Navigation

1 Kasım ve AKP’nin Emperyalist Siyaseti

AKP’nin amacı istikrar getirmek falan değildir. O işçi-emekçi kitleleri dindar-dindar olmayan diye kutuplaştırmak, itaatkârlaştırıp alıklaştırmak, büyük güç olma propagandası eşliğinde ulusal gururu okşamak ve emperyalist siyasetinin payandası haline getirmek istemektedir. Rus uçağının düşürülmesinden sonra kitlelerde gazlanan milliyetçilik bunun bir ifadesidir. Karagül gibileri, AKP öncülüğünde sürdürülen emperyalist siyasete ideolojik ve toplumsal destek oluşturma peşindedirler. “Şanlı Selçuklu ve Osmanlı” efsanesi eşliğinde “Büyük Türkiye” söyleminin öne çıkartılması, “Anadolu’ya hapsedilmek istenen ümmetin lideri Türkiye”nin artık kabına sığmadığı ve “milletin omurgasının siyasi öncülere güç verip yollarını açtığı” yollu propagandalar bu emperyalist ideolojiyi kitlelerin bilincinde hâkim kılmaya dönüktür.

1 Kasım seçimlerinin sonuçları tartışılmaya devam ediyor. Hiç kuşkusuz AKP’nin kendisi dâhil toplumun geniş bir kesimi ortaya çıkan sonucu beklemiyordu. Geniş emekçi kitlelerin AKP’ye oy vermesinde ve dolayısıyla söz konusu sonucun ortaya çıkmasında pek çok etmen var. İşçi sınıfının örgütlülük ve bilinç düzeyinin, sınıflar arası güç dengesinin, burjuva siyaset arenasındaki gelişmelerin toplumu nasıl koşullandırdığının üzerinden atlanarak seçim sonuçları derinden kavranamaz.

Kuşkusuz 1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendirirken bizim odaklandığımız noktalar ile burjuva kesimlerin, düzen partilerinin, araştırmacıların veya sosyologların odaklandıkları konular birbirinden farklıdır. Örneğin AKP’nin emperyalist siyasetinin propaganda edilmesinde önemli bir görev üstlenen Yeni Şafak gazetesinin başındaki İbrahim Karagül, Türkiye’nin emperyalist emelleri üzerinde dururken, bu bağlamda 1 Kasım seçimlerinin sonuçlarına da değiniyor. 20 Kasım tarihli bu değerlendirmede geniş halk kitlelerinin bilinçli bir şekilde AKP’nin emperyalist siyasetine yol verdiği iddia edilmektedir:

“Türkiye’nin yüz yıl sonra başlattığı seferberliğin ilk hedefi 2023’tür ve yüz yıl sonra gerçek bağımsızlığın ilanıdır. Tam anlamıyla vesayetten kurtulma tarihidir. Bu tarihe yaklaştıkça savaş daha da sertleşmektedir. Üç yıldır kullanılan yöntemlerin kirliliği, çirkefliği işte bu panikten kaynaklanmaktadır. Her ne kadar 1 Kasımda bu çirkefliğin defteri dürülmüş gibi görünse de hesaplaşma 2023’e kadar devam edecek, zaman azaldıkça çatışmanın şiddeti de artacaktır. Türkiye, olağanüstü bir sabırla geldi bugünlere. … Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez böyle bir tarihi fırsat doğmuştu ve küresel güç haritasındaki dağılma Türkiye’ye olağanüstü bir hareket alanı tanıyordu. … 2023 işte o kurucu iradenin, o derin aklın Türkiye’ye tayin ettiği ilk duraktır. Yürüyüş ondan sonra da devam edecektir. 1 Kasım işte bu yüzden vatan savunmasıydı ve Anadolu’nun yüzyılların harmanladığı basireti bu başarıyı sağladı. Milletin ana omurgası ülke yönetimine el koydu, yol gösterdi. Siyasi öncülere güç verdi, yollarını açtı. Anadolu, milletimiz, bu tarihi yürüyüşü gördü, okudu, onayladı ve seferber oldu.”

Bu satırlar, hem emperyalist heveslerin hem de bu uğurda neler yapıldığının ve yapılacağının anlaşılması bakımından son derece önemlidir. Bugün Türkiye’deki tüm gelişmeleri bu satırlarda ortaya konduğu üzere AKP’nin güttüğü emperyalist siyaset şekillendirmektedir. Bunun üzerinden atlanarak ne burjuva kesimler arasındaki iktidar kavgası ne AKP ile Batılı emperyalist güçler arasındaki çelişkiler ne de AKP’nin olağanüstü bir rejim inşa etmeye koyulması anlaşılabilir. İşte bu siyasetini sürdürmeyi amaçlayan AKP, 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayarak kriz ve kaos yaratmış, savaşı tırmandırmış, böylece toplumu korkuya sürükleyerek baskı altına almış ve “ben olmazsam kriz olur” söylemi eşliğinde 1 Kasımda kendisini yeniden örgütsüz kitlelere dayatmıştır.

Hiç kuşkusuz kitlelerin niyet ve hedefinden bağımsız olarak 1 Kasım seçim sonuçları AKP’nin emperyalist siyasetine geçit vermiştir. Peki, bu, İbrahim Karagül’ün dediği gibi “milletin ana omurgasının ülke yönetimine el koyup yol göstermesi” anlamına mı geliyor? Devlet-millet özdeşleşmesine başvuran Karagül’ün “milletin ana omurgası”yla toplumun dindar ve muhafazakâr kesimlerini kast ettiği açıktır. Toplumu dindar/dindar olmayan biçiminde ayrıştıran AKP, dindar ve muhafazakâr kitleleri “makbul vatandaş” addederek kutuplaştırmayı derinleştirmeye, kitlelerin bilincine tam anlamıyla ket vurmaya, iktidarını ve güttüğü emperyalist siyaseti bu kesimler üzerine dayandırmaya ve meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Öncelikle iddia edildiği gibi ortada yekpare bir “millet” olmadığının altını kalınca çizmek lazım. Gerçek şu ki kapitalizm derin sınıf karşıtlıkları ve çelişkilerle varlığını sürdüren bir toplumsal sistemdir. Yekpare, ortak çıkarlar etrafında birleşmiş bir “millet” söylemi tümüyle emekçi kitlelerin bilincini bulandırmak üzere ileri sürülen ideolojik bir çarpıtmadır. Toplumun ana omurgasını işçi-emekçi kitleler oluşturmaktadır ve Türkiye’de geniş emekçi kitlelerin kendisini “milletin omurgası” addederek AKP’nin emperyalist siyasetine izin vermesi gibi bilinçli bir eylemi söz konusu değildir.

AKP uzun süredir, muhafazakâr/dindar, milliyetçi, sorgulamayan, itaatkâr, düzen ideolojisiyle alıklaştırılmış, AKP’nin emperyalist heveslerinin peşinden gitmeye teşne bir toplum inşa etmek istemektedir. Ancak bu toplumda sömürücü sınıfların, yani burjuvazinin her zamanki gibi düzenin sefasını süreceğini düşünürsek, geriye, aldatılmış ve kendi bağımsız sınıf çıkarlarından kopartılmış geniş işçi sınıfı ve yoksul kitleler kalmaktadır. 7 Haziranda tek başına iktidar olamayan AKP, hem iktidarını baki kılacak hem de emperyalist siyasetini sürdürecek bir hükümet kurmanın zeminini kaybettiği için seçim sonuçlarını tanımamıştır. Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak ve emperyalist siyasetini sürdürmek isteyen AKP, 7 Haziran seçimlerinin ardından, savaşın ve siyasal krizin önünü açarak tam anlamıyla olağanüstü koşullar yaratmıştır. Devletin tepeden örgütlediği savaş, kaos ve dayatılan siyaset karşısında geniş kitleler afallamış, ilk önce asker cenazeleri üzerinden kısmen tepki göstermiş ve fakat kısa süre sonra, örgütsüzlüğün ve ne yapacağını bilememenin getirdiği çaresizlikten dolayı dehşete kapılarak teslim olmuştur. Ekonomik kriz, savaş, kaos, geleceksizlik ve çıkışsızlık, kendi kurulu düzenlerinin bozulması korkusu kitleler üzerinde oldukça etkili olmuştur. Kürt düşmanlığı ve milliyetçilik kışkırtılarak kitlelerin bilinci felç edilmiş ve korkuları azdırılmıştır.

Bu şartlar altında kitleler AKP’ye oy vererek istikrar bulacaklarını düşünmüşlerdir. Ancak 1 Kasım seçimlerine ilişkin yaptığımız değerlendirmede de ifade ettiğimiz üzere, seçim sonuçlarının ne olacağını esas olarak Ortadoğu’daki gelişmeler, dünya ölçeğinde sürüp giden ekonomik kriz ve elbette bu ikisine bağlı olarak şekil alacak sınıf mücadelesi belirleyecektir. Nitekim Ortadoğu’da kızışan emperyalist savaş ve Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesiyle iki ülkenin bir anda savaşın eşiğine gelmesi, Rusya’nın peş peşe ekonomik yaptırımları devreye sokması, çözümsüz kalan Kürt sorununun ve dolayısıyla savaşın sürmesi kolayına istikrar gelmeyeceğini gözler önüne sermektedir.

Zaten AKP’nin amacı istikrar getirmek falan değildir. O işçi-emekçi kitleleri dindar-dindar olmayan diye kutuplaştırmak, itaatkârlaştırıp alıklaştırmak, büyük güç olma propagandası eşliğinde ulusal gururu okşamak ve emperyalist siyasetinin payandası haline getirmek istemektedir. Rus uçağının düşürülmesinden sonra kitlelerde gazlanan milliyetçilik bunun bir ifadesidir. Karagül gibileri, AKP öncülüğünde sürdürülen emperyalist siyasete ideolojik ve toplumsal destek oluşturma peşindedirler. “Şanlı Selçuklu ve Osmanlı” efsanesi eşliğinde “Büyük Türkiye” söyleminin öne çıkartılması, “Anadolu’ya hapsedilmek istenen ümmetin lideri Türkiye”nin artık kabına sığmadığı ve “milletin omurgasının siyasi öncülere güç verip yollarını açtığı” yollu propagandalar bu emperyalist ideolojiyi kitlelerin bilincinde hâkim kılmaya dönüktür.

İşçi sınıfı ve toplum çok büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Eğer işçi sınıfı bugünkü kutuplaşma ve örgütsüzlük durumundan kurtulup bir sınıf kimliğine kavuşamazsa ve örgütlü bir karşı duruş sergileyemezse, AKP’nin ve Türkiye burjuvazisinin emperyalist macerası işçi-emekçi kitleler için istikrar değil, felâket getirecektir.