girişmelidir. Alevi emekçilerin de hem sınıfsal hem de inançsal ezilmişliğinin sona ermesinin başkaca bir çıkış yolu mevcut değildir. Egemenlerin oyunları, tüm inanç ve milletlerden işçilerin birliğiyle bozulur.

Ayrımcılığa da, İstismara da, Asimilasyon Politikalarına da Hayır!

Tek Adam, Tek Millet, Tek İnanç Rejimine Hayır!

Bozuk Düzende, Sağlam Çark Olmaz. Bozuk Düzen Kapitalizme Hayır!