Navigation

AKP ve Anadilde Eğitim

AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın günlerce sır gibi sakladığı, büyük bir merak ve beklenti yaratarak açıkladığı sözümona demokratikleşme paketinden, Kürt sorununun çözümü bağlamında dişe dokunur bir şey çıkmadı. Bu paketin en çok ses getiren maddelerinden birini, özel okullarda Kürtçe eğitim hakkının tanınması oluşturuyordu. Kürtlerin temel taleplerinden birini oluşturan anadilde eğitim hakkı, sözde tanınıyormuş gibi görünüyor, ama aslında son derece sınırlı bir alana hapsedilerek gasp edilmeye devam ediliyordu. Lakin AKP’nin ve yandaş medyanın “büyük değişim” tepinmesiyle kaldırdığı toz bulutları çekilince görüldü ki, ortada, özel okullarda bile olsa her düzeyi kapsayan bir Kürtçe eğitim hakkı dahi yok! İlk ve ortaokullar, 2014-2015 yılında özel okullarda başlayacak Kürtçe eğitim kapsamına alınmış değil. Yani Kürtçe eğitim esas olarak özel liselerde verilebilecek. Eğer hükümet lütufta bulunursa, önümüzdeki yıllarda ilk ve ortaokullarda da Kürtçe eğitim verilebilecek, ama yalnızca matematik ve fen derslerinde!

Söz konusu paketin alabildiğine şaşaayla sunulmasının amacı, hiç kuşku yok ki yaklaşan seçimlerdir. AKP, demokratikleşme namına neredeyse hiçbir adım atmadan, sahneye koyduğu “paket şov”uyla geniş kitleleri uyutmaya, körleştirmeye ve çok köklü değişiklikler yapmış izlenimi doğurmaya çalışmaktadır. Bu kandırmaca paket, Kürt halkının derdine deva olacak ve Kürt sorununun çözülmesine hizmet edecek bir paket değildir. İlkokuldan başlayarak devlet okullarında Kürtçe eğitimin önünün açılması, bir başka deyişle anadilde eğitim, Kürt halkının temel taleplerinden birini oluşturmaktadır. Fakat AKP, Şark kurnazlığıyla Kürt halkını oyalama, aldatma ve kırıntılarla susturma peşindedir. Hiç kuşku yok ki, lise yaşına kadar anadilinde eğitim almayan ve böylece anadili dumura uğratılmaya çalışılan Kürt çocuklarının önüne, özel liselerde parayla anadillerinde eğitimin konması bir tür asimilasyondan başka bir şey değildir. Üstelik bu okullarda bile edebiyat, dil, tarih, felsefe, coğrafya gibi sosyal derslerin Türkçe okutulması zorunlu kılınırken, Kürtçe eğitime yalnızca matematik ve fen derslerinde izin verilmektedir.

Kürtçe eğitim devlet okullarında ve ilkokuldan başlayarak hayata geçirilmedikçe, hem Kürtçenin yazılı bir kültür dili olarak kitleselleşip gelişemeyeceği hem de Kürt çocukların anadillerini yazılı bir kültür dili düzeyinde öğrenemeyecekleri çok açıktır. Zaten TC egemenleri de bu gerçeği gayet iyi bildikleri için, anadilde eğitimin mümkün olduğunca önüne geçecek politikalar izlemektedirler. Düzen cephesi ve AKP kurmayları, Kürt halkının anadilde eğitim talebini mantıksız göstermek amacıyla sıkça, Kürtçenin çok lehçeli ve eğitim dili olamayacak kadar yetersiz bir dil olduğunu ileri sürmektedirler. İleri sürülen bu sözde argümanın altında, aynı zamanda Türk kibrinin ve şovenizminin olduğunu ve ayrıca bunun konuyu çarpıtmak anlamına geldiğini de belirtelim. Anadilde eğitim meselesi, dilin yetersizliği ya da lehçe sayısının çokluğu meselesi değildir. Ayrıca belirtmek gerekiyor ki, düzen temsilcilerinin çıkıp yetersizlikten dem vurması tam bir riyakârlıktır. Zira on yıllardır Kürt halkını baskı altına alan, dilini yok sayan ve Kürtçenin gelişmesinin önüne geçen bizzat TC değil mi? Hiç kuşku yok ki, hiçbir dil, eğitim dili haline gelmeden ve bu konuda özel bir çaba harcanmadan gelişip yetkinleşemez. 90 yıldır rejim tarafından tek resmi dil olarak dayatılmasına, edebiyattan felsefeye her alanda yüksek bir kültür dili olarak gelişmesi için tüm devlet olanaklarının seferber edilmesine ve bu amaçla üniversitelerde yaygın bir şekilde açılan Türk dili ve edebiyatı bölümlerinin yanı sıra Türk Dil Kurumu gibi kurumlar kurulmasına rağmen Türkçenin bile halen sınırlılıklar ve sorunlar yaşadığı dikkate alındığında, bir dilin kendiliğinden tüm engelleri aşarak yetkinleşemeyeceği daha iyi anlaşılır.

Gerek düzen cephesi gerekse onun bir parçası olan AKP, Kürtçe eğitime karşı çıkarken, ikinci bir resmi dil olmayacağını, Türkçenin yanında bir başka dilde eğitim verilmesinin ülkeyi böleceğini iddia ediyor. Meselâ AKP’li Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu şunları yumurtlayabiliyor: “Bir tek Kürtlerin mi anası var? Ya tüm etnik gruplar eğitim hakkı isterse? Bölünmeye gider.” Öncelikle şu hususu hatırlatmakta yarar var: Kürt hareketinin, şu anda Kürtçenin resmi dil olması gibi bir talebi yoktur. Velev ki Kürtçe ya da bir başka dil Türkçenin yanı sıra resmi dil ve eğitim dili olarak kabul edilsin, bunun ülkeyi böleceğini ileri sürmek bilinçli bir çarpıtmadan başka bir şey değildir. Bu çarpıtmanın amacı geniş kitleleri aldatmak ve onları milliyetçi bir temelde Kürt halkının taleplerine karşı kışkırtmaktır. Bir halkın dilinin tanınması, kamusal alanda resmi dillerden biri olarak kullanılması ve bu dilde eğitim verilmesi ile bir ulusun bağımsız devletini kurması arasında doğrudan ve zorunlu bir bağ yoktur. Eğer böyle olsaydı, birden çok halkın dilini tanıyan ve bu dillerin eğitimde kullanılmasına izin veren ülkeler paramparça olurdu. Birden fazla resmi dilin ya da anadilde eğitimin ülkeyi böleceğini ileri sürmek kocaman bir yalandır. Hakikat, bu milliyetçi/şovenist yaklaşımı çürütmektedir; nitekim dünyada hiçbir resmi dili olmayan devletler olduğu gibi, birden fazla resmi dili olan devletler de vardır:

“Örneğin çoğu insanın sandığının aksine İngilizce ABD’nin resmi dili değildir. Çünkü ABD’de federal düzeyde bir resmi dil bulunmuyor. İngilizce ABD’de yalnızca fiili olarak (de facto) bir resmi dil gibi kullanılmaktadır. ABD’yi oluşturan devletlerin (eyaletler) her birinde de resmi dil konusu farklı biçimde düzenlenmiştir. Kimisinde İngilizce resmi dil iken kimisinde bir resmi dil bulunmamakta, kimisinde İngilizcenin yanı sıra İspanyolca veya Fransızca gibi başka diller resmi ya da fiili resmi dil olarak kullanılmaktadır. Aynı ABD gibi, tanımlanmış bir resmi dili olmayan başka ülkeler de vardır ve bunlar dünya üzerinde ağırlığı olmayan küçük ülkeler de değildir. Meselâ Avustralya, Almanya, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, İsveç gibi ülkeler. Bunların ilkel, geri ve resmi dil yokluğu nedeniyle kaos içindeki ülkeler olmadığı da açıktır. Demek ki resmi dil olmayınca kıyamet kopmuyor, ülkeler batmıyor.

“Elbette bu tür ülkelerin sayısı fazla değil. Ama diğer taraftan dünyadaki ülkelerin çok büyük çoğunluğu birden çok resmi dile sahiptir. Tek resmi dile sahip olan ülkelerin de büyük çoğunluğu etnik açıdan aşağı yukarı türdeş küçük ülkelerdir. Böyle olmayanların sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Ve çok açıktır ki bu ülkeler en demokratik ülkeler arasında değildir… Bu arada resmi dilin sadece ulusal düzeyde geçerli dil anlamına da gelmediğini hatırlatalım. Birçok ülkede ulusal düzeydeki resmi dilin ya da dillerin yanı sıra, yerel olarak tanınmış resmi diller de bulunmaktadır. Tüm bu gerçekler resmi dil ve tek resmi dil faraziyesinin koca bir efsaneden başka bir şey olmadığını göstermektedir.”[*]

Örneğin Hindistan ve Güney Afrika’da pek çok dilde eğitim verilmektedir ve bunların bir kısmı resmi dil düzeyindedir aynı zamanda. Yalnızca Güney Afrika’da ondan fazla resmi dil bulunmaktadır. Birden çok dilde eğitim verilen Norveç’in bölündüğü falan yok! Bölünme öcüsüyle bir taraftan kitlelerin bilinci esir alınmaya çalışılırken, öte taraftan da Türkçe dışında başka dillerde eğitim hakkı gasp edilmektedir. Oysa anadilde eğitim, en temel demokratik haklardan biridir. Kaldı ki anadilde eğitim hakkını kazanan bir halk, meselâ Kürt halkı, yarın kendi kaderini tayin hakkını da kullanmak isteyebilir; bu en meşru hakkın kullanılmasından ya da kullanılma ihtimalinden ötürü anadilde eğitim hakkı yasaklanamaz. Bugün Türkiye’de birçok farklı etnik unsur yaşamaktadır ve isteyen her halk kendi anadilinde eğitim alabilmelidir. Yeterli öğretmenin olmaması, bunun için gerekli eğitim materyallerinin bulunmaması gibi argümanlar boş bahanelerden ibarettir. Zira devlet böylesi bir talep karşısında, yeterli sayıda öğretmen yetiştirmekle ve her türlü eğitim materyalini hazırlamakla sorumludur. Niyeti olan çözümünü de bulur!

En temel demokratik hakları tanımayan AKP, verdiği kırıntılarla Kürt halkını bölmeye çalışmaktadır. Çok açık ki, özel liselerde Kürtçe eğitimin önünün açılmasıyla bu okullara yalnızca zengin Kürtler çocuklarını gönderebileceklerdir. Bu, yoksul Kürt çocuklarına “sizin neyinize anadilinizde eğitim” demekten başka bir anlama gelmiyor. Nitekim AKP’nin paketi açıklandıktan hemen sonra, Siyasal ve Sosyal Araştırma Merkezi’inin (SAMER) açıkladığı araştırmaya göre, Kürt halkının %91’i çocuklarını özel okula gönderme olanağı olmadığını ifade etmiş bulunuyor. Kürtlerin %77 gibi ezici bir çoğunluğu ise, kamu eğitimi olmadan özel okulların önünün açılmasına karşı olduklarını dile getirmektedir. Hiç kuşku yok ki Kürt halkı, özel okulları devreye sokan AKP’nin amacının, Kürtler arasında ayrışma yaratarak anadilinde eğitim talebini güçten düşürmek olduğunun farkındadır.

AKP’nin bir diğer amacı ise, özel okullar üzerinden Kürdistan’da cemaatlerin elini güçlendirmektir. Bilhassa eğitim alanına yönelmiş olan, kadrolarını ve etrafındaki kitleyi bir ölçüde buradan devşiren Gülen cemaati, uzun bir süredir Kürdistan’da tutunmaya çalışmaktadır. PKK’nin Kürdistan’daki etkisinden dolayı burada fazla yol alamamış olan Gülen cemaati, seküler ve sol bir anlayışa sahip PKK’nin muhatap alınmasına karşı çıkmaktadır. Zira sorunun bu şekilde çözülmesiyle birlikte PKK’nin Kürt halkı içinde daha da güçleneceğini ve cemaatin bölgeye girişinin, burada hegemonya kurmasının daha da zorlaşacağını bilmektedir. Cemaate göre, devlet PKK’ye karşı amansız bir mücadele vererek onun belini kırmalı, ama bu arada örgüt muhatap alınmadan Kürtlerin bazı talepleri karşılanarak PKK ile bağlarının kopartılması sağlanmalıdır. Bu nedenle özel liselerin açılmasıyla cemaatin bölgeye bilhassa ağırlık vereceği açıktır. Gerek AKP gerekse cemaat, dini istismar ederek Kürt halkını bölme, Kürt hareketini zayıflatma ve böylece kırıntılara razı etme hayali kurmaktadır.

SAMER’in yaptığı araştırma, Kürt halkının anadilde eğitim ve özerklik gibi talepleri olmadığını, bunları PKK’nin ileri sürdüğünü ve silah zoruyla halka dayattığını ileri süren düzen cephesinin yalanlarını da teşhir etmektedir. Araştırmaya göre Kürtlerin yaklaşık %67’si, AKP’nin açıkladığı paketin taleplerini karşılamaya yetmediğini ifade etmektedir. Meselâ, “bir sonraki demokrasi paketinde sizce hangi talepler yer almalıdır?” sorusuna şu yanıtlar verilmiş: Kürtlerin statüsünün tanınması %74, devlet okullarında anadilde eğitimin yer alması %78, Kürtçenin resmi dil olarak tanınması %71, demokratik özerklik %69, genel af %71, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi %77. Neresinden tutulursa tutulsun Kürt halkının ezici çoğunluğu, özerklikten ve devlet okullarında anadilde eğitimden yanadır.

Düzen cephesi ve AKP ne yaparsa yapsın Kürt halkının taleplerini bastıramaz ve sorunun üzerinden atlayamaz. Ortadoğu ölçeğinde ayağa kalkan Kürt halkının mücadelesini bastırmanın imkânsız olduğu besbellidir. Fakat egemenler, gerçekleri olduğu gibi kavramak yerine, hâlâ olmadık yollar tutmakta ve meselâ Rojava Kürtleriyle Türkiye’deki Kürtlerin buluşma noktası olan Suriye sınırına duvar çekmekteler. Kürt sorununu çözümsüz bırakan ve bölgede Kürt halkının ayağa kalkmasıyla sıkışan Türkiye, özellikle PKK’nin etkisini kırmak ve Kürt halkının taleplerini aşağıya çekmek için Rojava’daki Kürt inisiyatifini boğmaya girişmiştir. PKK çizgisindeki PYD’nin hâkim pozisyonda olduğu Rojava’ya saldıran El-Nusra cephesi gibi radikal İslamcı güçler beslenip desteklenmekte, Kürtlerin Suriye’de yarattığı fiili özerlik ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Ne var ki El-Nusra bu çabasında başarılı olamadı ve PYD Türkiye sınırındaki topraklar üzerinde kontrolünü güçlendirdi. Bu kez AKP iktidarı, sınırın iki tarafındaki Kürtlerin birbirleriyle ilişkisini kesmek üzere harekete geçti ve sınıra duvar örmeye başladı.

Yaklaşık yüz yıl önce emperyalist güçler tarafından masa başında çizilen haritalar sonucunda yapay bir şekilde bölünen Kürt halkı, şimdi de TC’nin duvar engeliyle karşılaşmış bulunuyor. AKP’nin Suriye sınırına çektiği duvar, aynı zamanda onun ikiyüzlü tutumunu da gözler önüne sermektedir. İsrail’in Filistin halkını boyunduruk altında tutmasına ve Filistin topraklarını duvarlarla kuşatmasına gelince pek özgürlükçü kesilen AKP, söz konusu olan Kürtler olunca İsrail’in yöntemlerine başvurmaktan geri durmamaktadır.

Türkiye’nin Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatması, emperyalist savaşın cehenneme çevirdiği Ortadoğu ortamında sorunu daha da derinleştirmekte ve halkları karşı karşıya getirecek bir çatışmaya zemin hazırlamaktadır. Ortadoğu’da yürüyen emperyalist savaşın doğrudan bir parçası haline gelecek böylesi bir çatışmanın, halklar açısından tarifsiz bir yıkım anlamına geleceği çok açıktır. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmanın yolu Kürt halkının taleplerinin karşılanmasından geçmektedir. Kürt halkının ezilmesinden bir çıkarı olmayan Türkiye işçi sınıfı, sermayenin emperyalist emellerini hayata geçirmek üzere Ortadoğu’da maceralara girişen AKP iktidarının şoven ve yıkıcı politikalarına alet olmamalıdır. İşçilerin birliği, halkların eşitliği ve kardeşliği şiarıyla Kürt sorununun çözülmesi yönünde mücadele etmelidir.




[*] Levent Toprak, Şovenizmin Tabuları ya da Üniter Devlet ve Resmi Dil Yalanları, MT, Ekim 2009

Kaynak: 
Marksist Tutum, Kasım 2013, no: 104