Navigation

Direniş Gecesi ve Siyaset Ayrımı!

Sinter ve Gürsaş işçilerinin Birleşik Metal-İş öncülüğünde düzenlediği “Gün Dayanışmayı ve Mücadeleyi Yükseltme Günüdür” dayanışma gecesi işçilerin birliği ve coşkusu kadar, DSP ve CHP milletvekillerine duyulan tepki ile de akıllarda kaldı. İşten atılmaların, düşük ücretlerin, sendikasızlaştırmaların yoğunlaştığı bir dönemde, gündeme seçimler de gelmiştir. Bu dönemde mücadele eden işçiler burjuva siyasetine ve siyasetçisine karşı her zamankinden daha uyanık olmak zorundadırlar.

Seçim dönemlerinde burjuva partilerin, grev, direniş ve işçi eylemlerinde boy göstermelerine aldanmamalıyız. Sermaye partilerinin gerçek amacı işçilerin grev, direniş ve eylemlerinin başarıya ulaşması değildir. Onların gerçek amacı işçilerin oylarını almak, sendikacıların desteğini kazanmak ve işçi eylemlerini kullanarak kendi politikalarına toplumsal destek sağlamaktır.

Sinter ve Gürsaş işçilerinin direniş gecesinde DSP ve CHP milletvekilleri kürsüye çağrılıp, dakikalarca konuşmalarına izin verildi. Sendikal mücadeleye “katkılarından” dolayı kendilerine plaketler verildi. Yıllardır (seçim dönemleri hariç) oturdukları koltuklardan kalkıp bir kez bile direniş, grev ve eylem yerlerini ziyaret etmemiş bu vekilleri acaba kaç işçi tanımaktadır? Bu vekiller ne zaman işçilerle birlikte patronlara karşı mücadele vermişlerdir? Bu vekiller işçi kürsülerinde konuşmak için ne tür bir bedel ödemişlerdir?

Sendika yöneticileri ve işçi kardeşlerimizin iyi bildiği gibi, dün olduğu gibi bugün de, sermaye partilerine asla güven duymamalıyız. CHP ve DSP, ne işçi ne de sendikaların çıkarlarını savunan partilerdir. Onlar sermaye partileridir. 1960’lı yıllardan itibaren yükselen işçi mücadelelerinde, işçilerin örgütlenmesinden, bilinçlenmesinden ve mücadelesinden korkan patronlar, sözde sol görünümlü bu partileri ortaya çıkarmışlardır. Bu partiler işçi sınıfını pasifize etmeye ve mücadelesini frenlemeye çalışmaktadırlar. 1970 yılında özünde DİSK’in önünün kesilmesi için yasa teklifini veren iki partiden biri CHP’dir. Ecevit’in iktidarda olduğu 1999 yılında insanlar depremin acılarıyla boğuşurken, DSP hükümeti, parlamentodan emeklilik yaşını yükselten bir yasayı çıkartmakla meşguldü.

Bu iki partinin işçi sınıfına verdiği zarar, uzun uzadıya tarihten verilecek örneklerle anlatılabilir. Fakat dayanışma gecesinde işçilerin protestolarına neden olan CHP’li Kadıköy Belediyesinin sendika düşmanı tavrı hâlâ güncelliğini koruyor. CHP’li belediye başkanının sendikalarla ilişkileri oldukça baskıcı ve düşmancadır. Örneğin geçtiğimiz yıl DİSK/Genel-İş sendikasıyla toplu sözleşme görüşmeleri yapan Kadıköy Belediyesi, işçilere AKP’li belediyelerden bile daha düşük bir zammı dayatmıştır. Bu belediye, KESK/Tüm Bel-Sen üyelerinin toplu sözleşme hakkını da tanımamaktadır. Son olarak geçtiğimiz aylarda DİSK/Dev Sağlık-İş sendikasına üye işçiler işten atılmıştır. Dolayısıyla direniş gecesinde işçi kürsüsünde aynı partinin milletvekilinin konuşması işçilerin haklı tepkisini çekmiştir. Salondan, önce “Kadıköy’de sendika hakkını tanıyın” sesleri yükselmiştir. Milletvekili aldırmayıp konuşmaya devam edince, “İşçiler Kürsüye!” sloganı atılmıştır. Meclis kürsülerinde sataşmalara, küfürleşmelere ve kavgalara fazlasıyla teşne olan milletvekilleri bu tür durumlardan sıyrılmayı da gayet iyi bilmektedirler. Nitekim CHP milletvekili de “provokasyon yapmayın”, “ben simitçinin, boyacının vekiliyim” demagojisine girişerek slogan atanları hedef göstermiş ve tepkileri bastırmaya çalışmıştır. Sinter işçileri tartışmaları büyük bir dikkatle izlemişlerdir.

İşçilerin burjuva partiler arasında bölünmesi sınıf mücadelesinin ve sendikaların gücünü zayıflatmaktadır. Bugüne kadar birçok sendikalaşma mücadelesi, grev ve direniş, devrimci işçi örgütlerinin desteğiyle başarıya ulaşmıştır. Devrimci işçi örgütleri sendikal mücadeleyi ileriye çekmiş, sendikaları işçilerin bağımsız sınıf çıkarlarının savunulduğu örgütler haline getirmeye çalışmışlardır. Bunun karşısında, sermayenin ajanlarının sendikalara sızmasıyla işçi hareketi felce uğramıştır. Krizin etkilerinin yoğunlaştığı, sendikalaşma oranlarının düştüğü ve sendikal yasakların işçi mücadelesine darbeler vurduğu günümüzde, sendikalı işçilerin gerçek dostları sermaye partileri değil devrimci işçi örgütleridir. Direniş gecesinin en büyük eksikliği kürsünün direnişin bir parçası olmuş işçi örgütlerinden ziyade sermaye partilerine açılmış olmasıdır.

Sinter ve Gürsaş işçileri arasında elbette hâlâ CHP, DSP, MHP veya AKP türünden sermaye partilerine oy veren işçiler vardır. Sendikaların bu partilere oy veren işçiler arasında ayrım veya ayrıcalık yapması düşünülemez. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun, sendikal mücadelede işçiler ortak talepler etrafında birleşmektedirler. Mücadele eden işçilerin bu partilere güvenleri böylece yok olmaktadır. Sendikalaşmaya, direnişe ve işçi mücadelesine yasaklar koyan patron partilerinin hepsi (muhalefeti ve iktidarı ile) de teşhir edilmelidir. Ancak bu şekilde, toplumda iki farklı sınıf siyaseti olduğu anlatılabilir: İşçilerin ve patronların siyaseti. Sendikalara hâkim olması gereken siyaset sermayenin sağ veya sol kulvarlarının siyaseti olmamalıdır. Sendikalara işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını savunan siyaset, yani işçi sınıfının devrimci siyaseti egemen olmalıdır.

Mecliste Sinter Metal işçileriyle görüşen AKP’li Çalışma Bakanı Faruk Çelik, işçilerin sorunlarıyla “ilgileneceğini” söylemiş… Hatırlayalım, TBMM’de tersanelerde ölümleri durduracağını söyleyen vekillere rağmen tersane işçileri hâlâ iş cinayetlerinde hayatlarını kaybediyorlar. 1 Mayıs’ı işçi bayramı yapacağız diyenler işçileri coplatmaya devam ediyorlar. Anayasal hak olan sendikalaşma hakkını kullanan kamu çalışanları ve işçiler, işten atılmaya, sürülmeye devam ediliyorlar. Burjuvazinin çıkarlarını savunan ve kendi ceplerini dolduran vekiller, asgari ücrete günlük 77 kuruş zam yapıyorlar.

Tüm sorunların çözüm adresi işçilerin kendi örgütlerinde birleşerek mücadeleye girmesidir. Sendikaların görevi işçileri sadece üye yapmak değil, doğru bir sınıf çizgisiyle mücadeleye önderlik de etmektir. Ancak bunun olabilmesi için sendikalarda militan sınıf sendikacılığını egemen kılmak gerekiyor. İşçi sınıfı uzlaşmacı ve işbirlikçi “çağdaş sendikacılık” anlayışıyla değil, militan bir mücadele perspektifini savunan militan sınıf sendikacılığı anlayışıyla kazanabilir. Sendikaları gerçek bir işçi örgütü haline getirmek, sendikalardan burjuva siyasetini kovmak ve sendikalarda işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını savunan siyaseti egemen kılmak için mücadeleyi daha da güçlendirmeliyiz.