Navigation

Ekim Devrimine Giden Süreçte İşçi Denetimi Deneyimi

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Devrim, komiteler ve işçi denetimi

1917’nin Şubatında başlayan Rus devrimi kurulu düzeni temellerinden sarsmış, toplumun hemen her kesimini ve işçi sınıfının tüm katmanlarını devrimci sürecin içine çekmişti. Devrimci kitleler, Çarlığın yerle yeksan olduğu ilk günden itibaren siyasal iktidarın fethi sorunuyla karşı karşıya geldiler. Devrim ya proletaryanın iktidarına ilerleyecek ya da karşı-devrimle son bulacaktı! Savaşın yıkıcı ve yok edici etkisi, kıtlık ve açlık, işçilerin uzun ve yıpratıcı çalışma koşulları, askerlerin aşağılanmasına yol açan ordunun pederşahi yapısı, yoksul köylünün toprağa olan ihtiyacı devrim sürecinin dinamiklerini oluşturuyordu.

Devrim kıvılcımının çakılmasıyla kitleler adım adım her alanda inisiyatifi ele almaya başlamışlardı. 1 Martta yayınladığı bildiriyle askerlere komiteleşme çağrısı yapan ve orduyu demokratikleştiren Petrograd Sovyeti, 7 Martta işyerleri komitelerinin kurulması için harekete geçilmesi talimatını veriyordu: “Fabrika ve atölye yönetiminin denetlenmesi, işgücünün uygun biçimde örgütlenmesi için, fabrika ve atölye komiteleri derhal kurulmalıdır. Bunlar, işgücünün boşa harcanmamasını ve tesislerdeki çalışma koşullarının düzeltilmesini sağlamalıdır.” (akt:Carmen Siriani, İşçi Denetimi ve Sosyalist Demokrasi, Sovyet Deneyimi, Belge Yay., s.25) Sovyetlerin yönetiminde çoğunluk olan Menşevikler ve Sosyal Devrimciler, devrimin burjuva sınırların ötesine geçmesine karşı çıktıkları halde bu kararları almak zorunda kalmışlardı ve devrimci kitlelerin zoruyla daha bu tip birçok karar alacaklardı.

Şubattan önce ya da o ay içinde kurulan çok sayıda grev komitesi, kendiliğinden ayaklanma komitelerine dönüşmüştü. Devrimin Çarlığa galebe çalmasıyla birlikte, işçiler, ayaklanma organına dönüşen grev komitelerinden hareketle pek çok işyerinde kendiliğinden komiteler kurdular. Sovyetlerin çağrısı komiteleri devrimci organlar olarak meşrulaştırmış, tüm işçileri yeni komitelerin kurulması yönünde harekete geçirmişti. Devrimin ilk günlerinde komitelerin çekirdeğini oluşturan ve örgütleyenler aynı zamanda sovyete seçilen işçi delegelerdi. Çok değil devrimin üzerinden bir ay bile geçmeden komiteler her işyerinde kurulmuş, sovyetler ve komiteler aracılığıyla devrimci işçi kitleleri özel ve devlet sektörünün tüm katmanlarında muazzam bir örgütlü güce ulaşmış ve yaşamın her alanına damgalarını basmaya başlamışlardı.

Devrimci kitlelerin yegâne iktidar organı olan sovyetler ile burjuva Geçici Hükümetin karşı karşıya gelmesinde cisimleşen siyasal alandaki ikili iktidar, kaçınılmaz olarak, fabrikalarda da bir ikili iktidarın ortaya çıkmasına neden oldu. Komiteler devrimin kazandırdığı meşruiyetle, fabrikalarda ikinci bir yönetim olarak hareket etmeye ve kapitalistlerin tüm kararlarına müdahale etmeye başlamışlardı. Bu müdahalelerin ilk evresini işçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi oluşturmaktaydı. Temel istemlerden bazıları şunlardı: Çalışma saatlerinin sekiz saate düşürülmesi, ücretlerin yükseltilmesi, parça başı ödeme sisteminin kaldırılması, erkeklerle kadınlara eşit ücret ödenmesi, işten atılan işçilere tazminat verilmesi, işçilerin yönetim tarafından aşağılanmaması ve işyerlerindeki çalışma koşullarının düzeltilmesi.

Buna mukabil, burjuvaziyle savaşımın mihenk taşını üretimin kontrolü meselesi oluşturuyordu. Devrimi boğmak üzere kapitalistlerin her türlü entrikaya başvuracağını bilen işçi yığınları, gerek bunu önlemek gerekse taleplerini kabul ettirmek amacıyla üretimde işçi denetimini hayata geçirmek istiyorlardı. Üretimde işçi denetiminin kapsamı şöyle formüle edilmişti: Üretim alanı, siparişler, stoklar, hammaddeler, şirket belgeleri ve muhasebe defterleri komiteler üzerinden işçilere açılmalıdır! Bunun yanı sıra, çalışma saatleri, ücretler, işe alma ve işten çıkartma, tatiller ve benzeri meselelerin karara bağlanmasında da komitelerin onayının alınması talep ediliyordu. İlerleyen aylarda kapitalistlerin giriştiği sabotajlar, işçi denetimi için mücadelenin ne denli önemli olduğunu gözler önüne serecekti.

Devrimci kitleler birçok noktada patronların rızasını almaya gerek duymuyorlardı, gerçek gücün kendilerinde olduğunun farkındaydılar ve kararlarını fiilen hayata geçiriyorlardı. Örneğin işçileri aşağılayan, onları köle ve hatta hayvan yerine koyan ve komiteleri dikkate almayan yöneticiler derhal işten çıkartılıyordu. İşçilerin en acil istemlerinden birisi, sekiz saatlik işgününün hiç zaman yitirilmeden uygulanmasıydı. Nitekim Çarlığın yıkılmasının ardından Petrograd ve Moskova’da birçok işyerinde işçiler, hükümetin kararını beklemeden sekiz saatlik işgününü fiilen uygulamaya koydular. Devrimci kitlelerin bu fiili tutumu karşısında Menşeviklerin ve Sosyal Devrimcilerin yönetimindeki sovyetler, 10 Martta burjuva hükümetle bir anlaşma imzalayarak sekiz saatlik işgününü Petrograd işçileri için yasallaştırdı. Ancak patronlara sekiz saatlik işgününü kabul ettiren bu anlaşma değil, devrimci işçi yığınlarının zoruydu; yine de bu sorun Ekim’e kadar tam anlamıyla çözülemedi ve patronlar ile işçiler arasındaki savaşımın önemli bir ayağını oluşturmaya devam etti.

Ayrıca 10 Mart anlaşmasıyla; eşit, gizli ve herkese açık oylama ile seçilecek işyeri komitelerinin oluşturulmasına da izin veriliyordu. Ancak bu izin, komitelerin görevlerini sendika işyeri temsilciliğine indirgeyen bir düzenlemeyle birlikte verilmişti ve ilerleyen günlerde Geçici Hükümet, bu sınırlama çerçevesinde komiteleri resmen tanıdı. Ama komiteler meşruiyetlerini burjuva hükümetin verdiği izinden değil devrimci kitlelerden alıyorlardı ve hiçbir şekilde bu sınırlamayı tanımadılar. 2 Nisanda bir konferans yapan Petrograd savaş sanayii işçileri komitelerinin temsilcileri, yayınladıkları bildiride fabrika içi örgütlenmeyi ilgilendiren bütün yönergelerin ve idari personelin aldığı bütün kararların işyeri komitelerinin onayından geçmesi gerektiğini ilan ediyor ve şöyle diyorlardı: “Fabrika Komitesi idari, ekonomik ve teknik alanlarda yönetsel faaliyetleri denetler… Fabrika Komitesi’nin temsilcilerine bilgi amacıyla yönetimin bütün resmi belgeleri, üretim stokları ve fabrikaya giren veya fabrikadan çıkan bütün kalemlerin ayrıntıları verilmelidir.” (akt: Maurice Brinton, Bolşevikler ve İşçi Denetimi, Ayrıntı Yay, s.26)

15 Nisanda Petrograd’da yapılan bir başka konferansta ise işyeri komitelerinin işleyiş kurallarını ve görevlerini ele alan bir taslak hazırlandı ve böylece işçi denetimi tüm işyerlerinde belirli düzeylerde ortaklaştırılmış oldu. Devrimci kitleler şimdilik önlerine üretimin denetlenmesi meselesini koymuşlardı ve komiteler de bu kapsamda hareket etmekteydiler. Lakin üretimin denetlenmesinin ilânihaye sürmeyeceği ve bunun yönetime doğru ilerletilmesi gerektiği düşüncesi gün geçtikçe işçiler nezdinde bilince çıkıyordu ve bu hedefe yönelik bildiriler yayınlanıyordu. Bu hedefi işaret eden ilk bildiri 24 Nisanda, on binlerce işçinin çalıştığı ve Bolşeviklerin önemli ölçüde destek gördüğü Putilov fabrikası işyeri komitesinden geldi: “Belirli tesislerdeki işçiler bir yandan öz-yönetimi öğrenirken, bir yandan da kendilerini, fabrikaların özel kişilere ait olması sisteminin yıkılacağı ve üretim araçlarının işçi sınıfına devredileceği güne hazırlamaktadırlar. Şu anda sadece küçük ayrıntılarla uğraşıyor olsak bile, işçilerin gerçekleştirmek için mücadele verdikleri bu büyük ve önemli amaç, her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.” (akt: Carmen Siriani, age, s.36)

Dağınık durumdaki fabrika komitelerini bir çatı altında toplamak amacıyla, çoğunlukla Bolşeviklerden oluşan Petrograd’daki komite temsilcileri, kent düzeyinde bir konferans yapılması için harekete geçmiştiler. Nitekim 29 Nisanda Putilov fabrika komitesi bu temelde bir çağrı yayınladı. Konferans 30 Mayıs ile 5 Haziran arasında yapılacaktı. Devrimci kitleler sürekli olarak muazzam bir kaynama içindeydiler: İşyerlerinde, sovyet merkezlerinde, mahallelerde, kışlalarda, cephelerde ve köylerde toplantılar yapıyor, sorunlarını ele alıyor ve olayların gidişatına müdahale ediyorlardı. Olayların bu baş döndürücü gelişimi içinde, işçi denetiminin organları olarak komiteler, Nisanın sonuna doğru devrimin gidişatını belirlemeye başlayan bir düzeye yükseldiler.

Lenin, Bolşevikler, Menşevikler ve işçi denetimi

İşçi sınıfının iktidarı almaya hazır olmadığını, sosyalist devrimden önce burjuva devriminin tamamlanması gerektiğini söyleyen Menşevikler, sovyetlerin tüm iktidarı almasına da, üretimde işçi denetimine de karşıydılar. Menşevikler ve Sosyal Devrimcilere göre sovyetler “devrimci demokrasi”nin organlarıydılar ve bu organlar, burjuva devriminin tamamlanması için Geçici Hükümete baskı uygulamalıydılar. Esasında Stalin-Kamanev ikilisinin başında bulunduğu Bolşevik Petrograd örgütü de, Bolşevik işçilerden farklı olarak, başlangıçta Menşeviklerle aynı görüşteydi. “Geçici Hükümet fiiliyatta devrimci halkın elde ettiklerini sağlamlaştırma rolünü üzerine almıştır” diyen Stalin, “olayların akışını zorlamakta şimdilik çıkarları olmadığını” belirtiyor ve şartlı olarak Geçici Hükümeti destekleyeceklerini ilan eden bir bildiri yayınlıyordu (akt: Marcel Liebman, Rus İhtilâli, Varlık Yay., s.158-59). Buna mukabil Lenin, “taktiğimiz tam güvensizliktir, yeni hükümeti hiç desteklemeyeceğiz” demekteydi. Uzaktan Mektuplar başlığı altında bir dizi yazı kaleme alan Lenin, bu düşünceyi hep yineledi ve fakat bu yazıların biri hariç geri kalanı Stalin-Kamanev yönetimindeki Pravda’da yayınlanmadı.

İkili iktidar sürecinin geçici karakterinin tümüyle farkında olan ve işçi sınıfının iktidarı almaması durumunda karşı-devrimin galebe çalacağını haykıran tek kişi, denilebilir ki Lenin’di. Rusya’ya dönüşünün ertesinde, yani 4 Nisanda, Bolşevik ve Menşevik işçilere seslenen Lenin, sovyetlerin mümkün olan biricik devrimci hükümet olduğunu, devrimin Komün tipi bir örgütlenme yarattığını ve tüm iktidarın tez elden sovyetlere geçmesi gerektiğini açıkladı. Lenin’in ana sloganı şuydu: “Tüm iktidar sovyetlere!” Bugünkü Devrimde Proletaryanın Görevleri adlı tezlerinin yedinci ve sekizinci maddelerini işçi denetimi hususuna ayırmıştı: Ülkedeki büyük bankalar, üretim ve ürünlerin dağıtımı derhal işçi vekilleri sovyetleri tarafından denetlenmeye başlanmalıdır! 17 Mayısta ise Pravda’da şöyle yazıyordu: “İşçiler, denetimin, gerçekten ve mutlaka işçilerin kendileri tarafından derhal gerçekleştirilmesini talep etmelidirler.” Lenin işçi denetimine girişen devrimci kitlelerin bu aşamada kalamayacaklarını, yaşanan sınıf savaşımının zorunlu olarak kitleleri tüm iktidarı almaya ilerleteceğini ve bu yolda onların karşısına dikilenlerin maskelerini düşüreceğini çok iyi biliyordu.

Sanayi merkezlerinde pek çok komitede görev üstlenen ve işçi denetimi için mücadele veren Bolşevik işçiler, zaten Lenin’in yanındaydılar. Lenin, Nisanın sonuna doğru partisinin yönetimine de tezlerini kabul ettirdi. Nihayetinde devrimci işçi kitlelerinin yönelimi ile onların önderliğini ele geçirmeye çalışan Bolşeviklerin sloganları örtüşüyordu. Üretimin kontrolü için mücadele, sovyetlerin ve sendikaların yönetiminde çoğunluğu elinde bulunduran Menşeviklerin maskesini düşürmeye başlayacaktı. Petrograd Birinci Fabrika Komiteleri Konferansı 30 Mayıs ile 5 Haziran arasında toplandı. Bu konferansa katılan Menşevik çalışma bakanı Skobelev şöyle konuşuyordu: “Sanayinin yönetilmesi ve kontrolü, belirli bir sınıfın konusu değildir. Bu devletin görevidir. Devlete bu organizasyon görevinde yardımcı olma sorumluluğu bireysel bir sınıfa, özellikle de işçi sınıfına düşmektedir. … Fabrika komiteleri sadece üretimin sürdürülmesi ile ilgilenmeli, ancak üretimi ve fabrikaları devralmayı düşünmemelidir. Fabrikatörler bir tesisi gözden çıkartsa bu işçilerin eline geçmemeli, şehir yönetimi ya da merkezi hükümetin kontrolüne bırakılmalıdır.” (akt: Carmen Siriani, age, s.68)

Bu sözleri sarf eden kişi bir burjuva değil, kendine sosyalist diyen Menşevik bir bakandı: Devrimi işçi sınıfının iktidarına ilerletmek gibi bir ufuklarının olmadığını bir kez daha ortaya koymuştu. Menşevikler devrimci işçi kitlelerini, ölü doğan burjuva hükümetin bir payandası haline getirmek ve burjuva düzeni yeniden tesis etmek amacıyla kullanmak istiyorlardı. Buna mukabil devrimci işçiler, bu reformist yaklaşımın kendi sınıf çıkarlarına ve acil sorunlarına hitap etmediğinin farkındaydılar ve her geçen gün daha da farkında olacaklardı. Tam da bunun bir ifadesi olarak, bu konferansta bir konuşma yapan Lenin, delegelerin büyük desteğini aldı ve alınan kararlara Lenin’in önerileri damgasını bastı. Fabrika Komiteleri Konferansı, bir Merkezi Konsey seçti. Böylece komite hareketi ve üretimin denetlenmesi meselesi şimdilik Petrograd ile sınırlı olsa da merkezileşmiş oluyordu. Konferans, delegelerin ezici çoğunluğunun oylarıyla komiteleri, “en geniş demokrasi temelinde seçilmiş ve kolektif önderliğe sahip savaşçı örgütlenmeler” olarak ilan etti. Hedef “yeni çalışma koşullarının yaratılması” ve üretim ve dağıtım üzerinde işçi sınıfının tam denetiminin örgütlenmesi idi. Bir Bolşevik işçi şöyle diyordu: “Üretimin denetimini kendi ellerimize almakla, üretimin pratik yanlarını öğrenecek ve onu geleceğin sosyalist üretimi düzeyine çıkaracağız.” (akt: Maurice Brinton, age, s.30)

Komitelerin örgütlenmesi ve bir merkezi işleyişe kavuşturulması bir zorunluluk olarak kendini dayatmaktaydı. Zira üretimin denetlenmesi noktasında ve pek çok sorunda komitelerin önüne aşılması gereken sorunlar çıkıyordu ve bu sorunlar, merkezi bir örgütlenme olmadan her işyerinin kendi başına çözeceği cinsten değildi. Elbette komiteler bölge ya da merkezi sovyetlere bağlı olarak çalışabilir veyahut da sovyetler, komiteler ve sendikalardan seçilen delegelerin oluşturduğu bir üst kurul, tüm komiteleri belirli bir amaç doğrultusunda örgütler ve çıkan sorunları çözebilirdi. Ne var ki Menşevikler ve Sosyal Devrimciler, sovyetlerin tüm iktidarı almasına yanaşmadıkları gibi, üretimin kontrolünün sovyetler tarafından merkezi olarak örgütlenmesine de karşı çıkıyorlardı. Bu durumda devrimci kitleler kendi çözümlerini kendileri buldular: Bolşeviklerin belirli bir yönlendirmesi olmakla birlikte, komitelerin merkezileşmesi bir anlamıyla kendiliğinden, bir zorunluluk olarak gelişti. Ve Petrograd’da merkezi bir konseyin kurulması diğer sanayi şehirlerinde heyecanla karşılandı. Petrograd Komiteleri Merkezi Konseyi daha doğar doğmaz ulusal bir rol oynamaya başlamıştı: Pek çok sanayi şehrine delegeler gönderdi ve buralarda da merkezi konseylerin kurulmasını örgütledi. Haziran sonuna doğru en az yirmi beş şehir ve bölgede, komiteleri koordine eden merkezler kurulmuş bulunuyordu ve bu merkezler ilerleyen aylarda kurulacak Rusya Fabrika Komiteleri Merkezi’nin de kaldıracı olacaktı.

Hammadde ve yakıt sorununun giderilerek üretimin devam ettirilmesi, vasıflı işçilerle vasıfsız işçiler arasında çıkan sürtüşmelerin çözülmesi, genel olarak işçilerin disipline edilmesi, fabrikanın ve işçilerin güvenliğinin sağlanması meselesi hep komitelerin sırtındaydı. Örneğin işyeri komiteleri üretimin kapasitesi ile gerekli olan kömür ve yakıtın ne olduğunu Petrograd Merkezi Konseyi’ne bildiriyor ve konsey de karneyle verilen kömür ve yakıtın gerekli biçimde dağıtılmasını örgütlüyor ve böylece bazı fabrikalar kapanmaktan kurtarılıyordu. Ayrıca konsey, yardım isteyen komitelere teknik bilgi sağlanması için mühendislik bölümü kurmuş, bir işyerinden bir başka işyerine fon aktararak bir çok fabrikanın kapanmasını önlemişti. Yanı sıra, komiteler gıda maddelerinin sağlanmasını ve karneyle dağıtımını, konut bulunmasını, dul kadınlara ve işsizlere yardım yapılmasını, komünal mutfakların ve çocuk yuvalarının örgütlenmesini, alkole, kumara ve hırsızlığa karşı mücadele edilmesini, yerel adalet, eğlence ve kültürel işlerin örgütlenmesini de üzerlerine almışlardı. Yani pek çok noktada sovyetlerin alanına giren bir örgütlenme ve faaliyet içerisindeydi komiteler.

Komitelerin önemli görevlerinden biri de Kızıl Muhafızların sevk ve idare edilmesiydi. Şubat devrimiyle birlikte dağıtılan polis gücünün yerini, işçi semtlerinde, yerel sovyetlere ve komitelere bağlı bu Kızıl Muhafızlar almıştı. Kızıl Muhafızlarda görev alacak işçiler kurayla belirleniyor, sürekli nöbet değişimi yapılıyor ve mümkün mertebe tüm işçilerin görev alması ve askeri olarak eğitilmesi sağlanıyordu. İşçi mahallelerinin, fabrikaların, yapılan grev ve yürüyüşlerin güvenliğini sağlayan Kızıl Muhafızlar, komitelerin üretimde işçi denetimini hayata geçirmesi ve ileri sürülen talepleri patronlara kabul ettirmesi noktasında da görev üsleniyorlardı. İşçi milislerinin önemli bir bölümü görev başındayken ücret alıyordu. Gerek bu ücretler gerekse askeri eğitim amacıyla tutulan uzmanların ücreti kapitalistlere ödettiriliyordu ve bu işten sorumlu olan organ işyeri komiteleriydi.

İşçi denetimi işçi iktidarına ilerlemelidir

Devrimci kitlelerin burjuvaziye karşı mücadelesinin ilk aşaması üretimde işçi denetiminin sağlanması olmuştu ve bu yaygın ölçüde de başarılmıştı. Ne var ki üretimin kontrolünün büyük ölçüde sağlanmış olması sorunların çözülmesi anlamına gelmiyordu. Burjuvazi ile işçi kitleleri muazzam bir savaşım içindeydiler ve kapitalistler durmaksızın karşı-devrimci sabotajlar düzenliyorlardı. Kapitalistler, bozulan makineler için gerekli parçaları almayarak veya alınmasını geciktirerek ve hatta makineleri bozarak, hammaddeleri ve stokları yok ederek, üretilen malları saklayarak ve teknik personelin görevini yapmasının önüne geçerek üretim sürecine her açıdan darbe indirmeye çalışıyorlardı. Kapitalistlere göre tüm bunların müsebbibi işçi denetimi ve işyeri komiteleriydi. Anlaşılacağı üzere, komitelerin enerjisinin önemli bir bölümü kapitalistlerin bu sabotajlarını engellemeye ve üretimi devam ettirmeye gidiyordu. Lakin yine de sorunların üstesinden gelinmiş olunmuyordu: İhtiyaç duyulan makinelerin ve hammaddelerin satın alınması, buna sermaye ayrılması ve pazar sorunlarının çözülmesi gerekiyordu ve tek tek işyeri komiteleri bunları çözemezdi. İkili iktidarın işçi sınıfının iktidarına ilerletilmesi ve sanayinin merkezileştirilmesi mutlak bir zorunluluktu: Sorunlar ancak işçi iktidarı altında merkezi bir planlamayla çözülebilirdi.

Esasında Komiteler Merkezi Konseyi’nin kurulması da üretimin merkezileştirilmesine dönük bir ihtiyacın ürünüydü ve devrimci kitleler, kapitalistlerin devre dışı bırakılarak işyerlerinde yönetimin tümüyle ele geçirilmesi gerektiği fikrine doğru kayıyorlardı. İktidar tümüyle ele geçirilmediği takdirde burjuvazinin giriştiği karşı-devrimci sabotajlar başarılı olacak ve devrim yenilecekti. Nitekim kapitalistlerin giriştiği sabotajlar ve işten çıkartmalar Haziran ayında müthiş bir artış gösterdi. Kapitalistler hammadde, yakıt ve benzeri şeylerin yokluğu gerekçesiyle ya lokavta gidiyor ya da işçileri kitleler halinde sokağa terk ediyorlardı. Mart ile Mayıs arasında 18 bin işçi kapatılan fabrikalar yüzünden işten atılmıştı ve bu sayı Haziranda 38 bine yükseldi. Savaşım kızıştıkça lokavtların ve işten atılanların sayısı da artacaktı.[1] Kapitalistlerin amacı belliydi: işçi sınıfını aç bırakmak, moral açıdan çökertmek ve devrimi karşı-devrime çevirmek! Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Menşeviklerin ve Sosyal Devrimcilerin de içinde yer aldığı Geçici Hükümet, Rus ordularının savaş cephelerinde taarruza geçmesine karar vermişti. Devrimci işçi ve asker kitleleri bu partilere olan güvenlerini giderek daha fazla yitiriyor ve Bolşeviklere yöneliyorlardı.

Haziran ayının başında yapılan Petrograd Komiteler Konferansında 421 delegeden 330’unun Bolşevikleri desteklemesi ve Lenin’in önerilerinin kabul görmesi bu değişimin bir ifadesiydi. Kitlelerdeki saf değiştirme esas olarak, 18 Haziranda yapılan gösteride açığa çıktı: Bu mitingi aslında Menşevikler ve Sosyal Devrimciler örgütlemişlerdi ve amaçları kitlelerin Bolşevikleri desteklemediğini ortaya koymaktı. Lakin hüsrana uğradılar. Devrimci işçi ve asker kitlelerin taşıdıkları pankartların ve haykırdıkları sloganların yüzde 90’ı Bolşeviklere aitti.[2] Taarruzun bozgunla sonuçlanması ve savaşın dayanılmaz bir hal alması, sanayinin durma noktasına gelmesi, devam eden işten atmalar, açlık ve sefalet devrimci kitleleri barut fıçısına çevirmişti. Nihayetinde Menşevikleri ve Sosyal Devrimcileri ihanetle suçlayan devrimci kitleler, 3-4 Temmuzda, burjuvaziyi alaşağı etmek ve tüm iktidarı sovyetlere vermek üzere ayaklandılar. Ancak bu ayaklanma Petrograd ile sınırlıydı ve ülke genelinde iktidarı ele geçirmek üzere bir hazırlık yapılmamıştı. Bundan ötürü Lenin ve Bolşevikler, bu zamansız kalkışmada kitleleri geri çektiler. Bu geri çekilişi bir karşı-devrim fırtınası izledi ve sözümona sosyalist partiler de burjuvazinin kampanyasına katıldılar. Bolşevik kadroların bir kısmı yeraltına çekilmek zorunda kalırken Lenin Finlandiya’ya geçti, Troçki ise tutuklandı.

Karşı-devrim rüzgârlarını arkalarına alan kapitalistler derhal, Nisan ayında bir yasa ile saptanan üretimde işçi denetiminin çerçevesini sınırlandırmak ve komiteleri dağıtmak üzere harekete geçtiler. Rusya İşverenler Kongresi, işçi temsilcilerinin komite işleriyle uğraşırken aldıkları ücrete son verildiğini ve bundan sonra, bu delegelerin görevlerinden ötürü askerlik hizmetlerinin tecil edilmesine gerek olmadığını açıkladı. Bununla birlikte, komite üyelerinin fabrika içinde toplanmasının da önüne geçmeye başladılar. Parça başına ücret ödeme sistemine geçilmesi için de bir kampanya başlatan kapitalistler, fabrikaların aynı Çarlık zamanındaki gibi askeri statüye alınması talebinde bulunmaktaydılar. Burjuvazinin hükümet ortağı sözde sosyalistler de bu kampanyaya büyük bir destekle katıldılar. 23 Ağustosta bir bildiri yayınlayan Menşevik bakan Skobelev, fabrikalara işçi alınması ve çıkartılması işlerine karıştıkları takdirde, işyeri komiteleri hakkında yasal işlem başlatacağı tehdidini savurdu. Çok açık ki, bu girişimin amacı işçi denetiminin önemli bir ayağını kırarak onu felce uğratmaktı. Kornilov devrimi ezmek üzere Petrograd’a doğru harekete geçmiş ve işçiler de karşı-devrimi geri püskürtmek amacıyla Bolşeviklerin önderliğinde silahlanmışken, 28 Ağustosta Skobelev ikinci bir bildiri daha yayınladı. Skobelev, komitelerin normal çalışma saatleri içinde toplanmasının yasaklandığını ve çalışmayan komite üyelerinin ücretlerinden kesinti yapılacağını açıklıyordu.

Barışın bir türlü sağlanamaması, burjuvazinin ve onunla işbirliği yapan sözde sosyalist partilerin savaşı bitirmeye niyetinin olmaması, toprakların yoksul köylülere dağıtılmaması, karşı-devrimci dalganın Kornilov’un darbe girişimiyle tepe noktasına çıkması, Menşeviklerin burjuvaziyle birlikte işçi denetimini felç etme ve komiteleri pasifize etme kampanyasına girişmesi… Bütün bunlar, artık tahammülü kalmayan kitleleri radikalleştirmiş ve Bolşeviklerin saflarına yönlendirmişti. Kornilov darbesinin ezilmesinde büyük bir rol oynayan Bolşevikler devrim sahnesine geri dönüyor ve olayların akışı alabildiğine hızlanıyordu. 31 Ağustosta Petrograd ve 5 Eylülde ise Moskova sovyetlerinde Bolşevikler çoğunluğu kazandılar. Bu değişim, kitlelerin tümüyle devrim safına geçmesinin ifadesiydi. 10 Eylülde toplanan üçüncü Petrograd Fabrika Komiteleri Konferansı, Menşevik bakanın talimatlarını tanımadığını açıkladı. İşçiler tabandan komitelere ve merkezi konseye, işyerlerinin devletleştirilmesi ve tümüyle işçilerin kontrolüne –yani yönetimine– geçmesi için durmaksızın baskı uyguluyorlardı. Artık devletleştirme çağrılarının muhatabı Geçici Hükümet değil, Bolşeviklerin yönetimindeki sovyetlerdi: İşçi yığınları, tüm iktidar ele geçirilmediği müddetçe kapitalistlerin sabotajlarının engellenemeyeceğinin apaçık farkındaydılar.

Siyasal iktidarı almanın tüm şartlarının olgunlaştığını düşünen Lenin, Eylülün ortasından itibaren ayaklanma hazırlıklarına girişmeleri için Bolşeviklere çağrıda bulunmaya başladı. Devrimin görevleri üzerinde duran Lenin, tüm iktidarı ele alacak olan sovyet hükümetinin derhal, üretimin ve tüketimin işçiler tarafından denetimini ulusal ölçekte kurumsallaştırmasını ve ticari sırrı tamamen ortadan kaldırmasını, bankaların ve sigorta şirketlerinin ve bunların yanı sıra, petrol, maden kömürü, metalürji, şeker gibi başlıca sanayi kollarını da hemen devletleştirmesi gerektiğini ileri sürüyordu (Nisan Tezleri, Sol Yay., 1979, s.190). Lenin, Finlandiya’dan Bolşevik Merkez Komitesine peş peşe yazdığı mektuplarda iktidarın ele geçirilmesi için harekete geçilmesi çağrısında bulunuyordu. Lenin’e göre “tüm iktidar sovyetlere” sloganı bir ayaklanma çağrısıydı ve koşullar yeterince olgunlaşmışken beklemek demek, ölüm demekti! Ancak Kamanev ve Zinovyev’in başını çektiği bir grup Merkez Komite üyesi ve Bolşeviklerin liderliğine geçen sendikaların başında bulunan kimi unsurlar iktidarı almanın şartlarının oluşmadığını ileri sürerek Lenin’e karşı çıkıyorlardı. Buna mukabil, Bolşevik işçilerin çoğunlukta olduğu Petrograd Fabrika Komiteleri Merkezi Konseyi ayaklanmadan ve Lenin’den yana tavır koydu. İşçiler kesinkes iktidarın tümüyle ele geçirilmesini istiyorlardı.

Fabrikalar Merkezi Konseyi, iktidarın ele geçirilmesi noktasında, Troçki’nin başında bulunduğu Askeri Devrimci Komite ile birlikte çalışmaktaydı. Konsey işçi milisleri sevk ve idare etmede büyük bir rol oynadı. 25 Ekimin ilk ışıkları sökün ederken Geçici Hükümet tarihe intikal ettirilmiş ve iktidara sovyetlerde ve komitelerde örgütlenmiş işçi sınıfı oturmuştu. Üretimde planlı bir işçi denetiminin hayata geçirilmesi için Lenin bir taslak hazırladı. İşçi Denetimi Taslak Kararnamesi adıyla 3 Kasımda Pravda’da yayınlanan taslak, “en az beş işçi ve personel (birlikte) çalıştıran ya da yıllık cirosu en az 10 bin ruble olan tüm sınai, ticari, bankacılık, tarım ve diğer kuruluşlarda üretim, depolama, satın alma ve mamuller ile hammaddelerin satışı konularında işçilerin kontrolünü” şart koşuyordu. Taslağa göre denetim, “verili bir işletmedeki bütün işçi ve görevlilerce, işletme olanak verecek kadar küçükse doğrudan, yoksa kitle toplantılarında doğrudan seçilen delegeler aracılığıyla yerine getirilecekti” ve delegeler “bütün kitap ve belgelere ve bütün malzeme, araç ve ürün ambarlarına ve stoklarına istisnasız ulaşma hakkına sahip olacaktı”. Komitelerin vereceği kararların fabrika sahiplerini ve yöneticilerini bağlayıcı nitelikte olduğu da belirtiliyordu. Taslak metin yapılan tartışmalarla 14 maddeye çıkartıldı ve fakat özü korunarak kabul edildi. Sovyet hükümeti “ekonominin her alanında işçi denetiminin otoritesini tanıdığını” ilan ediyordu.

Rusya işçi sınıfının tarihe kazıdığı muzaffer devrim deneyimi, bir kez işçi denetimine girişen kitlelerin bu sınırlarda kalamayacağını ve iktidarı almaya yürümek zorunda olduğunu gözler önüne sermektedir. Ama bu devrimin ispat ettiği bir şey daha var: “İşçi denetimi”nin sağlanması ve onun siyasal iktidarın fethine ilerletilmesi zorunluluğu kendiliğinden gerçekleşmemektedir. İşçi kitlelerinin ve toplumun yoksul kesimlerinin önderliğini kazanacak ve onları doğru taktiklerle ve doğru zamanda iktidarın ele geçirilmesi için yönlendirecek Bolşevik tipte bir partiye de ihtiyaç vardır. Rusya işçi sınıfının devrim deneyimi bugün de bizlere ışık tutmaya ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor.



[1] İşten atılanların sayısı Temmuzda 48, Eylülde ise 61 bine çıktı. Donetz Havzasında 100 bin maden işçisi işten atıldı ve Moskova’da sadece tekstil sektöründe işten atılanların sayısı 50 bini geçiyordu. Urallar’da fabrikaların yarısı kapandı. Ekim ayında yalnızca Petrograd’da 40 bin işçi işini kaybetti ve bunların 25 bini metal sektöründe çalışmaktaydı.

[2] bkz: Akın Erensoy, Dünyayı Sarsan On Gün, www.marksist.com

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no.48, Mart 2009